Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Dernek Tüzüğü |  Yönetim Kurulu  |  İletişim

Anasayfa Faaliyetler Türkiye Balkanlar Iletisim Yazarlar Arsiv
Anasayfa
Duyurular
Faaliyetler
Türkiye
Yunanistan/B.Trakya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arnavutluk
Bosna/Sancak
Romanya
Karadag
Diger Ülkeler
Balkanlar
Türk Dünyasi
Konuk Yazar
Iletisim
Yazarlar
Foto Galeri
Videolar
Arsiv
Strateji/Egitim
Öne Çıkanlar
Döviz  
  Dolar : 5.7478
  Euro : 5.3875
Hava  
 
 
Video  
NURI PASA´YI TANI...
RUBASAM YKÜ Özcan...
Balkanlar Benim Y...
RUBASAM Bsk. Veki...
Özcan Pehlivanogl...
RUBASAM YÖNETICIS...
HÖH LIDERI LÜTFI ...
RUMELI´YE ELVEDA...
ELVEDA RUMELI-SKY...
ELVEDA RUMELI SK...
S. Kürsü  

Haberin Detayı

Ana sayfaya Dön

Gelen gideni aratmasin - Mustafa BEREKETLI
.
11.01.2015

Valla halk öyle der iste. Gelen gideni aratmasin. Ne bileyim, belki de bir atasözüdür bu. Bu laflar genelde birinin bir görevden ayrilip yerine bir baskasi gelirken söylenir, ama seyrek de olsa baska durumlari da dile getirmek için müsaittir

Bunun biraz daha kaba sekillerine de rastlamak mümkündür. Allah beterinden korusun, beterin beteri de vardir ve saire.
 

Mesela, bir yili zar zor geçirmissiniz ve yilin son gecesinde sehir meydanliginda hoplayip ziplayacak yerde, siz gelen gideni aratmasin diyorsunuz. Veya, dil ve kulaginiza daha hos gelirse, Allah beterinden korusun. Bu ifade gelisigüzel veya bir mantik operasyonu sonucu birbirine eklenen sözcüklerin mekanik toplami degildir. Bu ifade ariflik ifadesidir. On iki ay olup bitene taniklik etmis, her seyi bir güzel inceledikten sonra sizi beterinden korusun diye yüce Allah’a dua ediyorsunuz.

Siradan insanin bu sözleri söylemesi için analizlerle incelemelere ihtiyaci yoktur. O, bunu içgüdüsünden hareketle yapar. Hani ya, halkin içgüdüsü kusursuzdur derler. Seçimlerde, mesela, meclis aritmetigini meydana getirmekte öyle basarili olur ki, laboratuarda bile iyisini elde edemezsiniz.

Nasilsa, bugünlerde insanlar arasinda söylenenlere kulak verirseniz, bu ifadeyi sikça duyarsiniz. Kulaktan kulaga, adeta fisildarcasina söylenir; agzini açip fikrini söylemekten önce, herkes kiminle isi oldugunu bilmek ister. Ey gidi günler! diyesi geliyor insanin. Komünizmin elli senesini geçirdik böyle ihtiyatli davrana davrana, simdi o günleri tekrardan yasiyoruz gibime geliyor.

Her seyin bir baslangici var. Genelde davul zurnayla, dalgalanan renk renk bayraklarla, hevesle çekilen atesli nutuklarla baslar. Insan dedigimiz varlik her zaman yeni sayilana merak sarar; politika söz konusu olunca, bu davranis baslica bir siyasi yönelime destek vermekte görülür. Böylece, halkin iradesiyle ve rüzgarin kanatlarinda, bir lider tahta oturur. Ilerleyen yillarda ülkede ne olursa, hep onun mührünü tasir. Siyasi terminolojide bunun adi popülizm olarak geçer. Bir halk, bir önder sloganini unutmadiniz insallah.

Yillar birbirini izler, zaman su gibi akar, bir rejim ve bir lider dört senede bir tekrarlanan seçimde güvenini tazeler. Baska türlü zaten olamaz; otoriter iktidar ve onun hizmetinde olan bagimli medya dört tarafini toz dumana bogar. Genel gürültü ve patirtida kuru yaninda yas da yanar; ya iktidar yanlisi olacaksin, ya ortaliktan kaybolup gideceksin. Ortasi yok bunun. Zamanin ilerlemesiyle taviz nedir bilmeyen kabuklasmis bir ideolojiden ötürü kamplasma ve kutuplasmalar son haddini alir, toplum ikiye bölünmüs olur.

Birini veya bir seyi zaman getirir, zaman götürür. Siz hiç farkina varmadan bile, yillarin ilerlemesiyle mükemmel görünen toplumsal yapida çatlaklar beliriverir, memnuniyetsizlik artar. Bir balon veya lastigi bir dereceye kadar sisirebilirsiniz, sonra patlar.

Fizikte madde veya malzemenin yorgunlugu diye bir kural var. Demirden bir alet bile, dura dura, belirli bir süreden sonra zor kullanilir veya hiç kullanilamaz hale gelir. Bir veya birkaç insandan da zamanla bikmaya baslarsiniz. Içinizden gelen bir ses ‘’Yahu ne zamana kadar hep ayni suratlari görecegim, ayni sesleri dinleyecegim?’’ diye hep daha sik rahatliginizi kaçirir. Rejimin imtiyazlarindan yararlanan toplumsal zümreden degilseniz, bu ses pesinizi birakmaz, ta günün birinde sizi kara kara düsünmekten somut bir eyleme geçirene kadar.

Ilk günlerine dondurucu sogukla, karla buzla, rüzgarla bastigimiz 2015 yili ‘’insan malzemesinin’’ yorgunluk gösterdigi yilin baslangici olacak mi? On yil iktidar olmak daha büyük ve gelismis ülkelerde bile fazlaca uzun bir dönemdir. 2015 dile ve kulaga hos gelen yuvarlak bir rakam gibi görünüyor, ama bir dönüsüm yili olmasi bambaska bir seydir.

Bunun cevabini vermek, gökteki yildizlari bir bir saymaktan zordur. Çünkü hiç kimse bugüne kadar vatandas psikolojimizin dipsiz derinliklerine inmedi, iradenin nasil meydana geldigini arastirmadi. Buralarda Osmanli’nin gelisinden daha yürürlükte bulunan ‘’Egik basi kiliç kesmez’’ felsefesi eskiden ne kadar etkili idiyse, bugün de etkilidir.

Bununla beraber, tabii, sasilacak denilebilecek kadar azla, adeta kirintilarla memnun olmak aliskanligi da gider. Söyle, her zorluk karsisinda vatandasimiz ‘’Allah beterinden korusun’’ deyip hayatini kolaylastirabilecek bir yol aramayi düsünmez bile.

Soguk kafayla düsünerek argümanlari yan yana ve üst üste dizerseniz, alarm zillerinin çalmasina sebebiyet verecek bir sürü durumlar gözler önüne serilir. Bunlarin sadece üçünü analim.

Resmen ve kapi kadar büyük harflerle Avrupa’nin en fakir iki ülkesinden biri oldugumuz yazildi. Bunu Hasan Hüseyin degil, itibari süphe götürmeyen yetkili uluslar arasi kurulus yazdi. Halkin yarisindan fazlasi sefil. Sefillik kriteri nedir biliyor musunuz? Günde iki dolarla, yani 100 denarla yasarsaniz, siz sefil sayilirsiniz. Simdi siz varin hesaplayin bu kadar az parayla nasil geçinebilirsiniz.

Devletin övünmeleri ve her geçen gün birer dev fabrika hizmete vermesine ragmen, Avrupa’da issizlik orani en yüksek olan ülke olduk. Bunu da diyen ben degilim. Sayginligi olan uluslararasi kuruluslar diyor.

Avrupa teskilatlarina üyeligimiz kim bilir kaçinci kez askiya alindi. Duygulardan uzak durup meseleye nesnel bir yaklasim yapan herkese, bu sorun sirf ebediyen çözülmeden kalmasi için tasarlanmis oldugu hemen açik olur. Ama gel gör ki Makedon devleti çözüldü çözülecek diye on senedir bizi oyalayip duruyor.

Ülkenin yillardir çözülmeden kalan bir sürü diger sorunu daha var ki, dogrudan dogruya vatandaslarin daha büyük bir kismini etkiler. Ama tepki, iste, yok. Bundandir ki, sayet beni ‘’insan malzemesi yoruldu mu?’’ sorarsaniz, omuz silkmekten pek öteye gidemem. Yeter ki, gelen gideni aratmasin.

(Derleyen -Mustafa BEREKETLI)
 

Zaman Makinesi

Valla ben hiçbir zaman anlamadim nedir bu yilbasi gürültüsü. Aklina güvendigim bazilarini sordum sormasina, ama tatmin edici bir cevap alamadim. Sözlükleri ansiklopedileri açtim, Internet dosyalarini karistirdim, kafamin allak bullak olmasindan öteye gidemedim.
 
 

Kimileri Hiristiyan aleminin Noel yortusuna bagliyor yilbasini. Ama Noel yortusu Katoliklerde yilbasindan bir hafta önce, Ortodokslarda ondan iki hafta sonradir, ki bu takvim oyunundan ileri gelen bir durumdur. Digerleri bir yeni takvim döneminin basladigi gün olarak kutlarlar yilbasini. Asirlar boyunca su Noel yortusu ile yilbasi arasinda bir rekabet var; bazi zaman dilimlerinde agirlik bunlardan birine, bazilarinda öbürüne verilir.

-Sen ne diye kafa yoruyorsun bununla? Tarihin egrilerini düzeltmek sana mi kaldi?dedi aklina danistigim dostlardan biri. Bu böyle gelmis, böyle gidecek. Sen ha varsin ha yoksun. Ne söylersen, bosuna söylemis olursun. Senin dediklerin havanda su dövmek gibi bir seydir iste.

Dogruyu söylemek gerekirse, adam hakli. Hayatta bir sürü seyler var ki, adeta bir süredurum icabiyla asirlar boyunca tekrarlanip durmasina ragmen, hiç kimse ne sebebini bilir ne de gayesini. Basbayagi, onlar hayatin bir kismi olup, sebebi ve gayesi sorulmaz. Mesela, yas gününüzü neden kutluyorsunuz biliyor muydunuz?

Su yilbasi meselesi de öyle bir sey iste. Bu satirlari yilbasindan çok önce yazdigim halde, senaryoyu size en küçük ayrintisina kadar söyleyebilirim. Çünkü yillarla, on yillarla hep bir kalip üzerine tekrarlanip durur. Ben de iste, bir zaman makinesindeymisim gibi, gürültü patirti baslamazdan önce daha bilgisayar basina geçip asagidaki satirlari yazdim.

Sehir meydanliklarini ucuz, suni, telli kagit ve süngerden yapilmis Noel agaçlariyla süslediler, sonra etrafinda oynayip siçradilar, ta sabahlara kadar. Sarkicilarin sesleri, biriken halkin ugultusuna karisarak, bir genel eglence izlenimini verdi. Her çorbaya tuz demek olan politikacilar da eksik degildi. Iste, ben de halktan biriyim dercesine kalabaliga karistilar, basin mensuplarina demeç verdiler. Kimlerdi bunlar sehir meydanliklarinda oynayip siçrayan? Baska türlü eglence için parasi olmayanlar. Sehirlerin fakir fukarasi, issizler, yasam masraflarini güç halle karsilayanlar, çoluk çocuk.

Ikinci gurup, zümre veya tabaka, nasil isterseniz, az çok düzgün bir hayat yasayanlardan ibaret idi. Bunlarin tercihi lüks veya daha mütevazi lokanta ve oteller oldu. Onlar da üç dört gün oynayip siçradilar, tika basa yiyip içtiler, sonra yorgun argin evlerine döndüler.

Zirvedekiler, her zaman oldugu gibi, egzotik denizlere ve egzotik ülkelere uçup gittiler. Onlari ne gidiste gördük ne dönüste, ama yeni yilin ilk günlerinde sosyetenin ugradigi yerleri gezenler yüzleri günesten kararmis oldugunu söylüyorlar.

Halkin en büyük bir kismi yilbasi gecesini bütün diger geceler gibi geçirdi. Birçoklari sehir meydanliklarina kadar vesait masraflarini bile karsilayamadi. Yorgan veya battaniyeye sarilmis, kara kara düsünerek televizyon denilen o aptallastirici aygitin bes paralik yayinlarini seyrettiler.

Sehir meydanliklarinda siçrayip oynayanlarla otellerde yiyip içenler, tipki egzotik ülkelere gidenlerle yorgana sarilarak aptallastirici TV yayinlarini izleyenler gibi, bir iki gün sonra her seyin bos, boslarin bosu oldugunu gördüler. Ama, ister öyle olsun ister böyle, hayat devam ediyor.

Ama, iyisi ben zaman makinesinden çikip bugüne döneyim. Iste, bir yil daha geçti, bu dünyada bize verilen süre biraz daha doldu. Ne getirdi bu yil, ne götürdü? Yil sonunda geride kalan 12 ayin bilançosunu yapmak adettendir. Kamuoyunu meydana getirip sekillendirmekle ugrasan herkes basarilarini bir bir dizer, bir dag kadar büyük sorunlari görmezlikten gelir. Kimileri biraz farkli yaklasimi sergiler; en önemli olaylarin siralamasini yapmakla, okur ve izleyicilere neyin ne oldugunu söyler.

Beni sorarsaniz, geride biraktigimiz yilin en önemli olayi ,ülkenin Avrupa teskilatlarina katilimiyla ilgili faaliyetler veya sonu olmayan TV dizilerine benzeyen Parlamento oyunlari degildi. Bunlar ayak bastigimiz yilda da bütün yogunluguyla cereyan edecek. Vatandaslarin Makedon kisminin yasadigi belediyelerde açilan yabancilarin devasa fabrikalari da yila mührünü vuran olay degildi; baska sebepten degilse de sirf asagilayici maaslardan ötürü belki de gün gelecek bunlari sinir disi etmek için el ele verecegiz. Nihayet, zaman zaman etnik esaslar üzere çikan anlasmazliklar da yeni bir sey degildir. 2014’e damgasini vuran, son iki ayina rastlayan talebelerin gösterileridir. Bu viranlikta, Kaf Dagi arkasindaki bu bataklikta iste akillara durgunluk veren bir sey oldu: on binler sokaga dökülüp rejime hayir dediler, dur dediler, olmaz dediler, geçmeyeceksin dediler. Devlet sinavi denilen yenilik durup dururken karsi taraflarda siperlenen gençler ve devlet arasinda amansiz bir mücadeleye sebebiyet verdi. Göz açip kapayana kadar isler karisti, politikacilarla beraber yandas medya ve kendine hala bagimsiz diyen bir gazete ve bir iki TV kanali birbirine girdi, söylemedik agir laf kalmadi.

Dört tarafini kaplayan toz duman yatisinca ne gördük?

Bir rejimin içten çatirdamasini gördük. Kendini günahsiz ve kusursuz sayan bir iktidar birdenbire yarali vahsi hayvan gibi davranmaya basladi. Görgü eksikliginde üç bes kitap okumus olan bile bilir ki, yarali hayvan en tehlikelidir. Iktidar koalisyonunun, yani devletin bu kadar büyük israrla kendini savunmasini çoktandir görmedik dogrusu.

Bu çatismada kim galip geldi önemli degil. Olay, bir tiyatro temsilinin ilk sahnesi gibi bir sey. Dört bes tanesi daha var ve henüz ikinci gününe basmis oldugumuz yilda oynanacak. Önemli olan, bu ülkede boyun egmeyen bir iradenin meydana gelmesidir. Ziddiyetlere bir bakin: ahalinin yarisi fakirlik esiginde, kimse bir gik demiyor. 300 bin issiz var, hiçbiri kalkip protesto etmiyor. Bir sürü siyasi parti var, bir avuç insani sokaga çikarabilecek durumda degil.

Talebeler iste bunu yapti. Bu ülkenin yarinlari onlarindir.
 
Derleyen: Mustafa Bereketli
Facebook! da Paylaş   Twitter! da Paylaş  

  

 
Bu Haber İçin Toplam 1 Kişi Oy Verdi...
 

 
Yorumlar Yorum Yaz

Bu Haber İçin Henüz Yorum Yapılmamış.İlk Yorumu Siz Yapmak İçin Tıklayınız

   
   
Foto Galeri
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
Timras’la ilgili Türkiye’de yeni kaynak: “TIMRAS´IN AHMET AGASI"
Balkanlar… Budin’den Varna’ya, Tuna’dan Vardar’a, Sar Dagi’ndan Rodoplar’a kadar her tasina, her damla suyuna, her çiçegine, her milletine, her asrina; dilimizi...
 
Kosova ve Bosna Hersek “%100’lük Gümrük Vergisi”ni Görüsecek
Kosova Ticaret ve Sanayi Bakani Endrit Shala tarafindan belirlenen bir heyet bugün, Bosna Hersek’te yetkililerle Kosova tarafindan uygulanan yüzde 100’lük vergi...
 
Times: Putin´in Belgrad´da sicak karsilanmasi Bati için uyari
Times, Rusya lideri Vladimir Putin´in Sirbistan´a yaptigi ziyareti ele aldigi basyazilardan birinde, Putin´e Belgrad´da sunulan sicak karsilamanin, Bati´da alar...
 
Sirbistan´in baskenti Belgrad´da 6 hafta önce baslayan, "5 milyondan yalnizca biri" sloganiyla düzenlenen hükümet karsiti protestolar, bu hafta da devam ediyor.
Sirbistan´in baskenti Belgrad´da 6 hafta önce baslayan, "5 milyondan yalnizca biri" sloganiyla düzenlenen hükümet karsiti protestolar, bu hafta da devam ediyor....
 
Bati Balkanlarin Avrupalilasmasi mümkün mü? Sevba Abdula
Bati Balkanlar´a tüm boyutlari ile nüfuz etmeye çalisan ve dönüsümü için yogun baski kuran en önemli kurumsal yapi Avrupa Birligi. Brüksel, bu çerçevede birçok ...
 
´Osmanlilar yakip yikmadi aksine insa ve ihya etti´
Yeni çikan "Ezan" isimli romaninda Osmanli padisahlarindan Kanuni Sultan Süleyman´in dönemini kaleme alan Hirvat yazar Ivana Sojat, Osmanlilarin fethettikleri y...
 
Makedonya Polisi Gruevski’yi Ariyor
Özel Yetkili Savcilik tarafindan yürütülen Tenk davasi kapsaminda 2 yil hapse çarptirilan eski Basbakan Nikola Greuvski hakkinda Içisleri Bakanligi tutuklama em...
 
Bagimsizlik´ krizi: Ortodoks Kilisesi bölünmenin esiginde
Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna’nin Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrilip bagimsizligini kisa süre sonra alacagi açiklamasi, Ortodoks Kilisesi’nde çok büyük bir...
 
"Kibris´i da Girit gibi yutma plani"/Fatih ERBOZ
Kibris´ta Türk tarafinin Türkiye´nin garantörlügünü içeren "güvenlik ve garantiler" basliginin müzakeresine onay vermesi ve Yunanistan Disisleri Bakani´nin bunu...
 
Yunanistan-Makedonya isim krizi hakkinda bilinmesi gerekenler
Atina ve Üsküp Makedonya isminin "Kuzey Makedonya Cumhuriyeti" olarak degismesinde anlasti ama iki tarafta da direnç var. Makedonya Cumhurbaskani Corge Ivanov, ...
 
Stoyan Dinkov: "Türk ve Müslüman Azinliklar Asimile Edilmeye Çalisildi"
Türk Isbirligi ve Koordinasyon Ajansi Baskanligi (TIKA) ve Stratejik Düsünce Enstitüsü (SDE) is birliginde 11 Balkan ülkesinden bilim adami, akademisyen, din ad...
 
Türkçe, Balkanlarda tehlikede
Balkan ülkelerinde Türkçe yayin yapan dergi editörleri, Balkanlarda Türkçe´nin gelecegini masaya yatirdilar....
 
En Çok Okunanlar  
Yazarlar  
GÜVENLİ BÖLGE
Süheyl ÇOBANOGLU
KKTC Cumhurbaşkanından ters köşe!
Atillla ÇILINGIR
Gagavuz Türkleri ile ilgili hiç bilmedigimiz gerçekler
Nevvâl SEVINDI
Yunanistan’daki iktidar değişimi Türkiye’yle ilişkileri nasıl etkiler?
Gözde Kiliç YASIN
Nedir Bu Asimetrik Tehdit? - 4
Süleyman ÖZMEN
KIBRIS SORUNUNUN BASLANGIÇ NOKTASI YUNANISTAN’DAKI EKONOMIK KRIZ”
Prof. Dr. Ata ATUN
Rıza Mollov Kimdir (İBRAM AHMED)
Metin EDIRNELI
Uzay Hukuku ve Bilinene Yolculuk
Mert ÜNSAL
BIR GÖÇMENLIK HIKAYE’SI
Hüseyin BASKIN
E-mail Listesi  

Adı Soyadı

:

E-mail

:

Anket  
 

 

Rss | Sitene Ekle | Reklam |Künye |Gizlilik İlkeleri |Bize Ulaşın
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Web Tasarım

Haberler Haber Siteleri Haberler Haber Siteleri