REKLAM ALANI
REKLAM ALANI

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

BATI MEDENİYETİ DEDİKLERİ- 2

Hüseyin BASKIN

             1490 yılında Batı Avrupa’da Hıristiyanlığın sınırları yeniden belirleniyordu, Endülüs Müslüman devletinin sonuna gelinmişti, yapılacak tek iş birleşik Hıristiyan ordularının hala direnişini sürdürmekte olan küçük Granada krallığını yok etmekti. Müslüman güçleri uzun ve dayanıklı bir direniş gösterdiler ama sonunda açlığa dayanamayıp, cömert görünen bir anlaşmayı kabul ettiler. Hıristiyanlar isteyen herkesin Afrika’ya gidebileceğine ve geride kalan Müslümanlar için İslami kuralların geçerli olacağına söz verdiler. Yüz binlerce kişi kalıp, Hıristiyan hükmünde yaşamayı seçti. Bazıları orijinal anlaşma kısa sürede yırtılıp atıldığı için bu yaşamı çekilmez bulacaklardı ama, birçok Müslüman Hıristiyanlığı kabul etmek zorunda kaldı. Sayıları 200.000’i bulan Yahudiler ise Katolikliği kabul etme ya da İspanya’ yı terk etme seçeneğiyle karşı karşıyaydılar. Tahminlere göre sadece bunlardan kırk bin kişi İspanya’yı terk etti; önce çoğu Portekiz’e, sonraları ise Amsterdam, İstanbul, Venedik ve Roma’ ya gittiler. Din değiştirmeyenlerin zenginliği devlete akıyor, Kolomb’ un seferlerini finanse etmeye yardım ediyordu.

              “Okuma yazma bilmeyen, evlilik dışı doğmuş savaşçı liderleri Francisco Pizzaro, yeni topraklarda sahile indiklerinde, yanında sadece altmış ikisi atlı, 168 adam vardı. 16 Kasım 1532 cumartesi sabahı, Tahuantinsuto’ nun (bugünkü Peru) hükümdarı ve sekiz bin askeri ile yüzleşecekti. İspanyolların, Bronz Çağı’ na uygun silahları- sapanlar, yaylar, oklar, sopalar ve coplar taşıyan İknalar karşısında barutlu silahlar taşıyorlardı (top ve tüfek,iki adet kadar). Krallarından mesaj getirdikleri bahanesiyle buluşmaya davet ettikleri İnka İmparatoru Atahualpa karşısında yenilecek gibi gözüküyorlardı. Kralı beklemekte oldukları yanıklarda Cajamarca kasabasının Merkezinde devasa taşlar kullanılarak yapılan tapınaklar ve askeri binalar vardı. İnananları ve ziyaretçileri barındırmak için yapılmış, deniz seviyesinde inşa edilen taş binaların olduğu açık bir meydan vardı. İspanyolların bir kısmı bu taş binalara saklandılar. Üvey kardeşinin ordularını iç savaşta yendikten sonra, tahta çıkmak için İnka başkenti Cuzco’ya giden Atauhalpa’nın elçileri Pizzaro’nun gelişini ve görüşmek istediğini haber verdiklerinde, tuzak kurulduğundan haberi yoktu. Elçi, Atahualpa’ya (gelen) bu insanların açık derili, savaşçıya benzemeyen, düzensiz ve önemsiz insanlar olduklarını, parlak metal kabuklar giyerek, büyük lamalara (zararsız atlara) bindiklerini söylemişti.

              İmparator Meydana seksen lordu tarafından papağan tüyleri, gümüş ve altın ile dekore edilen tahtırevanında taşınarak vardığında, parlak mavi giysiler giyiyordu, geri kalan askerleri önünde ilerlerken altı bin kadar askeri yanında koşu halindeydi. Çoğu silahsızdı ve tören kıyafetlerini giymişlerdi. İspanyol silahları ile çok kolay öldürürlükleri için, bazen İnka ordusunun kötü bir ordu olduğu düşünülür. Ama bu doğru değildi. Bu adamlar sıkıca eğitilmişti, (o güne kadar) karşılarında her rakip orduyu yenmişlerdi. Meydana vardıklarında ortalık boştu. Sonunda rahip ortaya çıktı ve İmparatora, Hıristiyan inancını yaymak için geldiğini söyledi. Keşiş Vicente, Atahualpa’ ya bir İncil uzattı, o hiç böyle bir nesne görmemişti. Eline aldığında açmakta zorlandı. Keşiş yardım etmeye çalıştı ama Atahualpa onu kenara itti. Kitabı açtığında eciş bücüş çizgilere baktı ve hayal kırıklığı ile kitabı yere fırlattı. Bu küfür karşısında öfkelenen rahip, pusudakileri çağırdı. “Çıkın ortaya, çıkın ortaya Hıristiyanlar” diye bağırdı. “Bu düşman köpeklere saldırın!” Pizarro önceden ayarlanmış işaretle tuttuğu bezi yere attı. Dört küçük topun ikisi ateşlendi (diğer ikisi çalışmadı). İspanyollar, korkularını ve ıslak ayakkabılarını unutarak hem at üstünde hem de koşarak saldırıya geçtiler. Gürültü ve sürpriz İknalarda panik yarattı. Daha önce hiç barutlu veya demir silahlarla ya da atlarla karşılaşmamışlardı. Herkes farklı bir yöne dağıldı. Güneşin batmasına iki saat kalan sürede yedi bin İnka askeri, ya tahtırevanındaki güneş- tanrısı imparatorlarını korumaya çalışırken, ya da bir duvardan atlayıp kaçmaya çalışırken öldürüldü.

              İspanyollar bitkin düşene kadar kesip biçtiler. Atahualpa’ nın tahtırevanı atlılar tarafından düşürüldü ve Pizzaro onu yakalayıp içeri bir yapıya sürükledi. Pizzaro, hala şokta olan İnka imparatoruna bir anlaşma sundu. İspanyollar, düşmanlarından aldıkları altın ve gümüş testi, kadeh ve mücevherlerin miktarından çok etkilenmişlerdi. Atahualpa bu hazinenin geldiği yerde daha fazlası olduğunu kabul etti. İknalar altını güneşle, dolaylı olarak da güneş tanrısıyla ilişkilendiriyorlardı. Bu nesnelerin gerçek değeri işçilik ve zarif  yapılarındaydı ama İspanyollar için değerli olan madenin değeriydi. Elde ettiklerini eritip, külçe haline getirmeye başladılar. Atahualpa, İspanyolların bu tuhaf takıntısının farkındaydı, özgürlüğünün bedeli olarak tutsak olarak tutulduğu odayı altınla doldurmayı teklif etti. 6.7 metre uzunluğunda 5.1 metre genişliğinde olan bu oda’yı 2.4 metre derinlikte altınla dolduracaktı. Sonra da, verdiği söze göre, aynı şekilde iki kere daha gümüş nesnelerle dolduracaktı. Bütün bunlar iki aylık bir sürede bitecekti. Hayrete düşen Pizzaro, Atahualpa’ya özgürlüğünü vereceğine dair söz verdi ama bu sözü tutmaya hiç niyeti yoktu. Değerli maden arama ve toplama çalışmaları, ki bu çalışmalar haziran sonuna kadar sürdü, İknaların en güzel altın ve gümüş eserleri eritilip, 5.900 kilo sarı külçe ve 11.800 kilo gümüş blok haline getirilmiş ve gemilerle gönderilmişti

              Artık İspanyollar İnka İmparatorluğu’nun kalbine ilerliyorlar, savaşıyor, düşmanlarını aldatıyor ve onları birbirine düşürüyorlardı. Atahualpa esir halde bile insanların üzerinde tam bir kontrole sahip olduğu için İspanyolların işine yaramıştı. Bu esaret; İknalar imparatorlarını ve onun krallığını kurtarmayı planlarken İspanyolların serbest dolaşmasını mümkün kıldı. Ama serbest kalamayacaktı. Kendini kurtarmak için ordu toplamaya çalışmakla suçlanan Atahualpa için yanarak ölmek veya Hıristiyanlığa geçip boğularak ölmek seçenekleri sunuldu. İknalar mumyalanma merasimi için bedenin korunmasına inanıyorlardı, din değiştirmeyi kabul etti ve boğularak idam edildi. Pizzaro yine de bedenini yaktırdı. Atahualpa’yı öldürdükten sonra İknalar kardeşi Yupanqui’ yi imparator yaptılar ve bir yandan İnka direnişi ile çatışırken diğer yandan imparatorluğu, Yupanqui aracılığıyla kontrol ettiler. Bu savaş kırk yıl sürecekti. Bu zaten İspanyol modeliydi. Aynı kuzeyde Hernando Cortes Aztek İmparatorluğu’ nu yendiğinde olduğu gibi, bu yeni fethedilen halk kitlelerini ezen yerel otoritelere karşı ayaklanmaktan memnunlardı, ama nasıl bir anlaşma yaptıklarının farkında değildiler. İspanyollar Aztek hükümdarı Montezuma’ yı yakaladıklarında, yine onun otoritesini kullanarak halkı kontrol altına alıp sahip oldukları altını aynı şekilde çalacaklardı.

              Yerel İspanyol komutanlar Meksika ve Peru’yu aldıklarında, hem yerlilerin kontrol sistemlerini hem de İspanya’nın “encomienda” adlı, ilk kez Müslümanlara karşı kullanılan bir sistemi uyguladılar. Bu sistemin İspanyolları zenginleştiren ve yerlileri köle haline getiren bir usulü vardı. Peru’ da İknaların zorla çalıştırma adetini kendi ihtiyaçlarına göre kullandılar, özellikle de gümüş çıkartılan (Bolivya) Potosi’de. (Gelecek yüzyılda Amerika’dan Avrupa’ya gönderilecek ellibin ton gümüşün üçte ikisinin kaynağı olacak) Diğer yandan ele geçirilen Aztek başkenti Tenochtitlan, İstanbul haricinde dünyadaki en büyük şehirdi; kanalları, sarayları, dini sanatıyla Venedik’e oldukça benziyordu. Fethin ilk yıllarında İspanyolların hızla ilerlemesinin sırrı yanlarındaki silahlar kadar, taşıdıkları hastalıklardı. Pizzaro ülkeye ulaştığında imparatoru öldürerek, oğullarını birbirine düşüren iç savaşı çiçek virüsü tetiklemişti. Diğer taşınan virüslerle Avrupalılar gelmeden önce bu kıtalarda yaşayan yerli halkların %95’i okyanus ötesinden gelen hastalıklardan ölmüşlerdi, bu ölüm oranına benzer bir şey Avrupa tarihinin hiçbir diliminde gerçekleşmemiştir.”

(Kaynak: Büyük Dünya Tarihi- say.280 / Andrew Marr)                  06.02.2020

                                                                                 Av. Hüseyin BASKIN

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ