kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

BATI MEDENİYETİ DEDİKLERİ- 3

Hüseyin BASKIN

              12 Ekim 1492’nin sabahında Kolomb’un gemileri bilinmeyen kıtayla tanıştı. “Juan Rodriguez Bermejo, Pinta’nın direğinden şu an Bahamalar olarak bildiğimiz adayı fark etti ve “Kara göründü” diye bağırdı. Kolomb Doğu Asya’nın açıklarında bir adaya vardığını sanıyordu. Orada karşılaştığı insanlara “Hintli” adını verdi çünkü Doğu Hindistan Adaları’na vardığını sanıyordu ve İspanya Kralı adına el koyduğunu duyurdu. Daha büyük adalara da el koymaya girişen Kolomb, İspanya’da sergilemek için yerlileri kaçırdı. “Hintler” kötü muameleler görecekleri zamanlarda Avrupalılar tarafından “yamyam” diye tanımlanıyorlardı. Yerlilere ”Hintler” ler diyen Kolomb bu hatasını ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Kendisi ve o çağda yaşayan pek çok insana göre hiç bilinmeyen, tamamen yeni bir kıta keşfetmiş olması düşünülemezdi. Binlerce yıldır, büyük düşünürler ve akademisyenlerle asla yanılmayan kutsal metinler sadece, Avrupa, Afrika ve Asya’ dan bahsetmişti. Hepsi yanılıyor olabilir miydi ? İncil dünyanın yarısını es geçmiş olabilir miydi? Kolomb’a göre bu mümkün değildi.

              İlk modern insan, Amerika’ya 1499-1504 yılları arasında pek çok kez seyahat eden İtalyan denizci Amerigo Vespucci’ydi. Kendisine atfedilen 1502’yle 1504 arasındaki seyahatlerini anlatan iki metin Avrupa’da yayınlandı. 1507’de bu iddialara ikna olan Martin Waldseemüller adında bir haritacı, güncelleştirilmiş bir dünya haritası yayınladı ve bu harita Avrupa’dan batıya yapılan seferlerin ayrı bir kıtaya vardığını gösteren ilk haritaydı. Haritaya bir de isim koyması gerekiyordu, yanlışlıkla Amerigo Vespucci’nin buraları keşfeden kişi  olduğunu düşünüp bu kıtaya ismini vererek onu onurlandırdı: Amerika. Zamanla bu harita çok popüler oldu ve pek çok başka haritacı tarafından kopyalandı, böylece kıtaya verdiği isim yayılmış oldu” (Batı Bilimi)

              Not: Piri Reis Haritası günümüze kalan, Amerika kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya’sı (Amiral), Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis’in 1513¨te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren harita, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken bulundu ve ortalığı karıştırdı. Çünkü Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarını ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösterir, değerli bir tarihi belgedir. Yine Güney Kutbu’nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818¨de gerçekleşmişti. Piri Reis’in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti. Harita, Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937), dönemin Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem’in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul’da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle’ye göstermişti. Eserin Piri Reis’in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden Paul Kahle oldu.

              “Batı Avrupalı denizciler tahta gemilerinde Çin icadı Pusula ve barutları kullanmaya, Müslümanların seyrüsefer matematik formüllerini ve ölçü aletlerini uygulamaya ve bu yeni sıra dışı teknolojilerle okyanusta kıtadan kıtaya gezmeye başladılar. 15. ve 16. yüzyıl boyunca Afrika’nın etrafını dolaştılar, Amerika’yı keşfettiler, Pasifik ve Hint okyanuslarını aştılar ve tüm dünya çapında bir koloni ağı oluşturdular, böylelikle ilk gerçek anlamda küresel imparatorlukları ve ilk küresel ticaret ağını kurdular. Ayrıca bu “Keşif”le, yüzyıllardır devam eden orman açma ve kurutma ile toplu et ve balık avcılığı yüzünden Avrupa kısmen o kadar kısırlaşmıştı ki, Amerika kıtaları; Avrupalılara zengin, olgun, el değmemiş doğanın yatağı, bir cennet olarak gözüktüler. Hatipler, denizciler, girişimciler ve yazarlar; boş ormanlar ve dostane paganlarla dolu; tarım, mülk hakları ve İncil’in gerçeğini bekleyen bir diyarın keşfini duyurdular. İspanya tahtı için tehdit yenidünyada değil eski dünyadaydı, batı okyanusunda rekabet ettikleri Portekizlilerden geldi ve 1494 yılında yapılan Tordesillas Anlaşması ile dünyayı boylamsal olarak paylaşmışlardı.

              Gerçekte Amerika’nın ormanları ve çayırlarında bir milenyumdur avlanılıyordu. Asyalılar (Türkler) kıtaya, gruplar halinde yirmi bin yıl öncesinde var olan kıtalararası bir köprüden geçerek varmışlardı. O dönemden Avrupalıların gelişine kadar geçen sürede Amerikan yerlilerinin tarihi, farklı uygarlıkların karışık öyküsüdür. Yine Kolomb, Avrupalılar için bir “kaşif” olsa da, Vikingler Amerika’nın kuzey kıyısına zaten ulaşmışlar, kısa bir süreliğine yerleşmişlerdi. Ayrıca Basklı denizciler Newfoundland’ın zengin morina balığı dolu kıyılarını uzun zamandır biliyorlardı. Kolomb güneye ulaştıktan sonra, kuzeyde kurulan ilk bağlar Fransız, İspanyol ve Hollandalılar, sonra İngiliz kürk tüccarlardı. Avrupalılar Yeni Dünya’yı keşfettikleri zaman diliminde, Amerika’da elli milyon (yerli)( bazı bilim adamlarına göre daha fazla ) insan yaşıyordu, yani en az Avrupa’yla eşit miktarda. Bu insanlar günümüz Brezilya’sı, Meksika’sı, Peru’su ve Mississippi Nehri’nin civarında yaşıyorlardı. Çok geçmeden nüfusları hızla azalmaya başladı. Avrupalılar kıtaya ilk vardıkları 1520 den 1900 yıllara kadar, yerli toplulukları tamamen yok eden ve sayısı yüze çıkan salgınlar olmuştur. Hastalıktan ölenler dışında birçok kişi de tarlalar sahipsiz, ekinler kesilmeden bırakıldıkları için açlıktan öldü. Avrupalılar “bakir” ve boş cennet ilan ettikleri çoğu bölge, aslında açık havada birer felaket bölgeleriydi. Amerika “zamanın durduğu” veya “evcilleştirilmemiş” bir kıta değildi, kalabalık bir nüfusu vardı. Orijinal halkı için Avrupalıların gelişi tarihin en büyük felaketlerinden biridir.

             Avrupa’nın emperyal seferleri dünya tarihini değiştirdi: Tarih artık birbirinden kopuk bir dizi halkın ve kültürün değil, tek ve bütünleşmiş bir insan toplumunun tarihi haline geldi. Avrupalı emperyalistler yeni topraklar yanında yeni bilgiler edinmek amacını da güderek uzak topraklara yelken açtılar. Zenginleşmeye başlayan Avrupa, ticaretini geliştirdiği Çin’den sadece Pusula ve barutu değil, Çinliler ve Korelilerin uzun zamandır kullandığı tahta basım, hatta seramik kalıplarını da getirdiler. Tahta kalıplar Gütenberg’ den çok önce Avrupa’da da yapılmıştı. Onun yaptığı şey, tek metal harfleri ve harf gruplarını bir araya getiren bir dizme sistemini yaratmaktı. Bu harfler sözcük dizileri oluşturuyorlar, mürekkebe bulanıyorlar ve nemli hayvan derilerinden yapılmış parşömenlere basılıyorlardı. Gütenberg basılı bir İncil üretmek ve seri halde basmak istiyordu, 1454’de başladı ayarlama ve basım iki yıl sürdü. Matbaacılık bir gecede patladı. İnciller Almanya, Belçika, Lüksenburg, Holanda, İtalya ve İspanya’ya dağıtıldılar. Gütenberg matbaaları başka eserler de çıkarmaya başladı, Almanya kitapla doldu. Avrupalılar, din dahi her şeyi araştırır ve tartışır hale geldi. Bu dönemde Avrupa’ nın bilim insanlarının çabaları övgüye değerdir”.

              Yeni bilimsel buluş ve teknolojiden en çok yararlanan İngiltere, Fransa, Almanya (ve ABD) olmuştur. “1763’ te Britanya Fransa ve İspanya’yla savaştığı Yedi Yıl Savaşları’ nda galip gelmişti. Savaş, Britanya Frederik’e yardım ettiği için, Avrupa’nın büyük bir kısmına yayılmıştı. Avrupa’nın ötesinde, Britanya Hindistan’da Bengal’i, Karayip’ teki adaları ve Akdeniz’deki Minorka’ yı ele geçirmişti. Ama en dramatik değişim Amerika’da gerçekleşmişti. 1759 “Zafer Yılı” nda, Britanya güçleri ve Amerikan yerlileri müttefikleri Fransızları yenmiş, Kanada ve Florida’yı ele geçirmişlerdi. Britanya, tüm doğu Amerikan kıyısını kontrol ediyordu.

15.02.2020                 

Av. Hüseyin BASKIN      

Kaynak: Sapiens- Yuval Noah Hararı: Büyük Dünya Tarihi- Andrew Marr) (Devam edecek)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ