kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

BATI MEDENİYETİ DEDİKLERİ- 4

Hüseyin BASKIN

              Avrupa’ da 1200’lerden 1500’ lere kadar olan sürede gerçekten de klasik uygarlar yeniden keşfedilmiş, Konstantinopol’ un Türkler tarafından fethi ile buradaki bilim insanlarının İtalya’ya gitmesi, Arap Bilim insanlarının kitap ve tercümelerinden Eski Yunan uygarlığı ve Roma uygarlığı ve felsefesi yeniden keşfedilmişti. “Bu bir yeniden doğuştan çok, normal bir doğuştu. 1400’ lerde İtalya ve kuzey Avrupa’ nın bazı parçaları, bir aydınlanmanın başlaması için gereken şartlara sahipti. “Rönesans” olarak adlandırılan bu süreçte Avrupa’nın ilk üniversiteleri iyi bir eğitim sağlıyorlardı. Basım yayıldıkça, fikirler ve argüman’lar hızla kıtayı dolaşmaya başladılar. Floransa, Cenova ve Venedik gibi zamanın güçlü devletleri arasında da rekabet vardı. Bu bazen savaş olarak kendini gösteriyordu, matematik bilimi, balistik, optik ve tıp, rakip hükümdarlar ve ordular üstünlük elde etmeye çalıştıkça gelişiyordu. Leonardo da Vinci’nin güçlendirme ve özgün silahlara olan sevgisi bunun en ünlü örneğiydi.

Saygı duyulan mucitlerin altında yer alan güçlü teknik yetenek, zanaatkarlar ve tasarımcılar, silahlar, kronometre, gözlük ve tarama, kaldırma ve pompalama makinelerini yapıyorlardı.

Dinç bir ticaret ağı, İtalyanları en son fikirlerden haberdar ediyor ve Arap dünyası ve Avrupa’nın geri kalanından gelen haberleri iletiyordu. Bu dönemde sanayi üretimin bile bir örneğini bulabiliyoruz. Venedik’in ünlü Arsenal’inde, oldukça organize çalışıyordu ve on altı bin işçi vardı. Cumhuriyet prefabrik, tam donanımlı bir savaş ya da ticari amaçla gemileri bir günde üretiyordu (Bu, Avrupa’nın diğer bölgelerinde aylar alan bir şeydi). Bu izole bir örnek olsa bile, on altıncı yüzyıl İtalyanlarında yirminci yüzyılın üreticilerinin organizasyon kapasitesinden bir şeyler vardı”.

             “Bunun yanında Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde olan Akdeniz’in kıyı ve deniz bölgeleri, Hıristiyanlarınkinden daha fazlaydı. “Türk” korkusu, yatma vaktinde azarlanan Hıristiyan çocukların kabusları’na giriyordu. “Türk” tehdidi, Akdeniz adalarına el koyulması, Hıristiyan filolarının yenilgisi ve Hıristiyan toprakları ile duvarlarla çevrili kasabaların ele geçirilmesiyle sınırlı değildi. Birçok Hıristiyan için denizle seyahat, hatta deniz kenarında yaşamak tehlikeli hale gelmişti. Cezayir ve diğer Müslümanların kıyılardan köle kaçırmalarının doruk yaptığı dönem 1530 ve 1640 arasıydı. Daha büyük saldırılar, Avrupa’nın doğu sınırında kudretli Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe gerçekleşiyordu. Konstantinopolis’in Fethinden sonra, II. Mehmet’ in varisleri İslam’ı Hıristiyan dünyasına yaydılar. 1389’ da gerçekleşen Kosova Savaşı’ndan sonra Osmanlılar, Sırpları bozguna uğrattılar. Ama Osmanlıların, Bosna ve Sırbistan’ı ele geçirmeleri on yıllar sürdü. Bu Avrupa’yı biraz sarssa da, Protestan’lara yapılan baskılar ve Katoliklerle yaşanan çatışmalar neticesinde işgal edilen bölgelerdeki Boyar’ların, yani yerel prensler Müslüman işgalinin kısmen insancıl şartlarının paranoyak ve sadist Hıristiyan özgürlüğüne tercih edebileceğini hissetmeye başladılar”.

              Yeni Dünyayı keşifte, İspanyol ve Portekizlilerden sonra ikinci aşamada kuzeyli uluslar, İngiliz ve Hollanda’ lılar da maceraya katıldılar. Bu işe başlarken, ilk ikisinden daha bilinçli ve emperyalist değildiler, tüccarların kar umuduyla işe girişmişlerdi. Avrupa’nın sadece Doğu’da yetişen baharatlar için dinmeyen bir arzusu vardı. En lezzetli ve en sağlıklı baharatlar, Borneo ile Yeni Gine arasındaki tehlikeli denizlere sıkışmış Baharat Adaları’ndan geliyordu.  Küçük Hindistan cevizi, karanfil karabiber ve tarçın, Müslüman denizciler tarafından yerlilerden satın alınmış ve Hindistan’ a götürülmüşlerdi. Oradan da İslami dünyadan Konstantinipolis’e, sonunda da Venedik üzerinden Avrupa’ya. Her aşamada bir kar kazanılıyordu, böylece Paris ve Londra’ ya ulaştığında Aromatik yemişler ve tohumlar inanılmaz pahalı lüksler haline geliyorlardı. İşte doğrudan bu adalara ulaşmak “Zengin takas” dedikleri çok karlı bir işti. Rakip Avrupalılar Arktik buzları veya Kanada ormanlarını aşıp, baharat adalarına daha kısa yolu bulmaya çalışıyorlardı. “Hollandalılar siper almışlardı kararlıydılar ve acımasızdılar. Kazandıkları zaferler, kuşatmalar, üç kağıtlar ve barbarca yapılan ihanetlerden sonra, sonunda Baharat Adaları’nı ve aynı zamanda Uzakdoğu ticaretinin çoğunu ele geçirdiler. Bu Hollandalıları- Tanrı’ dan korkan cumhuriyetçiler olsalar da- emperyalistlere dönmeleri demekti.  Yine, normal olarak Çin ve İran arasındaki dağlarda yetişen laleler, o bölgede sevgiyi ya da Tanrı’nın mükemmelliğini temsil edecek kadar güzel oldukları için çok değerliydiler. Osmanlı Türk’leri onları çok sevmiş ve kendi topraklarına ekmişlerdi, Avrupa’ya da bu şekilde ulaştılar. Farklı renkler ve biçimler yaratmaları için seçici çiftleştirilmeleri zor olan laleler, botanikçilerin ilgilerini çekiyorlardı. Özellikle canlı renkler arayan bahçivanlar arasında hediye olarak veriliyor, el değiştiriliyorlardı. Hollanda, Kuzey Fransa ve Almanya’ nın gri gökyüzü altındakilerin onlara özel bir sevgi beslemeleri pek de tuhaf değil. (Hollanda yöntemi, verimsiz toprakları ve parayı bir araç olarak kullanmaktı ki bu, modern yöntemimiz “Kapitalizm” haline geldi).

              “Sınırlı görüşleri yüzünden (Avrupa’nın emperyalist yayılmasında) büyük bedel ödeyenler sadece Amerika’daki yerli halklar değildi. Asya’nın büyük imparatorlukları (Osmanlı, Safevi, Babür ve Çin) Avrupalıların büyük bir keşif yaptığını hemen duymuşlardı ama buna hiç ilgi göstermediler. Dünyanın Asya etrafında döndüğüne inanmaya devam ettiler ve Avrupalılarla; Amerika’nın veya Atlantik’le Pasifik’ teki yeni deniz yollarının kontrolü için rekabet etmeye girişmediler. İskoçya ve Danimarka gibi küçük Avrupa Krallıkları bile Amerika’ya keşif ve fetih seferleri düzenlerken, İslam dünyasından, Hindistan’dan ya da Çin’den Amerika’ya ne keşif ne de fetih için sefer yapılmadı. Osmanlıların veya Çinlilerin çok uzakta olduğu veya gerekli teknolojik, ekonomik veya askeri araçlara sahip olmadıklarını öne sürmek doğru değildir. Tam üç yüz yıl boyunca Avrupalılar Amerika, Okyanusya,

Atlantik Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nda tartışmasız bir üstünlük kurdular; bu bölgelerdeki kayda değer çatışmalar da ancak farklı Avrupa güçleri arasındaydı. Avrupalılar tarafından ele geçirilmiş kaynaklar ve zenginlik, en sonunda Avrupalıların Asya’yı da işgal edip imparatorlukları yok ederek aralarında bölüşmelerini sağladı. Sıra Afrika Kıtasına gelmişti. Osmanlılar, İranlılar, Hintliler ve Çinliler durumu fark edip gelişmelere dikkat etmeye başladıklarında artık çok geçti.

              Avrupalılar Amerika’yı fethettiğinde, (yerlilerden edindikleri bütün altın ve gümüşleri külçeler haline getirip gemilerle ülkelerine gönderdiler ve sonra yeni) altın ve  gümüş madenleri açtılar, şeker, tütün ve pamuk çiftlikleri kurdular. Bu madenler ve çiftlikler Amerika’nın temel üretim ve ihracat ürünleri oldu, özellikle şeker çiftlikleri çok önemliydi. Ortaçağda şeker Avrupa’da nadir bulunan lüks bir üründü, Ortadoğu’dan fahiş fiyatlarla ithal edilirdi. Yeni kurulan Çiftliklerde çalışacak ucuz emek gücü bulamayan Avrupalı sahipleri, kar ve ekonomik büyüme için açgözlülerdi, dolayısıyla yönlerini kölelere çevirdiler.

16.yüzyıldan 19. yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika’ya getirildi ve bunların %70’i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu çok kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu, milyonlarcası da köle ele geçirilmek için yapılan savaşlarda veya Afrika’nın iç bölgelerinden Amerika kıyılarına yapılan uzun seyahatlerde ölüyorlardı. Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin ve aynı zamanda şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu. Bunu yapan özel köle ticareti şirketleri

Amsterdam, Londra ve Paris borsalarında işlem gördüler, iyi bir yatırım olanağı arayan orta sınıf Avrupalılar da bu hisselerden satın aldılar ve para kazandılar.

28.02.2020

Av. HÜSEYİN BASKIN

Kaynak: Sapiens- Yuval Noah Hararı: Büyük Dünya Tarihi- Andrew Marr);

(Devam edecek)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ