kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

BATI MEDENİYETİ DEDİKLERİ

Hüseyin BASKIN

Geçtiğimiz haftalarda ABD Temsilciler Meclisi, sözde Ermeni soykırımı tasarısı ve Türkiye’ye uygulanacak yaptırım kararlarını kabul etti. Avrupa ülkelerinin birçoğu da aynı yönde Parlamentolarından, buna benzer kararlar çıkartmışlardı. Demokrasi ve İnsan Hakları savunucusu olarak kendilerini gördüklerinden, bu konuda tek yetkili olduklarını düşünüyorlar. Oysa iftar ettikleri bu “Uygarlık”(Civilisation),  insanoğlu yeryüzünde ortaya çıktığından ve binlerce yıl birçok “Uygarlıklar” kurulduktan sonra, onların döneminde insanoğlunun hiç yaşamadığı vahşet ve yıkımı çok yakın tarihlerde dünyadaki insanlara yaşatmışlardır. Bu süreç halen devam etmektedir. Kendilerinin “Pazar Kavgasından” ortaya çıkan ve yaşanan “İki Dünya Savaşında” milyonlarca insanın yok edilmesi ile Dünyada kuruluşları yüzlerce, binlerce yıla dayanan şehirlerin yerle bir edilmesine, Müzelerin yağmalanıp, kültürel değerlerin yok edilmesine sebebiyet veren kendileri değilmiş gibi. Bu gün Türkiye’yi “Soykırımla” suçlayan “Batı Uygarlığı” geçmişte çok uzak olmayan tarihlerde, nasıl İnsan Hakları ihlalleri ve “Soykırımlar” yaptıklarını kısaca hatırlatma gereği duydum:

Eski Dünyada Asya her zaman her yönden üstündü, medeniyetin beşiği kabul edilen ve büyük imparatorluklar bölgeye ve o zamanki dünyaya ve ticaretine hakim durumdaydılar. Ara sıra hırslı bir kral ya da maceracı, uzun bir fetih seferine çıkardı ama bu tip seferler genellikle çokça kullanılan emperyal veya ticari yolları takip ederdi. Batı Medeniyetinin kabul edilen (Helen) başlangıcı, ki ilk defa Avrupalılar kendi kıtalarından çıkıp Asya içlerine yönelen Büyük İskender’in seferleri yeni bir imparatorluk kurulmasıyla değil, zaten mevcut bir imparatorluğu Pers İmparatorluğunun, ele geçirmesiyle sonuçlanmıştı ve onu İskender’den sonra ardılları aralarında, paylaştılar. Mısır’a hakim olanlar sahip oldukları ülke bölünmesin diye kardeşler arasında evlilik dahi yaptılar.

Romalılar ise Etrüskler’ den ele geçirdikleri Roma’yı korumak için Etruria’yı fethettiler (MÖ 350-300). Daha sonra Etruria’yı korumak için Po Vadisi’ni (MÖ 200) sonra da onu korumak için Provence bölgesini (MÖ 120), Provence’ni korumak için Galya’yı (MÖ 50) ve Galya’yı korumak için Britanya’yı işgal ettiler (MS 50); böylece Roma’dan Londra’ya gitmeleri dört yüz yıl sürdü. Büyük İskender ve Romalıların düşünmedikleri ve Avrupalıları sıra dışı yapan şey keşfetmek ve fethetmek konusunda benzeri görülmemiş doyumsuz hırslarıydı. Tuhaflık erken modern çağdaki Avrupalıların yabancı kültürlerle dolu uzak topraklara yelken açıp karaya ayak bastıklarında, “Bu topraklara kralım adına el koyuyorum” demek gibi bir hastalığa tutulmuş olmalarındaydı.

Tarihsel süreç içerisinde, öncelikle bu dönemin ekonomik dengelerine değinmek ve dünyada bunların nasıl değiştiğini hatırlatmak istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu

en parlak dönemini yaşadığı, üç kıtaya yayıldığı ve Akdeniz’e hakim olup, Batı ülkelerinin donanmalarına geçit vermediği dönemlerde batıda şöyle gelişmeler olmuştur. “15.yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa önemli askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmelere ev sahipliği yapmaya başlamıştır. 1500’le 1750 arasında, Batı Avrupa hızla ilerleyerek “Dış Dünya” nın, yani iki Amerika kıtasının ve okyanusların efendisi haline gelmiş, yine de Avrupa- Asya’nın büyük güçleri karşısında yeterli değildi. Avrupalılar Amerika’yı fethederek denizlerde üstünlük kurdu çünkü Asya Güçleri bunlarla ilgilenmemişti. Modern dönemin başlangıcı Akdeniz’de Osmanlı İmparatorluğu, İran’da Safevi İmparatorluğu, Hindistan’da Babür İmparatorluğu ve Çin’de Ming ve Quing Hanedanları için altın çağdı. Bu devletler hem yönettikleri toprakları ciddi ölçüde genişletti, hem de öncesinde benzeri görülmemiş ekonomik ve demografik büyümeye tanık oldular. 1775 yılında Asya dünya ekonomisinin yüzde 80’i demekti. Hindistan ve Çin’in ekonomileri tüm dünya üretiminin üçte ikisini karşılıyordu; Avrupa ekonomik bir cüceydi. Küresel gücün merkezi ancak 1759’la 1850 yılları arasında, Avrupalılar Asya güçlerini bir dizi savaşla yenip Asya’nın geniş bölgelerini fethedince dengeler Avrupa’ya kaydı. 1900 yılında Avrupalılar, dünya ekonomisinin ve topraklarının çoğunu kontrol ediyordu. 1950’de Batı Avrupa ve ABD, küresel üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiriyordu, Çin’in payı ise %5 e inmişti. Avrupa şemsiyesi altında yeni bir küresel düzen ve kültür ortaya çıktı”

Modern dönemin başlangıcında yeni  Amerika Kıtasında yapılan keşiflerle birlikte, “1517 civarında Karayip adalarındaki İspanyol koloniciler, Meksika anakarasının ortasında bir yerde bulunan güçlü bir imparatorluk hakkında birtakım iddialar duymaya başladılar. Sadece dört yıl sonra, Azteklerin başkenti dumanları tüten bir yıkıntıya ve Aztek İmparatorluğu da tarihe karışmıştı. Hernan Cortes Meksika’da yeni ve çok geniş bir İspanyol İmparatorluğu’nu yönetiyordu. İspanyollar durup bu başarıları kutlamadılar, hatta soluklanmadılar bile. Hemen ardından her yöne doğru harekete geçerek keşif ve fetih faaliyetlerine devam ettiler. Orta Amerika’nın en eski yöneticileri (Aztekler, Toltekler, Mayalar) Güney Amerika’nın varlığından haberdar bile değillerdi ve 2000 yıl boyunca bu kıtayı boyunduruk altına almak için hiçbir girişimde bulunmamışlardı. İspanyolların Meksika’ yı fethetmesinden on yıl gibi kısa bir süre sonra Francisko Pizzaro Güney Amerika’da İnka İmparatorluğu’nu keşfetti ve 1532’de de yok etti. Kolomb’un Amerika’ya ilk seyahatiyle (1492) Cortes’in Meksika’ya gelişi (1519) arasındaki yıllarda, İspanyollar Karayip Adalarının çoğunu fethederek bir dizi koloniye sahip olmuşlardı. Boyun eğdirilmiş yerliler için bu koloniler yeryüzündeki cehennemdi. Demir bir yumrukla yönetiliyor, açgözlü ve vicdansız sömürgeciler tarafından köle gibi madenlerde ve çiftliklerde çalıştırılıyorlardı, en ufak bir direnç gösterenler anında öldürülüyordu. Yerli nüfusunun büyük bölümü kısa süre içinde ya çok ağır çalışma koşulları, ya da işgalcilerin taşıdıkları hastalıklar yüzünden öldüler. Yirmi yıl içinde Karayipler’ in yerli nüfusunun neredeyse tamamı ortadan kalkmıştı, bunun üzerine İspanyol sömürgeciler boşluğu doldurmak için Afrika’dan köle ithal etmeye (yani köle ticaretine) başladılar”.

Burada isterseniz biraz ayrıntıya girelim. “Soykırım Aztek İmparatorluğu’nun burnunun dibinde olup bitmişti ama Cortes imparatorluğun doğu kıyılarına ayak bastığında Azteklerin bundan haberi bile yoktu. Aztekler tüm güçlerini birleştirip İspanyolları öldürmek yerine onları anlamaya çalıştılar ve müzakere ederek zamanı boşa harcadılar. Acele etme gereği duymamışlardı çünkü Cortes’in yanında sadece 550 İspanyol vardı. Milyonlarca insana ne yapabilirlerdi ki? Bu yüzden Cortes Temmuz 1519’da güneşli sahile ulaştığında harekete geçmekte hiç tereddüt etmedi. Bilimkurgu hikayelerindeki bir uzaylının uzay gemisinden çıkması gibi, şaşkınlıktan ağzı açık kalmış yerlilere seslendi: ”Barış için geliyoruz, bizi liderinize götürün” Cortes büyük İspanya Kralı tarafından gönderilen barışçıl bir elçi olduğunu söyleyerek Aztek Kralı II. Montezuma ile görüşmek istediğini belirtti.(Bu utanmazca bir yalandı, İspanya Kralı’nın ne Cortes’den, ne de Azteklerden haberi vardı) Aztekler’ in yerli düşmanları Cortes’e rehber, gıda ve askeri destek sağladılar. Sonrasında İspanyollar Aztek başkenti Tenochtitlan’ a doğru hareket ettiler. Aztekler bu “uzaylıları” başkente kadar yürümesine izin verdiler ve liderlerini İmparator Montezuma’ya götürdüler. Görüşmenin ortasında Cortes’in işaretiyle, çelik silahlı İspanyollar Montezuma’ nın korumalarını biçtiler (korumalar tahta sopalar ve taştan bıçaklar taşıyorlardı, gelenlerin ise yerlilerin tanımadıkları ateşli silahları vardı). Saygıdeğer konuk, ev sahibini tutsak etmişti”  (Kaynak: Sapiens (İnsan türünün kısa bir tarihi) Yuval Noah Hararı ve Büyük Dünya Tarihi- Andrew Marr)

 

17.01.2020

Av. Hüseyin BASKIN

 

(Devam edecek)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ