kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

Batı Trakya, ‘Devletsiz (non-state)’ bölge konumuna geri dönmektedir (HASAN ÖZKAN)

Batı Trakya, ‘Devletsiz (non-state)’ bölge konumuna geri dönmektedir (HASAN ÖZKAN)
koukavak

Batı Trakya’nın durumu Misak-ı Milli’nin 3. Maddesinde şöyle geçer: “Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.” Lozan antlaşması sonrası Batı Trakya’nın durumu, dönemin şartlarından ötürü istenildiği gibi bir halkoylaması ile değiştirilemedi.

Batı Trakya’nın hukuki statüsü konusunu çok iyi anlamamız ve kavramamız gerekir. Yunanistan’ın bütün asimilasyon politikalarının temelinde kendisi için tehlikeli olarak gördüğü bu hukuki statü yatmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’daki Müslüman Türklerin hukuki statüsü, Yunanistan’ın taraf olduğu ikili ve çok taraflı antlaşmalar ile Avrupa Birliği müktesebatı olarak ele alınıp incelendiğinde, Batı Trakya Türklerinin aslında “İdari, Hukuki ve Eğitim” olarak 3 temel başlıkta özerkliğe sahip olduğu görülmektedir.

Yunanistan, Müslüman Türklerin azınlık hakları ile ilgili olarak aşağıdaki antlaşmalarla yükümlülük altına girmiş bulunmaktadır. Bu temel antlaşmalar şunlardır:

1830 Londra Protokolü

2 Temmuz 1881 İstanbul Antlaşması

14 Kasım 1913 Atina Barış Antlaşması

10 Ağustos 1920 Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına Dair Sevr

1923 Lozan Barış Antlaşması

Bugün herkesin dilinde olan sadece 1923 Lozan Barış Antlaşmasıdır fakat bu konu da derinlemesine irdelenmesi gereken bir konudur. Türkiye, Lozan’dan kaynaklı olarak garantör konumunda olmaktadır fakat Batı Trakya Türklerinin diğer antlaşmalardan gelen hakları da vardır. Nitekim Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu da Batı Trakya Türklerinin 1913 Atina anlaşması ve diğer anlaşmalardan doğan haklarının takipçisiyiz diye belirtmiştir. Bu uzun yıllar sonrasında çok önemli bir ifadedir. Türkiye ne zaman Batı Trakya Türklerinin haklarını dile getirse, Yunanistan ve AB tarafından Lozan ile sorumluluğu hatırlatılmakta, Batı Trakya bizim iç işimiz denilmektedir. Fakat Batı Trakya’ya esasında Batı Trakya penceresinden bakılması gerekmektedir çünkü Yunanistan’ın Lozan öncesi antlaşmalara olan imzası aynen geçerlidir ve anlaşmaları onlar açısından bağlayıcı kılmaktadır. Türkiye, Batı Trakya’da garantörlüğünü, Yunanistan’dan hesap sorma adına Batı Trakya Türklerinin hakları penceresinden yürütmeye başladığında ve paradigma değişikliğine gittiğinde, Yunanistan’ı en çok sıkıntıya sokacak olan budur. Sadece Lozan ile Batı Trakya Türklerini sınırlamaya çalışan Yunanistan, sonunda Lozan’ı da ihlal ederek uluslararası hukuka göre tamamen suçlu duruma gelmektedir.

Özerklik meselesini konuşmaktan çekinen insanlarımız vardı. Son 2 yılda çok yol kat edildi ve artık özerklik kelimesini her yerde rahatlıkla kullanabiliyorlar. Bizim Batı Trakya’da özerkliğimiz konusunda çekinecek hiçbir şeyimiz yok çünkü tamamen uluslararası hukuka uygun yapılan antlaşmalardan kaynaklı haklardan bahsediyoruz.

Örneğin Venizelos, Lozan’da Türkiye ile görüşme ve antlaşma imkânı yaratabilmek için, Batı Trakya’yı Türkiye’ye vermemek için diğer güçleri de etkilemek adına konferansta şunları söyledi: “Müslüman cemaatlerin hiyerarşik örgütlenmesi –otonomdur- özerktir. Müftü cemaatlerin kendileri tarafından atanır.”

Bunun çok daha öncesine gelmek istiyorum. Batı Trakya’yı Yunanistan nasıl aldı, hangi şartlarda aldı bunları konuşmak ve irdelemek gerekiyor.

1919 yılında imzalanan Neuilly antlaşması’nın 48. Maddesine (Section III, Thrace, Article 48) göre: Batı Trakya bölgesi Bulgaristan’dan alınmış ve devletsiz (non-state) bölge olarak ilan edilmiş, 14 Mayıs 1919 tarihinde Fransız işgali ve Yunan tehditleri altında para diplomasisi kullanılarak alelacele bir plebisit yapılmıştır. Bu plebisit de uluslar arası hukuka göre geçersizdir. Halkı temsil ettiği iddia edilen kişiler kullanılarak bir plebisit yapılmıştır, halkın seçtiği kişiler kesinlikle değildir.

Bu arada Yunanistan Batı Trakya’yı alabilmek adına işgal etmeden önce diplomasi faaliyetlerine devam etmiştir. Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos, 4-17 Haziran 1919 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilen konferansta, Batı Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini sağlamak için aynen şunları ifade etmiştir: “… Nitekim, çok sayıda Müslüman nüfusun yaşadığı Girit’te Müslüman Cemaati ile ilgili yasa yürürlüktedir. Bu yasa yıllardan beri Girit Müslümanlarını tatmin etmektedir. Bu yasa sayesinde bütün Müslüman Kurumları ÖZERK olup, sadece bunları kötüye kullanmama bakımından Yunan Devleti tarafından basit bir denetime tabi tutulmaktadır. Bu Müslümanlar, kendileri serbest seçimle kurumlarının yönetim ve oluşumlarıyla ilgilenmektedirler. Müslümanların bütün kişilik haklarıyla ilgili olarak ve vakıflar konusunda KADI söz sahibidir.”

Bu sözlerin ve diplomasi faaliyetlerinin ardından, Yunan Sevr’i öncesinde 14 Mayıs 1920 tarihinde Yunanistan tarafından Batı Trakya’nın resmen işgaline izin verilmiştir. 10 Ağustos 1920 yılında Yunan işgali altında Batı Trakya Yunanistan’ın imzaladığı Sevr ile Yunanistan’a bırakılmıştır.

Yunanistan’ın Müslüman Türk Azınlığın özerklik haklarına riayet edeceği Sevr antlaşmasıyla koruma altına alınmıştı. Fakat Yunanistan anlaşmayla koruma altına alınan özerklik haklarını kendi iç hukukunda bir sürü düzenleme yaparak gasp etti. Dolayısı ile imzaladığı uluslararası anlaşmayı hiçe saydı, Batı Trakya topraklarını kendisine katmak dışında diğer maddeleri usulen reddetti.

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 27. Maddesine dayanarak şunu belirtmek gerekir ki Yunanistan’ın kendi iç hukukunda yaptığı düzenlemelerle Batı Trakya Türklerinin ÖZERKLİK haklarını gasp etme HAKKI YOKTUR.

Yani uluslararası hukuk; Batı Trakya Türklerine, Yunanistan’ın haklarını çiğnemesinden ötürü Sevr anlaşmasının maddelerini geçersiz sayma hakkı vermektedir. Türkiye nasıl Sevr antlaşmasını yırtıp attıysa, Batı Trakya Türkleri’de yırtıp atmak zorundadır. Dolayısı ile Batı Trakya yeniden Neuilly anlaşması ile DEVLETSİZ (non-state) bölge konumuna geri dönmektedir.

DEVLETSİZ bölge konumuna geri döndürdüğü Batı Trakya’da Yunanistan uluslararası hukuka göre İŞGALCİ konumuna düşmektedir. Uluslararası hukuk, Batı Trakya Türklerine o bölge için bir hükümet kurma hakkı tanımaktadır.

Bunlar tabii ki çok derin ve masada uzun süre müzakere edileceğini ön gördüğümüz konulardır. Yunanistan elbette ki kazandığı toprakları kaybetmek istemeyecektir. Fakat bunun için Batı Trakya Türklerinin özerklik haklarını geri vermek zorundadır. Bunu yapar mı? Bugüne kadar sistemli bir şekilde asimilasyon yapan bir ülke bu hakları geri vermeyecektir. Özellikle Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin kararlılığı ve sahadaki aktif adımları Yunanistan’ı daha da köşeye sıkıştırmışken bunu yapacağını zannetmek hayalcilik olur. Zaten bunu yapmayacağını da Yunanistan, Türk köylerinin içine komandolarını çıkartmak suretiyle tatbikat yaptırarak apaçık belli etmiştir. Bugüne kadar böyle bir olay hiç yaşanmamıştı. Avrupa Birliği içerisinde, demokrasi ve AB değerlerini her fırsatta dile getiren Yunanistan’ın kendi vatandaşları olan Batı Trakya Türklerini korkutma ve göz dağı verme adına yaptığı bu tatbikatların, AB ve Avrupa Parlamentosu tarafından da şiddetle kınanması gereklidir.

Batı Trakya’nın statüsü konusu er ya da geç müzakere masasına gelecektir. Yunanistan’ın bundan kaçınması mümkün değildir. Batı Trakya Türkleri bugün Yunanistan’da varlığını sürdürebiliyorsa hiç kuşkusuz Anavatanımız Türkiye sayesindedir. Türkiye, Batı Trakya Türklerinin mücadelesine her dönemde destek olmuştur ve olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan en son açıklamalarında gereken her şeyi yapabileceklerini ifade etmiştir. Bu mesaj Yunanistan’a çok açık bir uyarıdır çünkü Batı Trakya Türklerinin geldiği durum artık bir çıkmaz sokaktır.

Yunanistan’ın asimilasyon politikaları olmasaydı bugün Türkiye’deki nüfus artışına göre yaklaşık 700.000 Batı Trakya Türkünden bahsediyor olacaktık. Bu rakamlar akademik çalışmalarla belirlenmiştir. Bugün 150.000 kişiden ve bir kısmının da Avrupa’nın çeşitli ülkelerine çalışmak için geçici olarak da gittiğini var sayarsak, durumun ne kadar vahim olduğunu daha iyi kavramış oluruz. Batı Trakya Türklerinin haklarını alabileceği bir mekanizma maalesef Yunanistan’da yoktur. AİHM kararlarını uygulamayan Yunanistan’da Türkler hakları için dava açsalar ne olacak? Türklerin hak aramak için açtıkları davalar bir ömür sürmektedir. Dolayısı ile Yunanistan’da hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku geçerli olmaktadır.

Türk azınlık okulları Lozan’dan bu yana 330’dan 115’e düşürüldü. Bu yıl yine 8 okulumuzu çeşitli bahanelerle kapattılar. Ekonomik olarak zaten bölgede tam bir adaletsizlik hakim. Yunanistan yıllardır bölgeye bir çivi çakmadı ve yatırım konusunda hiç destekte bulunmadı. Tarım politikaları konusunda da ayrımcılıklar artık insanları yaşamdan bezdirmiş vaziyettedir. Bu hak gaspları Yunanistan’ın bölgemizi artık gözden çıkardığını gösterse de Yunanistan son bir hamle ile göz boyamak adına Trakya kalkınma komisyonu kurmuştur.

Yakından takip ettiğimiz üzere Yunanistan Meclisi’nde oluşturulan Trakya Kalkınma Komisyonu’nun ilk toplantısında iki çalışma grubu oluşturulmuştur. Birinci çalışma grubunun Trakya ile ilgili kalkınma konularını ele alacağı; ikinci çalışma grubunun ise eğitim, sosyal gruplar, demografi ve azınlık (entegrasyon, eşitlik, dinler arası uyum, v.s.) gibi konuları ele alacağı gazetelere yansımıştır.

Yunanistan Batı Trakya Türkleri aleyhine attığı her adımı meşru gördüğüne göre, onlara göre her şey güllük gülistanlık ise ikinci çalışma grubu neden kurulmuştur?

Hak gasplarını meşrulaştırmak üzere, Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu’nun gözünü boyamak, dünya kamuoyunu adım atıyorum kandırmacasıyla oyalamak adına atılmış çözüm sağlamayacak adımlardır.

Tüm bunların karşısında Batı Trakya Türkleri toprağına sahip çıkmakta, Anavatan Türkiye’den haklarının uluslararası arenada ve Birleşmiş Milletler nezdinde dile getirilmesi konusunda yardım beklemektedir.
HASAN ÖZKAN

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ