REKLAM ALANI
REKLAM ALANI

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

Ilımlı İslam Oyunu, Arap Baharı, Fırat’ın Doğusu ve NATO Karmaşası

Süleyman ÖZMEN

Tarihe milât olarak geçen 11 Eylül 1999 sonrası şekillenen “Yeni Dünya Düzeni” içerisinde stratejik menfaatlerin odaklandığı Ortadoğu istikrarsızlık merkezi addedilerek burada ABD menfaatlerine karşı tehdit olarak algılanan iki güç kaynağı, “Radikal İslam” ve “milliyetçilik” akımları ABD hedefleri doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi hedeflenmekteydi.

Ancak Neocon (Yeni muhafazakâr) Amerikan yöneticilerin küresel hedefleri, ABD’ye zarar veren risk unsurlarının tamamen yok edilmesiyle sınırlı değildir. Görüldüğü üzere, İpek Yolu Strateji belgesi esas olarak ABD’nin ve Amerikalı girişimcilerin bölgedeki ekonomik ve ticari çıkarlarının sağlanmasını kolaylaştıracak bir eksen üzerine oturtulmuş, bu ana hat çevresinde ise, ABD’nin küreselleşme tanımına uyan diğer unsurlar serpiştirilmiştir. Burada esas, ABD’nin sağlıklı bir ekonomik yapıya sahip olması, kıt kaynaklara sahip ülkeleri ekonomik kaynaklarıyla birlikte kontrol altında bulundurması ve sürekli kârlı bir dış pazarı elinde tutma maksadıdır.

ABD’nin bu hedefe kolaylıkla ulaşmasının önündeki engel, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetinin mevcut haliyle ayakta kalmasıydı.

Tüm bu bahse konu olan bilgilendirmeler ışığında 1700’lerde dünya hâkimiyetini ele geçirmiş olan Batılı emperyalist güçlerin bu gücü kaybetmemek için uygulamış oldukları stratejik planlamalar günümüzde Orta Doğu ülkelerinin yüzleşmek zorunda kaldığı günümüz şartlarını meydana çıkardığı görülmektedir.

Arap Baharı, Fırat’ın Doğusu ve NATO Karmaşası

Sözde Arap Baharı olması gerekirken sistematik olarak gerçekleştirilen kötü niyetli Batı politikalarının etkisiyle negatif yönde ivme kazanmış Orta Doğu politikaları, her geçen gün deprem fay hattı gibi sıkışmaya devam etmekte ve çok şiddetli bir depreme doğru evrilmektedir.

İslam dünyasının birbiriyle mezhep çatışmasına sokulması projelerinin yanında Huntington’un en büyük endişelerinden birisi olan Konfüçyüs ve Budizm benzeri gibi dinlerin İslamla bir araya gelmesini engellemek maksadıyla; Myanmar örneğinde olduğu gibi Sarı Irkın Müslüman milletlerle çatıştırılması projeleri de yer almaktadır.

Tebliğci dinlerin geleceğinin ne olacağının tartışıldığı günümüzde; Batı dünyasının Doğu dünyasını bölmek ve kendi içinde çatıştırmak üzerine yapmış olduğu projeler karşısında Hristiyan mezheplerinin birbirleriyle işbirliği yapma çabaları kendi içinde ayrı bir paradoks yaratmaktadır. Batı Doğunun laik, modern, demokratik, güçlü ve birbiriyle işbirliği içerisinde olmasına hiçbir zaman fırsat vermemeye çalışacaktır.

Laik, modern ve demokratik bir Doğu modeli, Batı’nın zihninde ciddi bir tehdit olgusu yaratmaktadır.

Son zamanlarda Irak’ta laiklik için düzenlenmiş olan gösteriler oldukça anlamlı fakat bir o kadar da nafiledir.

Bu yüzden Atatürk; aklın, bilimin ve fennin öncülüğünde yüksek ideallerle insanlarımızı aydınlık bir geleceğe taşıyan ve muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma yolunda kararlı adımlarla ilerlememizi istemiştir. Bu yüzden Cumhuriyetin, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillere ihtiyaç duyduğunu her fırsatta dile getirmiştir. İşte tam da bu yüzden Batının tamamen zihinlerden tasfiye etmek ve anılarını ortadan kaldırmak istediği bir liderdir.

Orantısız tahterevalli kuramı- Medeniyet Merkezinde Kayma Oyunu

Son zamanlarda Ecdat Fenomenindeki artış, İslam dini ve mezhepleri üzerindeki manipülasyonların yoğunlaşması ve hatta bir kısım insanımızın dünyanın düz olduğuna bile inandırılabilmesi özellikle Türk milleti üzerinde tecrübesi denenen toplu illüzyonların, sistematik algı operasyonlarının bir neticesidir. Bir taraf geriler bir taraf yükselir ben buna “Orantısız tahterevalli kuramı- Medeniyet Merkezinde Kayma Oyunu” adını verdim. Yükselen taraf alçalan tarafın yeniden yükselmemesi için tüm imkânlarını kullanır.

Oysa evrensel ve etik değerlerle bezenmiş tüm insanlığın barış içinde geleceğine ve refahına odaklanmış samimi bir işbirliği ne güzel olurdu.

Kapitalizm birinci küresel krizini 1873-1896’da yaşamıştır. İkinci kriz ise 1929-1934 arasındaydı. Her ikisinin ardından birer dünya savaşı çıktı ve milyonlarca insan hayatını kaybetti. 2008’den beri kapitalizm üçüncü büyük küresel krizini yaşamaktadır. Amerika’da kendi içerisinde bu krize bağlı ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Bunu aşmasının tek yolu, Orta Doğu’da müzmin kaos ortamının devamıyla sağlayabileceği ranttır. ABD, kan ve kaosdan beslenir.

Coğrafya Kaderdir

Büyük düşünür İbn Haldun “Coğrafya kaderdir” demişti.

Bizim kaderimiz de bu coğrafyada yaşıyor olmaktır. Anadolu coğrafyasında yaşayan kavimlerin zayıf olma, öngörüsüz olma hata yapma lüksü yoktur. Zira Türkiye Cumhuriyeti, kapitalizmin zulmüne ve aldatmacalarına maruz kalan tüm mazlum milletlerin son kalesidir.

  1. TSK nın bu operasyonu gerçekleştirirse başarı oranı ne olur? Türkiye savaşa hazır mı?

Ben 19 Ocak 2018 tarihinde Afrin harekatını değerlendirirken (http://www.hurriyet.com.tr/yrd-doc-ozmen-firatin-dogusundaki-pkk-ypg-v-40715615) o zaman ki şartlar altında Fırat’ın doğusunda da harekatın yapılması gerektiğini ifade etmiştim. O tarihten bugüne neredeyse iki sene zaman geçmesine rağmen ve defalarca Fırat’ın doğusuna harekât yapılacağı söylenmesine rağmen halen ciddi anlamda bir faaliyet gerçekleştirilmedi. Bu konu başlı başına üzerinde kafa yorulması gereken başka bir konu.

Bugün Fırat’ın doğusu harekâtı gündemde. Harekât ülkemizin sınırlarını korumak acısından önemlidir ancak taktik bir harekât olduğu için eksiktir. 1978 yılında kurulan PKK ilk silahlı eylemini 1984 yılında yapmış ve örgütün kuruluşundan bu yana tamı tamına 41 yıl geçmiştir. 41 yıl boyunca on binlerce şehidimize ve maddi manevi kayıplarımıza rağmen koruyamadığımız sınırlarımızı Fırat’ın doğusunu PKK/YPG’li teröristlerden temizledikten sonra koruruz düşüncesi yetersiz bir söylemdir. Zira ABD, Suriye topraklarında daha önce Irak’ın kuzeyinde yapmış olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne tuzak kurmuştur.

2006 yılında ABD’li bir yarbay Amerikan Silahlı Kuvvetleri Dergisi’nin (Armed Forces Journal) Haziran sayısında “Soğuk Savaş Öncesi ve Sonrası” başlıklı bir harita çıkardı. O günlerde Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırma Merkezi (SAREM)’inde o haritayı uzman arkadaşlarla birlikte inceledik. Haritada kurulmak istenen terör devletinin çıkışı Akdeniz değil Karadeniz olarak gösterilmişti. Oysa coğrafyayı ve bölgedeki Kürt nüfusunu ele aldığımızda stratejik kazanımlar açısından terör devletinin Akdeniz’de mutlak surette kıyı edinmesi gerekiyordu.

ABD’li Emekli Yarbay Ralph Peters’in haritasında sözde “Büyük Kürdistan” Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın doğusundan Diyarbakır’ı da içine alacak şekilde, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizden bölgenin stratejik önemi haiz su rezervlerine de içine alarak Karadeniz’e çıkıyor. Fırat’ın doğusu burada dikkat çekici bir şekilde ABD tarafından sınır olarak belirlenmişti.

Bölgemizde asıl amaçlanan büyük bir mezhep savaşı var. Ayrıca emareler önümüzdeki süreçte patlak verebilecek büyük bir savaşın bu coğrafyada başlayabileceğini bize göstermekte. Suriye’yi sahada 8 parçaya böldüler, 8 farklı grup var. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içinde Türkmenler olduğu için yakınlık duyuyoruz. Ancak ÖSO’nun kuruluşunu unutmayalım. ABD ve Koalisyon içindeki Arap ve Körfez ülkeleri ile birlikte “eğit-donat” projesinin içinde ÖSO’nun kuruluşunda biz de vardık. ÖSO’nun da bölünen diğer unsurların da ne kadar özgür olduğunu da sorgulamamız gerekir.

Türklerin 1917 senesinde 400 senelik barış ve huzur döneminin ardından bölgeyi terk etmeye zorlanmasından sonra sözde özgür Arap birliği kurulacağı vaatleriyle İngiliz ve Fransız Manda Yönetimlerine bırakılan Orta Doğu’da o tarihten itibaren barış ve huzur tesis edilememiştir. Türklerin bıraktığı tarihte genel nüfusa göre yüzde 6’yı geçmeyen Yahudi nüfusu tüm uluslararası hukuk kuralları hiçe sayılarak bugün yüzde 80’lere ulaştırılmıştır. Özgür Arap Birliğini kuracağını düşünen Arap halkları Türk İslam Halifesi yerine Hıristiyan İngiliz Halifesini tercih etmiş ve Filistin devleti 1988 yılında üzerinde herhangi bir söz hakkı olmadan halkının yaşamaya mahkûm bırakıldığı topraklar üzerinde kurulmuştur. 1917 senesinden İsrail devletinin kurulduğu 14 Mayıs 1948 senesine kadar İngilizlerin de katkılarıyla kurulan çeşitli Siyonist örgütler vasıtasıyla Filistinliler terörle, katliamla, zorla kendi topraklarından sürüldü. Siyonist örgütler, İsrail devletinin kuruluşu açıklanana değin, işgal edebildikleri kadar toprağı işgal ettiler, halende ediyorlar.

Sözde “Büyük Kürdistan”da aynı yolla kuruluyor. PKK Arapları, Türkmenleri göçe zorlayarak, ele geçirdiği bölgelerde etnik temizlik yapıyor. Tarih kendinden ders almayanlar için acımasızdır. İngiltere’nin 100 sene önce yaptığı taslak Orta Doğu bu kez ABD tarafından yeniden düzenlenmekte, 2006 yılında ABD’de yayımlanan harita ve makalenin sonunda hangi ülkelerin kazanacağı hangi ülkelerin kaybedeceği yazılmıştı.

Kaybedecek ülkeler listesinde; Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Katar, Kuveyt, Pakistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği, Filistin Özerk Yönetimi’nin yanında Türkiye de var.

Evet tüm bu alt yapı ifadelerinden sonra Türkiye, Fırat’ın doğusuna operasyon düzenlediği zaman başarı oranı ne olur sorusuna bakalım. Batılı Oryantalist Stratejistlerin 2000 yılının başlarında deklere etmiş oldukları milenyum planların da Türk ordusunun tasfiye edilmesi gerekir söylemleri vardı. Bunda FETÖ’yü de kullanmak suretiyle kısmen başarılı olduklarını söylemek mümkündür. Türk Ordusunun Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra şekillendirilmiş olan siyasetten ve tarikatlardan uzak köklü laik ana yapısı, ABD’nin operasyonları neticesinde kısmen değiştirilmiştir. Bu konu halen tartışmaya açık bir konudur. Fakat bekâ söylemlerinin sık sık yapıldığı son zamanlarda şu sorular karşımıza çıkabilir.

  • Genelkurmay Başkanlığı Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde görev yapmakta olan Seferberlik Tetkik Kurulları neden kapatılmıştır?
  • Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde görev yürütmekte olan Psikolojik Harekât Grup Komutanlığı’nın ismi neden önce Bilgi Destek Grup Komutanlığı olarak değiştirilmiş ve neden sonrasında tamamen kapatılmıştır?
  • Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde görev yapmakta olan Stratejik Araştırma ve Etüt Başkanlığı (SAREM) neden kapatılmıştır?
  • Milli Güvenlik Kurulu neden sivilleştirilmiştir?
  • Yüksek Askeri Şüra’nın kaç kişisi sivil ve bu sivillerin ne kadarının askeri stratejik konularla ilgili kariyeri vardır?
  • Milli İstihbarat Teşkilatı kadrolarında görev yapmakta olan asker kökenli elemanlar neden tasfiye edilmiştir?
  • Harp Okullarına aday yetiştiren Askeri Liseler neden kapatılmış, muvazzaf subay yetiştiren Harp Okullarının temel sistemi neden değiştirilmiştir?
  • Askeri Hastanelerin temel yapısı ve varoluş mantığı neden değiştirilmiştir?

Bu soruları daha da uzatmak mümkün. Kapatılan, tasfiye edilen ve temel mantıksal varoluş sistemi değiştirilen tüm bu kurumların kuruluş sebebi, ülkenin bekâsı ile ilgili konularda uygun savunma refleksi göstermek, gerekli tedbirleri almak ve Cumhuriyete yönelik muhtemel tehditleri bertaraf etmekti.

Cumhuriyetin bekâsıyla ilgili tedbir alması gereken majör unsurların kapatılması hakkındaki yukarıdaki ifadelere yer verdikten sonra ben size sorunuzu geri sorayım.

Türkiye savaşa hazır mı?

Biz eski askerlerin en büyük korkusu, ordunun Balkan Harbi öncesinde olduğu gibi siyasete ve tarikata karışmış olduğu düşüncesidir.

  1. ABD gerçekten çekiliyor mu? Yoksa yine Trump’ın tutarsız siyasetine mi tanıklık edeceğiz.

Trump’ın gün içinde konuyla ilgili yapmış olduğu ifadelere dikkat etmek gerekiyor. Birbirinden çelişkili ifadelerde bulunduğu bir gerçek. Herhalde tarihin hiçbir döneminde siyaseten ve diplomatik olarak böyle tuhaf bir dönem olmamıştır.

“Türkiye, benim büyük ve emsalsiz bilgeliğimle sınırları aşmak olarak değerlendirdiğim bir şey yaparsa, Türk ekonomisini yıkıp ve yok edeceğim (daha önce yaptım). (Türkiye’nin) Avrupa ve diğerleri ile birlikte, yakalanan IŞİD’lileri ve ailelerini gözetmeleri gerekiyor. ABD, IŞİD’in yüzde 100’ünün yakalanması da dâhil olmak üzere, beklenenden çok daha fazlasını yaptı. Şimdi bölgedeki diğerlerinin kendi bölgelerini korumalarının zamanı geldi.” (07 Ekim 2019, saat: 18:38, Trump tweet)

ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) başarıya ulaşmış gibi görünüyor. Daha önce 16 Mayıs 2018 tarihinde “ABD, Kan ve Kaosla Besleniyor” (http://www.hurriyet.com.tr/dr-ogr-uyesi-ozmen-amerika-kan-ve-kaosla-be-40838862) şeklinde bir haber paylaşmıştım.

Bu emperyalizmin, kapitalizmin yaşayabilmesi için gereken bir argüman gibi görünüyor.

Dünya maalesef adil ve hümanist değil.

  1. Türkiye’nin NATO’dan çıkması mümkün mü? Ne şartlar altında böyle bir çıkış olabilir? Bu adımın bölgesel ve küresel aktörler açısından olumlu sonuçları olur mu? Ankara’nın NATO’dan ayrılması kimin çıkarına olacak?

Türkiye’nin NATO’dan ayrılması mümkün.

Türkiye, 2000 sonrası yapılan manipülasyonlarla sistematik olarak Batı’dan koparılmaya çalışılıyor.

Erovizyona katılmama kararı, yaz-kış saati uygulamalarının kaldırılması, wikipedia’ya girilememesi, booking.com üzerinden işlem yapılamaması bu operasyonun birkaç basit söylemi sadece.

Türkiye’nin 18 Şubat 1952’de NATO’ya girmesinin bedeli, 741 adet şehit ve 2000 üzerinde gazidir.

Günümüzde çok rahat ifade edilen NATO’dan ayrılma söylemleri esasında yine bekâyla doğrudan ilgili bir söylemdir.

Sanayi devriminden sonra dünyanın yüzleşmek zorunda olduğu her bir küresel ekonomik krizden sonra bir dünya savaşı patlak vermiş ve milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. 1896 krizi Birinci Dünya Savaşı’nı, 1929’dan sonraki buhranda İkinci Dünya Savaşını tetiklemiştir.

Birinci Dünya Savaşının başlarında İngiltere’yle birlik olma çabalarımız malumunuz olduğu üzere sonuçsuz kalmış ve Almanya ile ittifak yapmak zorunda kalmışızdır. Savaşın sonunda en fazla toprak ve insan kaybeden Türk milleti olmuştur.

Şimdi günümüze bakalım 2008 yılında kapitalizm üçüncü büyük küresel krizini yaşamıştır. Bu kriz mevcut şartlarda henüz aşılmış değildir.

6 Haziran 2019 tarihinde Avrupa’nın kaderini değiştiren Normandiya Çıkartması’nın 75nci Yıldönümü görkemli bir şekilde kutlanmıştır.

Bu kutlamadan iki gün önce ABD, İngiltere’yle birlikte Ticaret Antlaşması imzaladılar. Kutlamadan bir gün sonra da benzer bir anlaşma Fransa ile imzalandı. Ben şahsen teamüllere bakarak ABD, İngiltere ve Fransa arasında yalnızca bir ticaret anlaşması imzalanmadığı iddiasını ortaya atabilirim. Bu anlaşmadan hemen sonra uzun yıllardır aşırı sağın yükseldiği ülkelerden biri olan Fransa, İngiltere’yi takip ederek AB’den çıkabilecek en güçlü ikinci ülke konumuna geldiğini deklere etti ve konuyla ilgili referandum yapabileceğini açıkladı.

Daha sonra ABD yönetimi, 25 Haziran 2019’da Filistin-İsrail meselesine çözüm bulmak iddiasıyla hazırladığı “Yüzyılın Anlaşması” planının ekonomi paketini açıkladı. Birçok kişiye göre bu anlaşma “Yeni Sykes-Picot Antlaşması” niteliğinde.

Özetle emareler sadece Suriye ve Fırat’ın doğusuyla ilgili değil. Fırat’ın doğusu esasında çok daha büyük bir resmin küçük bir ayrıntısı sadece.

Malumunuz olduğu üzere bir de S 400 füze krizi ve bunun perde arkası var. ABD’nin müttefiki Türkiye’nin Patriot talebine olumlu yanıt vermemesi üzerine Ankara, kendi hava savunma sistemlerini Rusya’dan satın alma yoluna gitti.

NATO’nun en stratejik üyelerinden birisi olan Türkiye’nin ittifakın en önemli hasmı konumundaki Rusya ile geliştirdiği bu ilişkinin ortak güvenlik mimarisini zafiyete uğratacak olması NATO’da kaygı uyandırdı.

S-400 hava savunma sistemlerinin hiçbir şekilde NATO’nun mevcut savunma ve radar sistemlerine entegre edilemeyecek olması bu kaygıyı artırıyor. ABD Pentagon aracılığıyla yaptığı açıklamayla, F-35’lerin Türkiye’ye yerleştirilmesi sürecinde yapılan hazırlıkların askıya alındığını ve gerekli ekipmanların da S-400 anlaşması iptal edilmeden gönderilmeyeceğini bildirdi.

Bunun üzerine Rus devlet şirketi Rostec’in genel direktörü Sergey ÇEMEZOV, Ankara’nın ilgilenmesi halinde Türkiye’ye Su-35 savaş uçakları satabileceklerini söyledi. ÇEMEZOV, “Türk meslektaşlarımız taleplerini açıklarsa Su-35 sevkiyatını gündeme almaya hazırız” dedi.

Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması çağrısı yaparız

ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi partisi içindeki en önemli destekçilerinden biri olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham Twitter’dan yaptığı açıklamada, Demokrat senatör Chris Van Hollen ile görüştüğünü ve “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna girmesi durumunda Kongre’den Türkiye’ye yönelik yaptırım kararını hayata geçireceklerini ve NATO üyeliğinin askıya alınması çağrısı yapacaklarını” açıkladı. (7 Ekim 2019, saat: 17:47, Graham tweet)

Graham, ayrıca şu açıklamayı yaptı: “Biraz önce Senatör Chris Van Hollen ile Suriye’deki durumu konuştum. Suriye’yi istila etmesi halinde Türkiye’ye partiler üstü yaptırımlar getireceğiz ve IŞİD halifeliğinin yıkılmasında ABD’ye yardım eden Kürt güçlerine saldırmaları durumunda da, NATO üyeliklerinin askıya alınması çağrısı yapacağız. Trump’ın Kongre’den çıkacak Türkiye’ye yönelik yaptırımların veto edilmemesini umuyor ve bekliyoruz.” Dedi.

Görüldüğü gibi tüm emareler Orta Doğu merkezli yeni bir büyük savaşın başlangıç emareleri gibi. (İnşallah olmaz) Ancak Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile ittifaka zorlanma hikâyemiz gibi bu sefer de Rusya’ya doğru itiliyoruz. Her nedense bu konunun ABD ile Rusya’nın bilgisi ve kontrolü dâhilinde tezgâhlandığı düşüncesindeyim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ