kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

MAYKAMIN MUTFAĞINDAN BAHARAT KOKULU HİKAYELER 7-LEYLEK MEVSİMİ

Aysun KILIÇASLAN SOKU

Hayatımda ilk kez leyleği Ankara’da dedemin bağında oynarken görmüştüm. Yan bağda Vebko Tete (Vehbiye Teyze)’nin evinde, o öldükten sonra kiracılar taşınmıştı. Onların iki gençkızı zaman zaman bana ve kardeşime ablalık yapar, göz kulak olurlardı. Yine böyle evin hanımlarının meşgul olduğu bir gün, biz Zübeyde ablalara emanet edilmiştik. İki evin tam ortasındaki su kuyusuna akşam yemeği için soğusun diye karpuzları saldılar, sonra da kuyunun yanındaki ağaçtan bize minik yaz armudu topladılar. Bir anda üzerimize adeta karanlık bir bulut çöktü. Başımı kaldırıp baktığımda yüzlerce kuşun bulut gibi uçtuğunu gördüm. Zübeyde abla “Aaaaa leylekler geldi, artık yaza girdik” dedi. O kadar küçüktüm ki, yaz mevsimini leyleklerin kanatlarında getirdiğini düşündüm ve o anda leylekleri çok sevdim.
Annem koşarak yanımıza geldi, “Ne oturuyorsunuz, çabuk ayağa kalkın” diyerek bir telaş yarattı.”Uçan leylek gördüğünüzde ayağa kalkın ki, çok gezesiniz o sene” deyince, hayatım boyunca hiç vazgeçmediğim aile geleneklerimizden birini de kafama nakşetti. Sevinç Teyzemin büyük oğlu Erkan abim, bizden çok büyük olduğu için, kardeşimle ve küçük kuzenimle birlikte onu hayranlıkla takip ederdik. 2015’te bizi büyük üzüntüler içinde bırakarak aramızdan ayrıldığında, o leylekleri gördüğümüz zaman bize okuduğu bir şiiri hatırlamaya çalıştım. Ne yazık ki bölük pörçük birkaç kelime kalmış aklımda.
Güçmen kuşlar uçayera
Kanadını açeyera
…..
A bre bu kuşlar
Epten aykırı gideyera

O akşam bütün aile camlı verandada toplanıp bağa karşı yemek yerken, heyecanla leylekleri anlattım. Az buz değil, çok önemli kuşlardı. Bize güneşi, yazı, yaz meyvelerini, eğlencelerini hep bu kuşlar getiriyordu. Maykam sordu “A bre kızçem sen bu kuşları çok mu seveysın? Semoş afta sonu, al maksımları (oğlanları), al kızçeyi kuşlu parka götüresın”. Bunu duyunca, masada bir vaveyla koptu ki, sormayın. Her kafadan bir ses çıkıyor. Cumartesi kaçta çıkılacak, ne giyilecek, nerede yemek yenecek, ne alınacak? Tam bir şenlik havası.

Hafta sonu geldi çattı. Semoş Tete (Semra Teyzem) ve annem giyindiler, beni, kardeşimi ve kuzenimi özenerek hazırladılar. Eee ne de olsa Ankara’ya iniliyordu. Dedemin evi Çankaya’nın bağ evlerinin olduğu bölgedeydi, o yüzden Kızılay, Ulus gibi semtlere Ankara denilirdi. Oysa Çankaya, şimdilerde tam da şehrin göbeğinde. Harp Okulu’na doğru Kızıl Yokuş’a yürüdük, oradan bir arabaya bindik ve Kavaklıdere’ye gittik. Tunalı Hilmi caddesiymiş, annem “çok havalı bir yer” dedi. Annem diyorsa doğrudur diyerek merakla etrafa bakındım. Tunalı Hilmi bizim gibi, Balkan Türkü imiş, siyasetçiymiş, Türkçe konuşmaya büyük önem verirmiş.Sonra bir parka girdik. Hayatımda gördüğüm en güzel varlık, bembeyaz, uzun boyunlu, zarif, balerin gibi suda yüzüyordu. Adı kuğu imiş, gittiğimiz yer de Kuğulu Park. Bu kuğuları, valsleriyle ünlü Viyana şehrinin Belediye Başkanı hediye etmiş. Bir anda balerin olmaya karar verdim, yaşıtlarımın iki katı boyum olduğunu düşünmeden. Yıllar sonra bir gün gazetede bir gece vakti parka gizlice girip kuğuları kebap yapıp yiyenleri okuduğumda, çok üzülmüştüm. Neyse ki, Kuğulu Park hala çok revaçta ve yeni kuğularıyla insanlara güzellikler sunmaya devam ediyor.

Akşam eve döndüğümüzde, Maykama döne döne kuğular gibi süzülerek onları anlattım. Maykam da tüm gün anneannemle beraber bize güzel yemekler hazırlamışlar. Ama en büyük sürpriz patlıcan pitası. Kışın daha ağır, etli, ciğerli börekler yapılırken, yazın hafif ve sebzeli börekler yapılırdı. Elde açılan ve oklava vurulmayan yufkalar, araları yağlanarak üst üste konur, tepsiden taşırılarak buruşuk yerleştirilir. Minik kuşbaşı doğranmış patlıcan, biber ve domates az yağda kavrulur, bol kuru nane eklenir, soğutulup araya döşenir. Üstüne yine yağlanmış yufkalar üst üste konur, kenarları hava almayacak şekilde kıvrılır. Kastrada pişirilir. Allahım yemelere doyamazsınız.

Böreğin üstüne çaylar, kahveler içilirken dedem Fazıl Efendi bizi etrafına topladı. “Süleyin bakalım benim kızanlarım, kızçelerim Tunalı Hilmi’nin Tuna’sı nerden gelir?”
Sonra bize Gazi Osman Nuri Paşa’yı, baba ailemin katledildiği 93 harbini, o dönemdeki büyük göçü ve Osman Paşa’nın gazi ünvanını aldığı Plevne savunmasını anlattı.
Bir leylek hikayesiyle başlayan haftamız Balkanlar’ın ilk büyük göçüne sebep olan 1877-78 (93 harbi) Osmanlı-Rus Savaşı’nın acılarına dayandı. “Tuna nehri akmam diyor, Etrafımı yıkmam diyor, Ünü büyük Osman Paşa, Plevne’den çıkmam diyor” diye gözleri yaşlı türküyü mırıldanan Maykam hala gözümün önünde…”Kılıncımı vurdum taşa, taş yarıldı baştan başa”…Rumelili olmak vatanını çok sevmektir diye o yaşta öğreten atalarım nurlarda yatsın.

Aysun KILIÇASLAN SOKU
RUBASAM Bşk. Yrd.
aysun_kilicaslan@yahoo.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ