kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

MAYKAM’IN MUTFAĞINDAN BAHARAT KOKULU HİKAYELER – BAYRAM YEMEKLERİ

Aysun KILIÇASLAN SOKU

Balkanlar’dan gelen güzel yürekli insanlarımızın ne de güzel adetleri vardır. Haziran başında çocukluğumun Şeker Bayramlarını anımsadım. Dedemin Dikmen Bağları’ndaki o bağ köşkünde, Maykam’ın mutfağında bayram telaşları da şenlikli geçerdi. Bayram tatillerinde babamın görev yaptığı şehirlerden Ankara’ya gideceğimizi öğrendiğimde, bayramım tam olurdu. Annem eğer, yeni bir kıyafet alma durumumuz olmamışsa, ne yapar eder mutlaka kardeşime de, bana da evden bir şeyler dikerdi. Sonra bavullar hazırlanır, Ankara’ya gidilir, bağ yolundan koşarak nefes nefese kapıyı yumruklardık kardeşimle sürpriz diye.
Kucaklaşmalar, çığlık çığlığa biz çocukların sevinç gösterilerinin ardından, mis gibi çiçek kokuları içinde, bağın enfes yeşilliğine doğru şahane anneanne sofrasına kurulurduk. Çünkü bayram sıcak havalara denk geldiyse kuzineli büyük mutfakta değil, eve “Camlı Köşk” denmesine sebep olan camlı verandada yenilirdi yemekler. Anneannemin kireç kaymağı ile yaptığı lop lop kayısı reçeli, insanı çıldırtan kokusuyla çilek reçeli, kümesten taptaze yumurtalar, dedemin bakkalından peynirler, tereyağlar, tahin helvası ve ekmek olarak kastrada pişmiş Arnavut ekmeği kravayçe. Yoğurt ve yoğurt suyuyla mayalanan, nohut unuyla yapılan bir ekmek, ekmeğin içi pişsin diye hamura parmakla delikler açılırdı. Hele maşanın üstüne koyup kuzinede kızartıp da tereyağ sürünce, bana göre ziyafet yemeğiydi.
Maykam ailenin büyük annesi, dedem de onun en büyük çocuğu olduğu için, akrabalar bize gelirdi. Gelen gitmek istemezdi zaten. Bereketli bağdan çeşitli taze meyveler, maykamın elinden sütlü aşlı baklava, anneannemden etsuyu ile ıslama köfte, annemden el açması Arnavut böreği, teyzelerimden arnavut ciğeri, dolmalar, manca salatası. O ne sofra olurdu, o ne muhabbet olurdu. Ben ailenin diğer çocuklarıyla değil de, illa büyüklerin masasında oturmak isterdim. Çünkü o masada oturanların hepsi benim hayalllerimin kahramanları olan aile büyüklerimdi.
Bayramlaşma seremonisine biz çocuklar da dahildik. Nazlı Maykam minik çiçekli elbisesi, elbisesinin rengine uyumlu, kenarı oyalı, çenesinin altından çevirip yanacığının kenarından sıkıştırdığı tülbentiyle başa geçer, dedem Fazıl Efendi annesinin elini öper, o da yanında dururdu. Ardından dedemin kardeşi Ayşe Hala onların elini öpüp, yerini alırdı. Sonra sırayla anneannem Kıymet Hanım, dedemin Kıymetlisi, Şeref Eniştem, Sevinç Teyzem, Babam Ali, Semra Teyzem, Annem Suzan, Ayşe Halamın oğulları Atilla Abi, Cengiz Abi, kuzenlerim Erkan Abim, Gülçin Ablam, Serdar, ben ve kardeşim Alptekin en son hepimizin elini öperdi. Anneannemin yüzük kasesinden ilk yüzükleri Gülçin Ablamla ben alırdık, ayrıca hepimize özel dikilmiş mendiller verilirdi. En keyiflisi harçlık kısmı, herkes ailedeki yaş konumuna uygun bize harçlık verirdi. Dedemin bakkaldan getirdiği gofret ve kaymaklı bisküvilerle, şekerlemelerle şımarmak da cabası.
Bayramın ilk günü akrabalar ağırlanırdı, Ayşe Nençom ve anneannemin kızkardeşleri ile onların çocukları, dedemin amcazadeleri gelirdi. İkinci gün komşular beklenir ama, son gün biz gezerdik. Eğer son gün gecikmiş bir misafir gelirse, biz çocuklar biraz mızmızlanırdık. İşte o zaman anneannemin bir ahbabı olan Ferdane Teyze ile ilgili bir hikayeyi hatırlayıp gülüşürlerdi annemler. Ferdane Teyze, gezmeyi seven ve sık sık ahbaplarını ziyarete giden bir teyze. Annemle babam evlenip de annem İstanbul’a gelin gidince, bu sefer onlara da gitmeye heveslenmiş. Yeni evli olduklarını ve biraz birlikte vakit geçirmek isteyeceklerini düşünmeden, annemleri ziyarete gidiyor. Günler geçtiği halde, bir türlü Ankara’ya geri dönmüyor. Durumdan utanan çocukları, babamın iş yerini arayarak, babamdan annelerini Ankara’ya göndermesini rica ediyorlar. Akşam babam, eve gelip de Ferdane Teyze’ye çocuklarının onu geri çağırdığını, özlediklerini söyleyince “ Ben burda eyıyım. Yerııııımmm, içerııııımm, emi de utururum. Ben burda eyıyım” diyor ve bir ay daha kalıyor.
Akşama kadar kah gelen misafirlerle coşup kah bağda koşturup yorgunluktan bitkin düşerdik kuzenim ve kardeşimle. Dizlerimiz, dirseklerimiz yara bere içinde, Semra Teyzemden öğrendiğimiz gibi, yaprakları tükürükleyip yaralarımıza yapıştırmış şekilde eve dönerdik. Annelerden sıkı bir azar ve banyodan sonra, akşam yemeği ile taçlanırdı günümüz. En sevdiğim bayram yemeklerinden biriydi peta pula, hala da çok severim. İncecik açılan yufkalar sacda pişer, sonra elle parçalanarak tepsiye yayılır. Üzerine ezilmiş sarımsakla tatlandırılan tavuk suyu gezdirilir, haşlanmış tavuklar bölünerek yufkaların üzerine yerleştirilir, bolca dövülmüş ceviz serpilir ve kastraya konulurdu. Tavuk suyunu çeken yufkalar ve kızaran tavuklarla kastradan çıkan peta pulaya kırmızı biberli kızdırılmış tereyağ dökülürdü. Tabaklarımıza servis edilen yemeğe isteyen tekrar sarımsaklı tavuk suyu dökerek yerdi. Nençomun deyimiyle “mideceğızımızın er bi küşeceğazı” doyardı.
Ankara’da dede evinde bayram geçirmenin büyük ödülü, Gençlik Parkı’na gitmekti. Bayramın sonu illaki parka gidilirdi, yanımızda sarmalar, dolmalar, kuru köfteler, kızartmalar, böreklerle. Önce çay bahçesinde havuz kenarındaki masalardan birine kurulur, karnımızı doyururduk, sonra anneannemler çaylarını içerken biz annem, babam ve Semra teyzemle lunaparka geçerdik. Favorilerim o zamanın tehlikeli oyuncakları olurdu. Uçan salıncaklara ve balerine çift bilet aldırırdım, sonra bugi bugi, korku tüneli, gülmek için sihirli aynalar ve aileyle manzaranın keyfini çıkarmak için dönme dolap. Aralarda yenen dondurma ve kağıt helva cabası. Bir çocuğun bayram harçlıklarını harcayabileceği en muhteşem yerdi. Şimdiki çocukların bu harika eğlenceli yeri kaçırması büyük şanssızlık. Gece Lunapark Gazinosu aile matinesi varsa, keyifler katmerlenirdi. Anneannem mutlaka sahneye çıkan sanatçılardan birinden bir Balkan türküsü isterdi, tüm aile santçıya eşlik ederdi “Mavrova’dan aldım sümbül bir okka nohut. Al beni bre sar more sümbül yanında uyut. Gel yanıma gir canıma ayletme beni. Yedida sene mapısta yatsam saracam seni…” Yine çocuk olsam, yine dedemin evinde bayram yapsak, yine Gençlik Parkı’na gitsek…Keşke be more…
Aysun KILIÇASLAN SOKU
RUBASAM Bşk. Yrd.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 7 YORUM
  1. Süheyl ÇOBANOĞLU Süheyl ÇOBANOĞLU dedi ki:

    Aysun Hn. Hayırlı olsun. Sitemize hoş geldiniz…

    1. Aysun Kılıçaslan Aysun Kılıçaslan dedi ki:

      Çok teşekkürler, hoş buldum. Sizlerle bu platformda buluşmak, benim için onur.

  2. Avatar Bağdagül Gülen dedi ki:

    Sevgili Başkanım Harikasınız gelenek ve göreneklerimizin devamı hele ki bu dönemlerde çok önemli. Takibimdesiniz. Sizi seviyoruz.

    1. Aysun Kılıçaslan Aysun Kılıçaslan dedi ki:

      Çok teşekkürler, ben de sizi seviyorum💖

      1. Avatar Sevgi Kılıç dedi ki:

        Aysun hanımcım büyük bir keyifle okudum ne güzel bir yazı sanki bende yaşadım okurken nerdeee o eski adetler bayramlar dostlar yok artık ne yazıkki üç beş kişi kalmışız mahlesef …elinize emeğınize kaleminize saglık 💐 yürekten kutlarım sizi

  3. Avatar Havva Perihan AK dedi ki:

    Aysun cum, okurken inan ben de seninle sanki yaşamış gibi oldum. Kalemine sağlık, Harikasın..🌿🌹🌿

    1. Aysun Kılıçaslan Aysun Kılıçaslan dedi ki:

      Çok teşekkürler Perihan hanımcım

BİR YORUM YAZ