kosukavak
kosukavak

Site Rengi

Rumeli Balkan Stratejik Arastirmalar Merkezi

YENİDEN BAŞLARKEN

Hüseyin BASKIN

Yaşadığımız zorunlu Covit 19 Salgın hastalığı dönemi, bizlerin birçok eski alışkanlıklarımızdan uzak durmamıza neden oldu. Beni de zorunlu Salgın Dönemi ve altmış beş yaşın üzerinde olmam nedeniyle, yaptığım yurt dışı seyahati ve yaşadığım zorunlu sair nedenlerle, bir süre bu köşedeki yazılarımdan alıkoydu, beni bağışlamanızı diliyorum. Bu dönemden sonra artık gerçek emekliliği düşündüğüm gibi, birçok şeyin değiştiğini ve yeni “Hobi” ve alışkanlıklar edindiğimi itiraf etmem gerekir. Örneğin yaşamım süresince çözmekte zorlandığım birçok sorunu bu süreçten sonra kolaylıkla çözebildiğimi fark ettim. Yani sosyal medyada sıkça kullanılan “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” bende fiilen gerçekleşmiş oldu ve değişime ben şahsen kanaat getirdim. Geçmiş dönemde hatırlayacaksınız, en son bu köşede “ATATÜRK” ve “Batı Medeniyeti Dedikleri” başlığı ile yerli ve yabancı, özellikle Batı kaynaklarından derleyerek bu köşede birçok bölüm yayınladım. Bıraktığım noktadan, çünkü bu dönemde daha da önem kazanmış olduğuna inandığım, yani bundan sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kuruluş Felsefesi” ni hatırlatarak çalışmalarıma devam etmek istiyorum.
Son dönemlerde Ülkemiz Dış Politikası bir “Anlamlı Yalnızlık” diye ifade edilen bir sürece bırakılmış gözükmektedir, ancak bu durum tüm vatanını sevenleri gelecek kaygısına sevk ettiğini üzülerek belirtmek isterim. Bu gün en çok sorun yaşadığımız sınırlarımızın nasıl belirlendiğini bilmemizde fayda vardır. Irak’da yaşanan otorite boşluğu, statüsü tam olarak belirlenmemiş Kuzey Irak Özerk Bölgesel Yönetimi ve sonucu kestirilemeyen Suriye İç Savaşı ile tüm o topraklarda PKK ile devam eden mücadelemiz nedeniyle bizi doğrudan etkilemektedir. Konumumuz Yunanistan, tarihten ders almayıp eline fırsat geçtikçe eski sorunları kurcalama alışkanlığı ve şimdi batı ülkelerini de yanına alarak Akdeniz’de Kıta Sahanlığı, Adalar’la ilgili yaşanan diğer sıkıntılar ön plana çıkmaktadır. Burada özellikle “Müttefiklerimiz” dediğimiz ABD, AB ve diğerleri ile Rusya’nın tavırları da çok önemlidir. Bu ülkelerin tarihten gelen sömürgeci emelleri ve kendi çıkarlarını ön planda tutması, şimdi yine söz birliği etmiş gibi ülkemize karşı politika geliştirmektedirler. Birçok yönden haklı olduğumuzu bilmemize rağmen, bu ülkelerin izledikleri politikaların esas sebebi de bizce malum olmasına rağmen, yine de ülkemiz sıkıntı yaşamaktadır. Batı Medyasının elindeki bütün propaganda imkanlarını kullanması , bizi dünyada yalnızlaştırmakta ve hatta Balkanlarda dahi anlatmamızı zorlaştırmaktadır.
Özetle, “Salgın” nedeniyle bütün dünya Ekonomisinde olduğu gibi, Dış Politika’ da son günlerde yaşananlar için izlenmesi gereken en doğru yolun; Yine Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün başta “Tam Bağımsızlık“ ilkesi gibi, diğer konularda da yaptıklarının dikkate alınarak en iyi ve gerçekçi yolun bulunacağına inanıyor ve hepimize yol gösterici olması dileğiyle, yeniden bu “prensiplere” sarılmamız gerektiğine inanıyorum. Neydi o “Prensipler” kısaca hatırlayalım:
Yazılı kaynaklardan alıntılar (“TÜRKÜN UNUTULMAZ YEMİNİ –MİSAKI-I MİLLİ” (Yard. Doç. Dr. Ali GÜLER) ile açıklamaya çalışalım: ”Mustafa Kemal Paşa, Misak’ı Milli’ nin esaslarını Heyeti-İ Temsiliye’ nin Ankara’ya gelişinden bir gün sonra, 28 Aralık 1919’da şehrin ileri gelenlerine yaptığı konuşmasında; “1. Dünya Savaşı sonrası mütareke imzalandığı gün güney sınırlarımızın fiilen ve hatta hakim bulunduğu durum, Türk ve Kürt unsurlarının yerleşik olduğu bölge ve sınırları da çizerek” açıklamıştır. M. Kemal Paşa bu konuşmasında Sivas Kongre Beyannamesi’ ne atıf yaparak, ”Devlet için milli yeni bir hudut kabul ettik” diyordu. Bu hemen aynı Misak’ı Milli’ nin İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın 28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumunda ‘Ahd-i Milli’ olarak bütün mebuslarca (Toplam 121 Milletvekili) imzaladığı, ancak hemen ilan edilmeyen ve 7 Şubat 1920’de Felah’ı Vatan Grubunun ve 9 Şubat 1920’de (Yeni kurulan) Hükümetin Bildirisini okuyarak güvenoyu almasından sonra” nihayet 17 Şubat 1920’de (iç) kamuoyuna duyurulduğunu biliyoruz. Yine, Misak-ı Milli Beyannamesi’nin her şeyden önce milli ve bölünmez bir Türk vatanın sınırlarını çizdiğini görüyoruz.
18 Şubat 1920 tarihinde Edirne Mebusu Şeref bey’in verdiği bir önerge ile “Eferdiler biz Türkler ve Müslümanlar esasen Demokrat” Bir Milletiz. Hiçbir vakit yükselip aşağıda kalmış bir tabakayı çiğnemek katiyen bir Türk’ün aklından geçmemiştir……..Bu kadar eşitlik ve adalete riayetkar olan ve böyle en derin hislerle daima yan yana ve birlikte yürümeye azmetmiş bir millet, şu son günlerde çırpınan, şu son günlerde ezilen hukukun yok oluşunu emin olunuz, ne Allah ne de insanlık destekler. Biz hiçbir şey istemiyoruz; ancak açık hakkımızı istiyoruz….bunun bütün acı çeken insanlığa bir huzur günü vermek için bu önemli kavgayı meydana getiren ve nihayet galiplerin neticede insanları çiğnemek ve esir yaşatmak istemediklerini ilan eden bütün Avrupa uygar devletleri parlamentolarına gönderilmesini istiyorum”. Yani “Ahdi-Milli, Yani Misak-ı Milli veya Ulusal And”(Yemin)in gönderilmesi önerisinde bulunmuştur. Uzun müzakere ve ek madde talebinde bulunma nedeniyle,(nihayet) Meclisin 11 Mart 1920 tarihinde Anadolu yanlısı Celalettin Arif bey’ in Başkanlığındaki Meclis tarafından kabul edip “Misak’ı Milli”’yi bütün dünya ülkelerine duyuracaktır.
Atatürk’ün “Nutuk” ta, bu metnin müsvedde şeklinde Ankara’da hazırlanıp, metnin asıl olarak İstanbul Meclisi tarafından topluca yazılıp belirlenmiş olduğunu söylemesi de dikkat çekicidir”. “Gerek Erzurum Kongresi’nde gerek Sivas Kongresi’nde Türkiye’nin milli hududunun tespiti için bir esasa istinat etmesi lazım geldiği vakit, ben Türk süngülerinin tespit ettiği hattı ileri sürdüm. Malumunuzdur ki Misak-ı Milli yi en son Ankara’da karara bağlamıştık…. İtiraf ederim ki ben de milli hududu (1. Dünya Savaşı sonrası ilan edilen) Wilson(Amerikan Başkanı) Prensipleri’nin insani maksatlarına göre tespit etmeye çalıştım. O insani prensiplere dayanaktır ki Türk süngülerinin tespit ettiği sınırları müdafaa etmişimdir. Yine Mustafa Kemal: “Misak-ı Milli nin hedeflerini şu şekilde ifade etmiştir;’Misak-ı Milli’nin amacı Osmanlı Devleti’ni yeniden ayağa kaldırmak değildi. Mısır’ı, Hicaz’ı, Balkanlar’ı da yeniden kurtarmak da değildi. Zamanın şartları içinde bunların imkansızlığını komutanlar pragmatik ve gerçekçi bir düşünce ile hazırladıkları planlarını Misak-ı Milli’ de ifadesini bulan sınırlar içinde yeni bir Türk Devleti kurmak üzerine planlamışlardı. Kurtuluş savaşı da bu planı gerçekleştirmek içindir. Ona göre, vatan toprağına hayat veren millettir: ’Bu çölden bir hayat çıkarmak, bu ihtilalden bir teşekkül yaratmak lazımdır. Boş görünen saha doludur, çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli hayat vardır, O millettir’ demektedir. Misak-ı Milli’ nin bütün Dünya medeni devletlerine ilanından sonra, 16 Mart 1920. İstanbul’un resmen işgali, 18 Mart 1920: Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin yaptığı son toplantı ile (süresiz) tatile girmesi. 12 Nisan 1920: Son Osmanlı Meclisi’nin Padişahın iradesi ile hukuken kapanması.
(Devam edecek) 24.09.2020
Av. Hüseyin BASKIN

YAZARIN SON YAZILARI
YENİDEN BAŞLARKEN - 24 Eylül 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ