Ermenistan Seçimleri, Türkiye ve Avrasya Jeopolitiği: Güney Kafkasya’da Yeni Dengenin Eşiğinde
Mert Ünsal, MA
Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Analisti
Chatham House’da yayımlanan “Armenia’s Election: Voters Decide Pashinyan’s Peace Agenda” başlıklı makale temel alınarak hazırlanmıştır.
Giriş: Erivan’daki Seçimin Bölgesel Anlamı
Chatham House tarafından yayımlanan “Armenia’s Election: Voters Decide Pashinyan’s Peace Agenda” başlıklı analiz, ilk bakışta Ermenistan iç siyasetine odaklanan bir değerlendirme gibi görünmektedir. Ancak konu Türkiye ve Avrasya politikaları perspektifinden incelendiğinde, 7 Haziran 2026 seçimlerinin yalnızca Ermenistan’ın siyasi geleceğini değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın jeopolitik mimarisini, Orta Koridor’un geleceğini, Türk Dünyası entegrasyonunu ve Rusya-Batı rekabetinin bölgesel yansımalarını etkileyecek stratejik bir eşik olduğu görülmektedir.
Bugün Ermenistan’da şekillenen siyasal tercih, üç farklı yönelim arasında anlam kazanmaktadır: Rusya merkezli geleneksel güvenlik yaklaşımı, Avrupa ve ABD ile bütünleşmeyi hedefleyen Batı eksenli yönelim ve Türkiye, Azerbaycan ile Orta Asya’yı birbirine bağlayan bölgesel ekonomik entegrasyon modeli. Bu nedenle Erivan’daki seçim sonucu yalnızca Ermenistan’ın iç siyaseti açısından değil; Ankara, Bakü, Moskova, Brüksel ve Washington’un bölgesel hesapları açısından da önem taşımaktadır.
Türkiye Açısından Asıl Mesele: Sadece Barış Değil, Jeoekonomik Dönüşüm
Türk dış politikası açısından Ermenistan ile normalleşme, hiçbir zaman yalnızca diplomatik ilişkilerin kurulması meselesi olmamıştır. Asıl mesele, Güney Kafkasya’nın çatışma üreten bir güvenlik alanı olmaktan çıkarılıp ulaştırma, enerji, ticaret ve bölgesel karşılıklı bağımlılık üzerinden yeniden yapılandırılmasıdır.
Bu çerçevede Ankara’nın uzun vadeli hedefleri şu başlıklarda toplanabilir:
- Güney Kafkasya’nın kalıcı barış ve istikrar alanına dönüşmesi,
- Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’ya doğrudan erişiminin güçlenmesi,
- Türk Devletleri Teşkilatı’nın fiziki bağlantısallığının tamamlanması,
- Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor’un kesintisiz ve güvenli hale gelmesi.
Bu nedenle Nikol Paşinyan’ın savunduğu barış gündemi, Ankara açısından yalnızca Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerindeki yumuşama ihtimali olarak değil, aynı zamanda Avrasya ölçeğinde yeni bir jeoekonomik mimarinin kapısını aralayabilecek stratejik bir fırsat olarak okunmaktadır.
Orta Koridor ve Avrasya Bağlantısallığı
2020 Karabağ Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçeklik, Avrasya ulaştırma ağlarının yeniden düşünülmesine yol açmıştır. Bugün Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret hatları açısından üç temel güzergâh öne çıkmaktadır: Rusya üzerinden geçen Kuzey Koridoru, İran üzerinden geçen Güney Koridoru ve Türkiye-Kafkasya-Hazar-Orta Asya hattını merkeze alan Orta Koridor.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Kuzey Koridoru siyasi ve lojistik risklerle karşı karşıya kalırken, İran hattı yaptırımlar ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle uluslararası yatırımcılar açısından sınırlı bir seçenek olarak kalmaktadır. Bu koşullar altında Orta Koridor’un stratejik önemi belirgin biçimde artmıştır.
Ermenistan ile Azerbaycan arasında ulaşım hatlarının açılması, Nahçıvan bağlantısının güçlendirilmesi ve Türkiye-Azerbaycan-Orta Asya hattının daha işlevsel hale gelmesi, Ankara’nın Avrasya ticaretindeki konumunu önemli ölçüde güçlendirebilir. Bu tablo, Türkiye açısından yalnızca Nahçıvan’a erişim meselesi değil, Türk Dünyası’nın kesintisiz kara ve lojistik bağlantısına kavuşması anlamına gelmektedir.
Bu bağlantısallık, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan arasındaki ekonomik, ulaştırma ve enerji entegrasyonunu daha ileri bir aşamaya taşıyabilir. Böyle bir senaryoda Güney Kafkasya, çatışma hatlarının kesiştiği bir bölge olmaktan çıkarak Avrasya ticaretinin merkezî geçiş alanlarından biri haline gelebilir.
Avrasya’da Rusya’nın Azalan Etkisi ve Türkiye’nin Denge Politikası
Ermenistan seçimlerinin Avrasya politikaları açısından en dikkat çekici boyutlarından biri Moskova’nın bölgedeki konumudur. Son yıllarda Erivan ile Moskova arasındaki ilişkiler ciddi şekilde aşınmıştır. Rusya’nın Karabağ sonrası süreçte Ermenistan’ın güvenlik beklentilerini karşılayamaması, Ermeni kamuoyunda Moskova’ya yönelik güven kaybını derinleştirmiştir.
Bunun sonucunda Ermenistan, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile daha yakın temas kurmaya, güvenlik ve dış politika seçeneklerini çeşitlendirmeye ve Rusya merkezli geleneksel bağımlılık ilişkisini sorgulamaya başlamıştır. Bu eğilim, Güney Kafkasya’yı yalnızca bölgesel bir rekabet alanı olmaktan çıkarıp küresel güç dengelerinin daha görünür biçimde hissedildiği bir coğrafyaya dönüştürmektedir.
Türkiye açısından bu gelişme hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Ankara, bir yandan Rusya’nın bölgedeki tek belirleyici aktör olma kapasitesinin zayıflamasını kendi manevra alanını genişleten bir gelişme olarak görebilir. Diğer yandan Rusya’nın tamamen dışlandığı, Batı-Rusya rekabetinin keskinleştiği ve Güney Kafkasya’nın yeni bir vekâlet rekabeti sahasına dönüştüğü bir senaryo Türkiye’nin çıkarlarıyla tam olarak örtüşmeyebilir.
Bu nedenle Türkiye’nin rasyonel yaklaşımı, Batı-Rusya rekabetinde doğrudan taraf olmaktan ziyade bölgesel dengeleyici aktör konumunu güçlendirmek olmalıdır. Ankara için esas öncelik, Ermenistan-Azerbaycan barışının kalıcı hale gelmesi, ulaşım hatlarının açılması ve Güney Kafkasya’nın istikrarlı bir bağlantısallık bölgesine dönüşmesidir.
Türk Dünyası Perspektifi
Ermenistan seçimleri Türk Devletleri Teşkilatı açısından da stratejik önem taşımaktadır. Türk Dünyası’nın son yıllarda öne çıkan hedeflerinden biri, üye ve gözlemci devletler arasında kesintisiz bağlantısallığın sağlanmasıdır. Bu vizyonun başarıya ulaşabilmesi için Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve öngörülebilirlik gereklidir.
Paşinyan’ın seçimleri kazanması ve barış sürecini sürdürmesi halinde Türkiye-Ermenistan normalleşmesi hızlanabilir, Azerbaycan-Ermenistan barış anlaşmasının imzalanması kolaylaşabilir, bölgesel ulaşım projeleri somutlaşabilir ve Türk Dünyası entegrasyonu güçlenebilir. Buna karşılık Ermenistan’da milliyetçi ve revizyonist yaklaşımların güç kazanması, bu sürecin tamamını yavaşlatabilir.
Burada Türkiye açısından temel mesele, Ermenistan’ın iç siyasal yöneliminin Güney Kafkasya’daki yeni gerçekliği kabul edip etmeyeceğidir. Eğer Erivan, savaş sonrası oluşan statükoyu kabullenir ve bölgesel entegrasyonu dış politikasının parçası haline getirirse, Türkiye-Ermenistan hattında da daha gerçekçi bir normalleşme zemini doğabilir.
Türkiye-Ermenistan Normalleşmesinin Sınırları ve İmkânları
Türkiye açısından Ermenistan ile normalleşme süreci, Azerbaycan faktöründen bağımsız düşünülemez. Ankara’nın yaklaşımı, Bakü’nün güvenlik hassasiyetleri ve toprak bütünlüğü ilkesiyle uyumlu biçimde şekillenmektedir. Bu nedenle Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinde ilerleme sağlanmadan Türkiye-Ermenistan hattında tam normalleşmenin gerçekleşmesi zor görünmektedir.
Ancak barış sürecinin ilerlemesi halinde Türkiye-Ermenistan sınırının açılması, ticaretin başlaması, ulaştırma ağlarının genişlemesi ve toplumlar arası temasların artması mümkün hale gelebilir. Bu durum yalnızca iki ülke ilişkilerini değil, Kars, Iğdır ve Erzurum gibi Türkiye’nin doğu illerinin ekonomik canlanmasını da doğrudan etkileyebilir.
Dolayısıyla Ankara açısından Erivan’daki seçim, komşu bir ülkedeki iktidar mücadelesinden ibaret değildir. Seçim sonucu, Türkiye’nin doğu sınırında diplomatik, ekonomik ve lojistik yeni imkânların doğup doğmayacağını da belirleyebilecek niteliktedir.
Sonuç: Erivan’daki Sandık Avrasya’nın Geleceğini Etkileyebilir
Türkiye açısından Ermenistan seçimleri yalnızca komşu bir ülkenin iç siyasi tercihi değildir. Bu seçim, Güney Kafkasya’nın geleceği, Türk Dünyası’nın entegrasyonu, Orta Koridor’un başarısı, Rusya-Batı rekabetinin bölgesel dengeleri ve Türkiye’nin Avrasya stratejisi üzerinde doğrudan etkiler yaratabilecek jeopolitik bir eşiktir.
Ankara’nın uzun vadeli çıkarları açısından en rasyonel senaryo, kalıcı barışın sağlandığı, ulaşım hatlarının açıldığı, ekonomik entegrasyonun derinleştiği ve Güney Kafkasya’nın bir çatışma sahası olmaktan çıkarak bağlantısallık merkezine dönüştüğü bir bölgesel düzendir.
Bu nedenle 7 Haziran 2026 seçimleri yalnızca Ermenistan’ın siyasi geleceğini belirlemeyecek; aynı zamanda Türkiye’nin Avrasya vizyonunun ne ölçüde somutlaşabileceğini de test edecektir. Erivan’daki sandıktan çıkacak sonuç, Ankara açısından barış, bağlantısallık ve jeopolitik denge arasında kurulacak yeni bölgesel mimarinin yönünü gösterecektir.
Kaynak Notu
Bu değerlendirme, Chatham House’da yayımlanan “Armenia’s Election: Voters Decide Pashinyan’s Peace Agenda” başlıklı makale temel alınarak Türkiye ve Avrasya politikaları perspektifinden hazırlanmıştır. Kaynak: Chatham House makalesi



