Search
Close this search box.

“Bosna-Hersek’teki Siyasi Krizin Balkan Ülkelerine Etkileri”

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Sırp üyesi Milorad Dodik’in devleti boykot etme kararı bölge için bir nasıl bir tehdit oluşturur?

Tüm Balkanları hızlı bir çözülmeye götürebilecek bir tehditten bahsediyoruz. Sırplar zaten tekrar milliyetçi Hırvatlarla birlikte hareket ediyor. İlk yansıma Bosna Hersek Federasyonu’nun da etnik sınırlarla bölünmesiyle Bosna Hersek devletinin diğer yarısında olacaktır. Bosnalı Hırvatlar da Sırp Cumhuriyeti gibi devletleşme sürecini gerçekleştirmek istiyor. Bosna Hersek’in barışçıl şekilde dağılmasına ilişkin resmi olmadığı vurgulanan bir plan Nisan ayında Slovenya Başbakanı Janez Jansa tarafından AB kurumlarında dağıtılmıştı. Bu ilk başta bir test balonu, kamuoyu yoklaması gibi değerlendirildi ancak hem belli bazı ülke ya da liderlerden destek gördü hem de Bosna Hersek krizinin tekrar ve daha ciddi şekilde gündeme gelmesi bundan sonra oldu. Bu resmi olmayan belge Kosova’nın Arnavutluk’la birleşmesini, Sırp Cumhuriyeti’nin Sırbistan’la birleşmesini, Bosna Hersek’teki Hırvat kantonlarının Hırvatistan’la birleşmesini öneriyor. Boşnaklara ise Bosna Hersek’in yüzde 23’lük toprağı bırakılıyor. Boşnakların haberi yok, geri kalanların ise beklentileri karşılanıyor. Ama mesele burada bitmez, Kosovalı Sırplar, Sırbistan Arnavutları, Makedonya Arnavutları ve en önemlisi de Sırbistan ve Karadağ ayrılınca ikiye bölünen Boşnaklar ne olacak? Makedonlar zaten son dönem yapılan bir dizi anlaşma nedeniyle dillerini, kimliklerini, tarihlerini yeniden tanımlamak zorunda kalmışken hemen güneylerindeki varlıkları reddedilen Makedonlarla birleşmek istemeyecek mi? Bir adım sonrası Macaristan’ın Romanya ve Sırbistan’daki Macarların topraklarına doğru genişlemesi mi olacak? Balkanlarda hiçbir millet kendine kalan topraklardan memnun değil, sınırlarının daha geniş olması gerektiğine, tarihte kendilerine haksızlık yapıldığına inanmayan bir millet yok. Bir yerdeki hareketlilik hızlıca diğerlerini tetikleyecektir. Bosna Hersek krizinin bir açmazı da Boşnakların kendi milli kimliklerini kabul ettirme çabalarına rağmen komşularınca ısrarla Müslüman olarak tabir edilmeleridir. Aynı süreçte Rus basınında Müslüman (Boşnak) gençlerin gizlice dağlarda askeri eğitime tabi tutulduğu, Sırp basınında sarhoş bir Müslüman’ın Alahu Ekber diyerek şuraya buraya saldırdığı haberleri üretiliyor. Savaşa karşı olan Sırplarda korku yaratmak, nefret ve intikam duyguları canlandırılmak isteniyor. Muhtemelen sonunda ilk ateş Müslümanlardan geldi, haberi yapılacaktır. Boşnakların milli kimliklerine değil de dinlerine vurgu yapılması ise açıkça bölgedeki değişimi İslamafobi üzerinden tetiklemek amaçlı görünüyor. Macaristan’ın birdenbire Dodik’e destek açıklamaları yapmasının ardında da yine Müslüman olana karşı dayanışma hamlesi bulunuyor. 1992’de Sırplar ve Hırvatlar birbirine karşı savaşırken, Hırvatistan Sırbistan’ı, Sırbistan da Hırvatistan’ı kendi soydaşlarına karşı soykırım yapmakla suçlarken şimdi tekrar Hırvat ve Sırpların topraklarını genişletme konusunda iş birliğine gittiklerini görebiliyoruz. Demin bahsettiğim Bosna Hersek’in yüzde 23’ünü Boşnaklara bırakan planın 10 yıl sonraki versiyonu da Boşnakları köktencilikle suçlayıp tamamen yok edecek yeni bir plan olacaktır. Şimdi bile Victor Orban’ın 2 milyon Müslümanın AB’ye nasıl entegre edileceğini sorguladığını duyuyoruz. 90’larda da aynı şey vardı, Avrupa’nın ortasında çoğunluğu Müslüman bir devlete izin verilip verilemeyeceği sorgulanmıştı. Sonra soykırım, etnik temizlik ve ortada hiç olmayan Sırp Cumhuriyeti isimli bir devleti legalleştiren bir Dayton Barış Anlaşması oluvermişti.

Sefik Dzaferovic süreç hakkında “Barışçıl olmayacak” diyor. BM de “1990’lardan beri ülkenin varlığına en büyük tehdit” olarak durumu değerlendiriyor. Ülkeyi bir kibrit kutusuna, bir barut kutusuna benzetmek mümkün mü? Bölgede sular nasıl durulur?

Balkanlar her daim patlamaya hazır bir barut fıçısı. AB çatısı altında daha barışçı bir bölge bekleyebilirdik. Ancak bugün AB, Hırvatistan, Macaristan, Polonya ve Slovenya ile ne yapacağını şaşırıyor. AB çatısı altında da düşmanlık üretilebildiğini anlıyoruz. Boşnaklar zaten savaş istemiyor. İşin gerçeği Sırplar da istemiyor. Sırplar iki nedenle istemiyor: Birincisi her savaşta toprak kaybettiklerini düşünüyorlar. Kosova gibi. İkincisi ellerinde muazzam bir hukuki zemin var. Sırp Cumhuriyeti Dayton Barış Anlaşması ile hem yasal zeminini kazanmış hem Bosna Hersek Federasyonuna eklemlenmiş, eklendiğine göre ayrılma hakkı olduğunu da düşünüyor… Diğer taraftan etnik temizlik ve Srebrenica’da da soykırım yapıldığına ilişkin Uluslararası Mahkeme kararlarına rağmen Sırplar topraklarını genişletmiş, Dayton Anlaşması bunu da tanımış. Sırp Cumhuriyeti, ulusal meclisinde aldığı kararla 2003’te Bosna Hersek devletine kimi devlet yetkilerini devretmiş ve şimdi de isterse geri alabileceğini düşünüyor. Hem toprak, hem devlet hediye edilmiş zaten… Üstüne de Balkanlardan kovulmak istenen ve eski Sovyet coğrafyasında kuşatılma tehdidi yaşayan Rusya’nın ve Avrupa’da Müslüman istemeyenlerin desteği var. NATO’nun ya da EUFOR’un Bosna’daki askeri varlığını arttırması için de Dayton ve Bosna Hersek Anayasasına göre Sırp Cumhuriyeti temsilcisinin onayı gerekiyor. Olası tüm “taşlar” bağlanmış. İşte o yüzden Dodik, biz savaş istemiyoruz, ABD savaş yok derse olmaz, var derse olur, diyebiliyor. Dayton Anlaşmasına toprak dağılımı dahil ciddi bir revizyon gerekiyor ancak değişimi onaylayacak ülkelerden olan Rusya ve Çin bu ihtimali engelleyecektir. Onlar engelleyeceği için diğer karşı çıkacakları görme şansımız da olmayacaktır. Bosnalı Hırvatlar, Hırvatistan; Bosnalı Sırplar, Sırbistan üzerinden durdurulabilir. Almanya’nın Hırvatlar üzerindeki etkisi demek ki yetersiz kalıyor. Sırplar bir ihtimal Rusya desteği ortadan kalkarsa yavaşlayabilir ancak Rusya kendisine meydan okuyanlar karşısında böyle bir geri adım atmayacaktır. Keza gölge destekçiler zaten çoktan devreye girmiş durumda. AB üyeliği de Bosna Hersek için çalışan bir formül değil, hiç olamadı. Bosnalı Sırplar hiç teveccüh etmediler buna.  Zaten AB için de genişleme hep hedef olarak kaldı.  

Kosova, Sırbistan ve Arnavutluk arasında da son zamanlarda etnik gerilimler yaşanıyor. Bunların birbirleriyle ilişkisi var mıdır?

Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasının genel olarak tüm ayrılıkçı hareketlere etkisi oldu. Ama Bosna Hersek’teki savaş Kosova’daki savaştan önce zaten başlamıştı ve Bosnalı Sırplar o gün de Sırbistan’dan ayrılmak istemediği için savaşıyordu. Yani Kosova hiç ayrılmış olmasaydı da Bosnalı Sırplar Bosna Hersek’ten ayrılmanın yolunu arıyor olacaktı. Kosova Sırbistan arasındaki gerilim de Balkanların temel sorunlarından biri. Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını tanımadığı müddetçe bu gerilim sona ermeyecektir. Trump döneminde Kosova’nın kuzeyi ile Sırbistan’ın Preşova bölgesinin değişimi gündeme gelmişti ama bunun da çözüm getireceği söylenemez. İki tarafın da böyle bir değişimi halkına izah etmesi güç olacaktır. Burada daha esaslı ve tam karşılıklı bir nefret var. Almanya ve İngiltere’nin o dönemde Balkanlarda harita değişimi projelerinin tamamını reddettiğini biliyoruz. Bunun nedeni yine diğer harita değişikliği taleplerini tetikleyecek olmasıydı. Merkel sonrası Almanya’nın tutumunu gözlemlemek gerekiyor. Sırbistan ve Arnavutluk ise tüm bu gelişmelere rağmen Açık Balkanlar oluşumu çerçevesinde bölgesel ekonomik iş birliği geliştirmeye çalışıyorlar. Kuzey Makedonya da katılım gösteriyor. Bilhassa AB kapı aralığını daraltma eğilimine girince büyük ölçüde Fransa’nın Balkanlar için önerisine uygun bir şekilde ekonomik kalkınma ve yatırımları bölgeye çekmeye dönük bu oluşum başlatıldı. Toplantılar ve alınan kararlar şimdilik olumlu ilerliyor. Kosova bu oluşumun parçası olmayı Sırbistan Kosova’yı tanıyana dek reddetme eğiliminde. Açık Balkanlar oluşumunun beklenmedik sonuçları olabilir. Balkanlardan sürülmek istenen Rus iş insanlarının ya da Sırbistan üzerinden Rus yatırımlarının daha evvel hiç giremediği Arnavutluk’a da girmesine kapı aralanmış olabilir.

Burada Rusya müdahaleleri ne anlama geliyor?

Rusya, Sırplara güvence veriyor, çatışma alanının Balkanlar olması da muhtemelen elini biraz daha rahatlatıyordur. Macaristan Müslüman düşmanlığı üzerinden hareket ediyor. Katolik-Ortodoks dayanışması görüyoruz. Macaristan’ın rolü belki de AB içerisinde biraz Hırvatistan’ı da rahatlatıyordur, aksi halde tüm gözler Hırvatistan’a dönecekti. Bu arada Rusya, Batılı söylemlerle hareket ediyor. Bosna Hersek’in bir Yüksek Temsilci yönetimindeyken tam egemen bir devlet gibi hareket edemediğini söylüyor mesela. Batı’yı, ABD’yi Dayton Anlaşmasının gereğini yerine getirmeye davet ediyor. Son süreçteki en büyük rolü, Bosna Hersek Yüksek Temsilcisinin meşruiyetini ortadan kaldırmasıydı. Asya Pasifik’te sıkışan Çin de Balkanlardaki gerginliği tercih ediyor olabilir, ABD’nin Çin’in Balkanlardaki yatırımlarını da süpürme niyetine de tepki olabilir ama Çin de Rusya ile birlikte hareket etti ve ikili, Yüksek Temsilcilik Ofisinin artık kapatılması gerektiğini savundu. Önerileri BM’de kabul edilmeyince de Yüksek Temsilciyi tanımadıklarını ilan ettiler, BM’de Bosna Hersek raporu sunmasını ya da konuşma yapmasını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Yüksek Temsilcinin meşruiyetinin bu şekilde zedelenmesi Dodik’in önünü açtı. Onların tanımadığını kendisinin de tanımadığını söyledi. Halbuki Yüksek Temsilci’nin seçilmiş ya da atanmış herhangi bir devlet yetkilisini Dayton Barış Anlaşmasının uygulanışını tehlikeye sokması durumunda görevden alma yetkisi var. Böylece Dodik’in görevden alınma ihtimali ortadan kaldırılmış oldu. Çünkü Yüksek Temsilcinin meşruiyeti zedelendi ve alacağı kararları da tartışmalı hale getirecekleri belli.

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Sırp üyesi Milorad Dodik’in devleti boykot etme kararı bölge için bir nasıl bir tehdit oluşturur?

Tüm Balkanları hızlı bir çözülmeye götürebilecek bir tehditten bahsediyoruz. Sırplar zaten tekrar milliyetçi Hırvatlarla birlikte hareket ediyor. İlk yansıma Bosna Hersek Federasyonu’nun da etnik sınırlarla bölünmesiyle Bosna Hersek devletinin diğer yarısında olacaktır. Bosnalı Hırvatlar da Sırp Cumhuriyeti gibi devletleşme sürecini gerçekleştirmek istiyor. Bosna Hersek’in barışçıl şekilde dağılmasına ilişkin resmi olmadığı vurgulanan bir plan Nisan ayında Slovenya Başbakanı Janez Jansa tarafından AB kurumlarında dağıtılmıştı. Bu ilk başta bir test balonu, kamuoyu yoklaması gibi değerlendirildi ancak hem belli bazı ülke ya da liderlerden destek gördü hem de Bosna Hersek krizinin tekrar ve daha ciddi şekilde gündeme gelmesi bundan sonra oldu. Bu resmi olmayan belge Kosova’nın Arnavutluk’la birleşmesini, Sırp Cumhuriyeti’nin Sırbistan’la birleşmesini, Bosna Hersek’teki Hırvat kantonlarının Hırvatistan’la birleşmesini öneriyor. Boşnaklara ise Bosna Hersek’in yüzde 23’lük toprağı bırakılıyor. Boşnakların haberi yok, geri kalanların ise beklentileri karşılanıyor. Ama mesele burada bitmez, Kosovalı Sırplar, Sırbistan Arnavutları, Makedonya Arnavutları ve en önemlisi de Sırbistan ve Karadağ ayrılınca ikiye bölünen Boşnaklar ne olacak? Makedonlar zaten son dönem yapılan bir dizi anlaşma nedeniyle dillerini, kimliklerini, tarihlerini yeniden tanımlamak zorunda kalmışken hemen güneylerindeki varlıkları reddedilen Makedonlarla birleşmek istemeyecek mi? Bir adım sonrası Macaristan’ın Romanya ve Sırbistan’daki Macarların topraklarına doğru genişlemesi mi olacak? Balkanlarda hiçbir millet kendine kalan topraklardan memnun değil, sınırlarının daha geniş olması gerektiğine, tarihte kendilerine haksızlık yapıldığına inanmayan bir millet yok. Bir yerdeki hareketlilik hızlıca diğerlerini tetikleyecektir. Bosna Hersek krizinin bir açmazı da Boşnakların kendi milli kimliklerini kabul ettirme çabalarına rağmen komşularınca ısrarla Müslüman olarak tabir edilmeleridir. Aynı süreçte Rus basınında Müslüman (Boşnak) gençlerin gizlice dağlarda askeri eğitime tabi tutulduğu, Sırp basınında sarhoş bir Müslüman’ın Alahu Ekber diyerek şuraya buraya saldırdığı haberleri üretiliyor. Savaşa karşı olan Sırplarda korku yaratmak, nefret ve intikam duyguları canlandırılmak isteniyor. Muhtemelen sonunda ilk ateş Müslümanlardan geldi, haberi yapılacaktır. Boşnakların milli kimliklerine değil de dinlerine vurgu yapılması ise açıkça bölgedeki değişimi İslamafobi üzerinden tetiklemek amaçlı görünüyor. Macaristan’ın birdenbire Dodik’e destek açıklamaları yapmasının ardında da yine Müslüman olana karşı dayanışma hamlesi bulunuyor. 1992’de Sırplar ve Hırvatlar birbirine karşı savaşırken, Hırvatistan Sırbistan’ı, Sırbistan da Hırvatistan’ı kendi soydaşlarına karşı soykırım yapmakla suçlarken şimdi tekrar Hırvat ve Sırpların topraklarını genişletme konusunda iş birliğine gittiklerini görebiliyoruz. Demin bahsettiğim Bosna Hersek’in yüzde 23’ünü Boşnaklara bırakan planın 10 yıl sonraki versiyonu da Boşnakları köktencilikle suçlayıp tamamen yok edecek yeni bir plan olacaktır. Şimdi bile Victor Orban’ın 2 milyon Müslümanın AB’ye nasıl entegre edileceğini sorguladığını duyuyoruz. 90’larda da aynı şey vardı, Avrupa’nın ortasında çoğunluğu Müslüman bir devlete izin verilip verilemeyeceği sorgulanmıştı. Sonra soykırım, etnik temizlik ve ortada hiç olmayan Sırp Cumhuriyeti isimli bir devleti legalleştiren bir Dayton Barış Anlaşması oluvermişti.

Sefik Dzaferovic süreç hakkında “Barışçıl olmayacak” diyor. BM de “1990’lardan beri ülkenin varlığına en büyük tehdit” olarak durumu değerlendiriyor. Ülkeyi bir kibrit kutusuna, bir barut kutusuna benzetmek mümkün mü? Bölgede sular nasıl durulur?

Balkanlar her daim patlamaya hazır bir barut fıçısı. AB çatısı altında daha barışçı bir bölge bekleyebilirdik. Ancak bugün AB, Hırvatistan, Macaristan, Polonya ve Slovenya ile ne yapacağını şaşırıyor. AB çatısı altında da düşmanlık üretilebildiğini anlıyoruz. Boşnaklar zaten savaş istemiyor. İşin gerçeği Sırplar da istemiyor. Sırplar iki nedenle istemiyor: Birincisi her savaşta toprak kaybettiklerini düşünüyorlar. Kosova gibi. İkincisi ellerinde muazzam bir hukuki zemin var. Sırp Cumhuriyeti Dayton Barış Anlaşması ile hem yasal zeminini kazanmış hem Bosna Hersek Federasyonuna eklemlenmiş, eklendiğine göre ayrılma hakkı olduğunu da düşünüyor… Diğer taraftan etnik temizlik ve Srebrenica’da da soykırım yapıldığına ilişkin Uluslararası Mahkeme kararlarına rağmen Sırplar topraklarını genişletmiş, Dayton Anlaşması bunu da tanımış. Sırp Cumhuriyeti, ulusal meclisinde aldığı kararla 2003’te Bosna Hersek devletine kimi devlet yetkilerini devretmiş ve şimdi de isterse geri alabileceğini düşünüyor. Hem toprak, hem devlet hediye edilmiş zaten… Üstüne de Balkanlardan kovulmak istenen ve eski Sovyet coğrafyasında kuşatılma tehdidi yaşayan Rusya’nın ve Avrupa’da Müslüman istemeyenlerin desteği var. NATO’nun ya da EUFOR’un Bosna’daki askeri varlığını arttırması için de Dayton ve Bosna Hersek Anayasasına göre Sırp Cumhuriyeti temsilcisinin onayı gerekiyor. Olası tüm “taşlar” bağlanmış. İşte o yüzden Dodik, biz savaş istemiyoruz, ABD savaş yok derse olmaz, var derse olur, diyebiliyor. Dayton Anlaşmasına toprak dağılımı dahil ciddi bir revizyon gerekiyor ancak değişimi onaylayacak ülkelerden olan Rusya ve Çin bu ihtimali engelleyecektir. Onlar engelleyeceği için diğer karşı çıkacakları görme şansımız da olmayacaktır. Bosnalı Hırvatlar, Hırvatistan; Bosnalı Sırplar, Sırbistan üzerinden durdurulabilir. Almanya’nın Hırvatlar üzerindeki etkisi demek ki yetersiz kalıyor. Sırplar bir ihtimal Rusya desteği ortadan kalkarsa yavaşlayabilir ancak Rusya kendisine meydan okuyanlar karşısında böyle bir geri adım atmayacaktır. Keza gölge destekçiler zaten çoktan devreye girmiş durumda. AB üyeliği de Bosna Hersek için çalışan bir formül değil, hiç olamadı. Bosnalı Sırplar hiç teveccüh etmediler buna.  Zaten AB için de genişleme hep hedef olarak kaldı.  

Kosova, Sırbistan ve Arnavutluk arasında da son zamanlarda etnik gerilimler yaşanıyor. Bunların birbirleriyle ilişkisi var mıdır?

Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasının genel olarak tüm ayrılıkçı hareketlere etkisi oldu. Ama Bosna Hersek’teki savaş Kosova’daki savaştan önce zaten başlamıştı ve Bosnalı Sırplar o gün de Sırbistan’dan ayrılmak istemediği için savaşıyordu. Yani Kosova hiç ayrılmış olmasaydı da Bosnalı Sırplar Bosna Hersek’ten ayrılmanın yolunu arıyor olacaktı. Kosova Sırbistan arasındaki gerilim de Balkanların temel sorunlarından biri. Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını tanımadığı müddetçe bu gerilim sona ermeyecektir. Trump döneminde Kosova’nın kuzeyi ile Sırbistan’ın Preşova bölgesinin değişimi gündeme gelmişti ama bunun da çözüm getireceği söylenemez. İki tarafın da böyle bir değişimi halkına izah etmesi güç olacaktır. Burada daha esaslı ve tam karşılıklı bir nefret var. Almanya ve İngiltere’nin o dönemde Balkanlarda harita değişimi projelerinin tamamını reddettiğini biliyoruz. Bunun nedeni yine diğer harita değişikliği taleplerini tetikleyecek olmasıydı. Merkel sonrası Almanya’nın tutumunu gözlemlemek gerekiyor. Sırbistan ve Arnavutluk ise tüm bu gelişmelere rağmen Açık Balkanlar oluşumu çerçevesinde bölgesel ekonomik iş birliği geliştirmeye çalışıyorlar. Kuzey Makedonya da katılım gösteriyor. Bilhassa AB kapı aralığını daraltma eğilimine girince büyük ölçüde Fransa’nın Balkanlar için önerisine uygun bir şekilde ekonomik kalkınma ve yatırımları bölgeye çekmeye dönük bu oluşum başlatıldı. Toplantılar ve alınan kararlar şimdilik olumlu ilerliyor. Kosova bu oluşumun parçası olmayı Sırbistan Kosova’yı tanıyana dek reddetme eğiliminde. Açık Balkanlar oluşumunun beklenmedik sonuçları olabilir. Balkanlardan sürülmek istenen Rus iş insanlarının ya da Sırbistan üzerinden Rus yatırımlarının daha evvel hiç giremediği Arnavutluk’a da girmesine kapı aralanmış olabilir.

Burada Rusya müdahaleleri ne anlama geliyor?

Rusya, Sırplara güvence veriyor, çatışma alanının Balkanlar olması da muhtemelen elini biraz daha rahatlatıyordur. Macaristan Müslüman düşmanlığı üzerinden hareket ediyor. Katolik-Ortodoks dayanışması görüyoruz. Macaristan’ın rolü belki de AB içerisinde biraz Hırvatistan’ı da rahatlatıyordur, aksi halde tüm gözler Hırvatistan’a dönecekti. Bu arada Rusya, Batılı söylemlerle hareket ediyor. Bosna Hersek’in bir Yüksek Temsilci yönetimindeyken tam egemen bir devlet gibi hareket edemediğini söylüyor mesela. Batı’yı, ABD’yi Dayton Anlaşmasının gereğini yerine getirmeye davet ediyor. Son süreçteki en büyük rolü, Bosna Hersek Yüksek Temsilcisinin meşruiyetini ortadan kaldırmasıydı. Asya Pasifik’te sıkışan Çin de Balkanlardaki gerginliği tercih ediyor olabilir, ABD’nin Çin’in Balkanlardaki yatırımlarını da süpürme niyetine de tepki olabilir ama Çin de Rusya ile birlikte hareket etti ve ikili, Yüksek Temsilcilik Ofisinin artık kapatılması gerektiğini savundu. Önerileri BM’de kabul edilmeyince de Yüksek Temsilciyi tanımadıklarını ilan ettiler, BM’de Bosna Hersek raporu sunmasını ya da konuşma yapmasını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Yüksek Temsilcinin meşruiyetinin bu şekilde zedelenmesi Dodik’in önünü açtı. Onların tanımadığını kendisinin de tanımadığını söyledi. Halbuki Yüksek Temsilci’nin seçilmiş ya da atanmış herhangi bir devlet yetkilisini Dayton Barış Anlaşmasının uygulanışını tehlikeye sokması durumunda görevden alma yetkisi var. Böylece Dodik’in görevden alınma ihtimali ortadan kaldırılmış oldu. Çünkü Yüksek Temsilcinin meşruiyeti zedelendi ve alacağı kararları da tartışmalı hale getirecekleri belli.

Sosyal Medyada Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER İÇERİKLER

SUÇUMUZ TÜRK OLMAKMIŞ.

Bulgaristan‘da 1944-1989 yıllarında iktidarda kalan komünist rejimin ülkedeki Türk ve