Şubat 1982’de“Beyrut Kasabı” diye anılan eski Başbakan Ariel Şaron’un danışmanı Oded Yinon tarafından İbranice Kivunim “Yönergeler” dergisinde yayımlanan “1980’LERDE İSRAİL İÇİN BİR STRATEJİ” başlıklı bir makalede “BÜYÜK İSRAİL’i” kurmak için tasarladığı ODED YİNON Planının nihai hedefinde Türkiye toprakları da yer almaktadır. Bu plan, Orta Doğu’daki Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak ve Türkiye’nin bazı topraklarının kendi ülkelerinden bölünüp İsrail’in malı hâline getirmek üzere yazılmış bir stratejidir ve hâlen işlemektedir. Oded Yinon Planı’nda Orta Doğu’daki devletlerin etnik ve mezhebî olarak nasıl bölüneceği, haritaların nasıl değişeceği tek tek anlatılmaktadır. Hedef ülkeler ise Lübnan, Suriye, Irak, İran, Türkiye ve Ürdün tek tek sayılmıştır.
Benjamin Netanyahu 1986’da editörlüğünü yaptığı “Terrorism: How the West Can Win” adlı kitapta özellikle Irak, Libya, Suriye ve İran hedef alınmaktaydı.
ABD/İsrail’in bölgesel harita mühendisliğinde bir kilometre taşı 2001 tarihli Pentagon planıdır. ABD’li Emekli General Wesley Clark, 2007’de; 11 Eylül’den hemen sonra Pentagon’da “7 ülkenin (Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran) hükümetlerini devirme” planını gördüğünü anlatmıştı.
11 Eylül saldırıların ardından ABD önce Afganistan’ı işgal etmiş daha sonra da Irak’a yönelmiştir. Savaş öncesi Powel “Irak savaşı sonrası İsrail daha güvenli olacak” diye açıklama yapmıştır. Powel’in bu açıklaması tesadüf değildir. O dönem bazı uzmanlarca Avrasya’nın İslami karakterinin üç önemli Müslüman ülkesi olan Türkiye’nin tarihi birikimi, silahlı gücü, İran’ın nüfus, petrol ve doğalgazı, Pakistan’ın ise nükleer gücü ile İsrail’i tehdit etme yeteneğine sahip devletler olduğu düşüncesiyle hedef alınacağı belirtilmişti.
İsrail’de durum buyken, Atlantik Okyanusunun kıyılarında benzer bir plan daha ortaya atılmıştı. ABD’nin Dış işleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından 7 Ağustos 2003’te The Washington Post gazetesinde kaleme alınan köşe yazısında “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek, buna Türkiye de dahil” ifadesiyle BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİ (BOP) başlatılmıştı. BOP projesi BÜYÜK İSRAİL‘in temellerini atma projesidir. ABD, BOP projesi ile İslam’ı Batı çıkarlarına uygun olarak yeniden biçimlendirmeyi temel amaç olarak ortaya koymuştur.
BOP’un önemli hedeflerinden biri petrol veya etnik ayrışmanın yanında İsrail’in güvenliği, su ve gıda kaynaklarına erişiminin genişlemesi ve (Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları içine alan) vadedilmiş toprakları kapsayan Ortadoğu sınırlarının yeniden çizilmesiydi. Bu amaçla (BOP) başladığı 2000’li yıllardan bu yana islam ülkelerinin kaynaklarını tüketirken, birçok ülke krizler sonrası parçalandı, Müslüman ülkeler arasında güven kayboldu.
Yaşananlardan da anlaşılacağı üzere ABD ve İsrail bölgede bütün adımlarını bu planlara göre atmaktadırlar.
ABD VE BATILI DEVLETLER İsrail’i koruma bahanesiyle Orta Doğu’da hegemonya kurmaya çalışmakta, İsrail ileri karakol görevi görmektedir. İSRAİL‘in Orta Doğu’da yürüttüğü istilacı politika, hem tarihî kökenlere dayanan birtakım iddialarına hem de modern siyasi ve stratejik hedeflere dayanmaktadır. Bu politikaların temelini “vadedilmiş topraklar” veya “büyük İsrail” olarak ifade ettikleri “arzımevut” kavramı oluşturuyor.
Dünyaya demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda nutuk atan ABD ve birkaçı haricinde Avrupa Birliği ülkeleri de İsrail’in katliamlarına destek vermekte, İslam ülkeleri İsrail’in katliamlarını seyretmektedir. Dünyada barış ve adaleti sağlamak adına kurulan Birleşmiş Milletler ise İsrail’in katliamları karşısında acziyet içindedir.
Bugün yaşanan ABD/İSRAİL- İRAN savaşı, uzun yıllara dayanan bu planların son halkası olup İran fazının uygulamasıdır. Büyük bir dünya savaşı ihtimali hâlâ düşük olabilir ama küçük, sürekli ve yerel savaşlar sürecektir.
Gazeteci Yunus Paksoy, Netanyahu’nun son konuşmasında “İran sonrası yönümüzü Sünni dünyaya çevireceğiz ve ekseni genişleterek İslam ile mücadele edeceğiz. TÜM İSLAM ALEMİNE SIRA GELECEK” ifadelerinin yer aldığını aktardı.
ABD-İsrail’in İran’a saldırısı bize yeni savaşların teknoloji savaşı olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Yeni dünya savaşı artık üz sene öncesinde olduğu gibi topla, tankla, tüfekle ya da askerle olmayacak. Çanakkale’de olduğu gibi iman gücü de bir işe yaramayacaktır! Güncel hesaplardan, sen-ben çekişmesinden, birbirimizi engellemekten, çıkarcılıktan uzaklaşarak Büyük Komutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün izinde aklın ve bilimin önderliğinde “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir, ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir.” Sözüne bağlı kalarak geleceğimizi inşa etmek zorundayız.
Devletlerin, hamaset ile değil, ciddiyet ve liyakat ile korunabileceğini unutmadan Uluslararası rekabeti sürdürecek yüksek teknolojiyi geliştirmek ve Milli Savunma ihtiyaçlarımızı üretmek amacıyla kaynaklarımızı seferber ederek yerli sanayiyi teşvik etmek ve eğitim, öğretim düzeyimizi daha da geliştirmek zorundayız.
Süheyl ÇOBANOĞLU
RUBASAM Başkanı



