RUBASAM

BOSNA-SANCAK/ Yasin Güler

Konuk Yazar

Yasin Güler

Asırlar süren Osmanlı coğrafyasında imtiyazlı statüye sahip olan Boşnak milleti, 1878’de imzalanan ve Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan’a bırakıldığı Berlin Anlaşması ve son olarak 1912’de kaybedilen Balkan Savaşı sonrasında Sırbistan-Karadağ’a bırakılan Sancak’ın kaybedilmesiyle bu imtiyazın yanı sıra temel insan haklarından da mahrum kalmıştır.

Boşnak milleti bu mahrumiyeti gideremeyince çareyi Bosna ve Sancak’tan Anadolu’ya göçmekte bulmuştur. 1970’lere kadar Anadolu’ya olan göç sonrasından Almanya’nın çalışan eleman ihtiyacı doğrultusunda Avrupa’ya olmuştur.

BOSNA-HERSEK

1992-1995 arasında Bosna’da yaşanan savaş sonrası dayatılan ve en kötü barış savaştan iyidir mottosuyla Alija İzzetbegoviç tarafından da imza altına alınan Dayton Anlaşması’yla kurulan Bosna-Hersek Devleti maalesef siyasi olarak istikrarsızlığa davet çıkaran ‘Sırp Cumhuriyeti’ ve Bosna-Hersek federasyonu şeklindeki iki farklı entiteden oluşmaktadır. Özellikle Yugoslayva’nın dağılmasıyla ortaya çıkan yeni devletlerde Sırplar halen hem Bosna, Hem Karadağ hem de Kosova içerisindeki uzantılarıyla devletleri işlevsiz kılmaya çalışmaktadırlar. Uluslararası mahkemlerce savaş suçlusu olarak tespit edilen bir çok kişiye halen sahip çıkmaktadırlar.

Son dönemlerde Avrupa’da ki müslümanların çoğunlukta olduğu tek ülke olan Bosna’da tehdit oluşturan ve maalesef savaş günlerini akla getirip bizleri tedirgin eden önemli bir gelişme meydana gelmiştir. Bosna Hersek’te iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti lideri Milorad Dodik’in ayrılıkçı söylemleri ülkede endişelere yol açmıştır. Dodik Bosna Hersek’i “başarısız bir ülke” olarak tanımlamış ve üç kutuplu siyasi anlaşmazlığın çözülebilmesinin tek yolunun “Bosna Hersek’in ortadan kaldırılmasıyla” mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Bosna Hersek’in askeri, yüksek yargı ve vergi yönetiminden çekileceklerini belirten Dodik, ateşle oynayarak kendi Bosnalı Sırp ordusunu yaratma sözü de verdi.

Belgrad’da yaptığı bir görüşmede Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la da düşüncelerini sunan Dodik’e Moskova’nın destek verdiği ifade edilmektedir. Bu günlerde yaşanan en önemli uluslararası gelişme ise Ukrayna-Rusya gerginliğidir. Rusya bu gerginlik öncesi her daim arka bahçesi olarak gördüğü Eski Yuguoslavya’nın en başta gelen temsilcisi olan Sıplar aracılığıyla bölgeyi başka bir şekilde istirkrarsızlaştırmayı mı amaçlamaktadır? Ukrayna’nın batıya yaklaşmasıyla birlikte Kırım Rusya tarafından ilhak edildi. Çıkabilecek muhtemel bir çatışmada Avrupa’nın başta Almanya’nın gazının kesilmesi riski var. Dodik bu ikinci gerginlikten de istifade ederek Rusya ve Çin’in desteğiyle Bosna-Hersek’in önünde engel oluşturmaya çalışmaktadır. Bu durum her daim Boşnak’ların yanında olan TC Devleti’nin Suriye ve Libya’dan sonra Bosna konusunda da Rusya ile karşı karşıya kalabilceğinin işareti olabilir!

Bosna-Hersek  Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak Üyesi Caferoviç’in girişimlerine rağmen, uluslararası toplum Dodik’in son hamleleri konusunda büyük ölçüde sessiz kaldı. Yaşanan gelişmelerden sonra TC Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın önce İstanbul’da Boşnak Toplumu’nun kanaat önderleriyle toplantı yapması ve durumu ele alması, ardından Dodik’i Ankara’da kabul edip hata yapmaması için uyarması umut verici gelişmelerdir. Bu süreçte bir başka umut verici gelişmede de Sırbistan Devlet Başkanı Vucic’le Ankara’da ki görüşmesinde iki tarafın da Bosna Hersek’in toprak bütünlüğüne verilen önemi ifade edilmesidir. Sonuç olarak Sırbistan’da yakın zamanda gerçekleşecek seçimlerin ardından Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin üç liderinin bir araya getirilmesi ile Bosna Hersek’in toprak bütünlüğünün sağlanması için adımlar atılması konusunda anlaşılmasının olumlu bir düşünce olduğunu düşünmekteyiz.

Tüm bu gelişmelerin yanı sıra bazı siyasi analistler, Dodik’in saldırgan taktiklerinin büyük olasılıkla kendi düşen popülaritesinden ve partisinin geçen yıl yapılan belediye seçimlerinde gösterdiği kötü performanstan kaynaklandığını söylemektedirler.

Ancak tüm olumsuzluklara rağmen bölgede ki insanlarla yaptığımız görüşmelerden aldığımız izlenimlere göre Boşnak Halkı savaşın izlerini ve acı günlerini unutmamışlardır. Yaşanan acı günlerin tecrübeleriyle artık silahlı emniyet birimlerini oluşturmuş örgütlü bir toplum olarak gerekirse karşı tarafa en ağır bedelleri ödetmeye hazır durumdadırlar. Azerbaycan’a Karabağ konusunda verilen haklı destek de olduğu gibi Bağımsız Bosna-Hersek Devleti’ni yıkmaya çalışan bu hamlelerin engellenmesini istiyoruz. Biz Türkiye Boşnak’ları olarak her daim TC Devleti’nin elinin ve desteğinin orada ki soydaşlarımızın selameti için var olacağına inanıyoruz.

SANCAK:

Tarih boyunca birkaç kez bölünmüş olan Sancak maalesef 2006 yılında yapılan Karadağ bağımsızlık referandumuyla Sırbistan ve Karadağ arasında ikiye bölündü. Yaklaşık olarak 350 Bin civarındaki Müslüman Boşnak, nüfusun yaklaşık %80’ini oluşturmaktadır. Bu müslüman Boşnakların Karadağ nüfusundaki oranı yaklaşık %20 iken Sırbistan’da ki toplam nüfusun yaklaşık %3’üne tekabül etmektedir.

Sancak Boşnaklarının Sırbistan içerisindeki en yüksek temsilci organı, Boşnak Millî Konseyi’dir. Söz konusu konsey, 11 Mayıs 1991 tarihinde Sancak Müslüman Millî Konseyi (MNVS) adı altında Sancaklı Müslümanlar tarafından kendilerini temsil edecek bir resmi kurum olması adına kurulmuştur.

Sırbistan tarafında kalan Sancak’a baktığımızda siyasal ve inanç olarak bir bölünme olduğu görülmektedir. Siyasi olarak meclise temsilci gönderen ana üç akımın (Sulejman Ugljanin’in SDA’sı , Rasim Ljajic’in SDP’si ve yakın dönemde vefat eden Sancak Bölgesi’nin Müftüsü ve Eski Meşihat Başkanı SPP Partisi’nin Lideri Muammer Zukorlic) ve dini olarak da yine Zukorliç’in kurduğu Sırbistan İslam Cemaati (IZUS) ve Sırbistan İslam Birliği (IZS) altında ikiye bölünmüş durumdadır.

Sancak Müslümanları, 2007 yılında ortaya çıkan müftülük kriziyle sosyolojik olarak bölünmüştür. Sancak’ta önemli din adamlarından biri olan Muamer Zukorliç, 27 Mart 2007 tarihinde “Sırbistan İslam Birliği Meşihatı” adıyla yeni bir oluşum kurmuştur. Ancak bu oluşuma öncülük eden Zukorliç’e tepki gösteren din adamlarının “Sırbistan İslam Birliği” (IZS) adı altında birleşmesi ile toplum bölünmüş ve ayrışmanın ardından bölgedeki camilerin yönetimi, imamların ataması gibi meseleler taraflar arasındaki gerilimi arttırmıştır. Bu olumsuz gelişmeleri memnıniyetle izlediğini düşünüdüğüm Belgrad yönetimi iki kurum da tanıdığını ve müslümanların iç meselesi olduğunu bildirmiştir. Günümüze kadar iki tarafı barıştırmak adına Türkiye’nin de yer aldığı bazı girişimler olmuş ancak bunlardan herhangi bir sonuç alınamamıştır. En fazla Sırpların işine gelen bu ihtilafların sürmesi, bölgedeki Müslümanların siyasi ve kültürel geleceği için büyük risk oluşturmaktadır. Günümüze kadar her ne kadar başarılı sonuçlar alınamamış olsa da artık bölgede Konsolosu ile var olan TC Sancak Halkı’nın birliğini sağlamak adına gerekli adımları atmaktan geri durmamalıdır.

Sancak liderlerinden Suleyman Ugljanin son dönemde yeniden bölgenin “kendine ait yasama, yürütme ve yargı organları olan özel bir siyasi bölge” statüsüne sahip olması gerektiği talebini dile getirmeye başlamıştır. Ugljanin, Sancak sorununa beş yıl içerisinde çözüm bulunmadığı takdirde, Sancak’taki hem Boşnakların hem de Arnavutların yok olacağını iddia etmektedir.

İbret verici son gelişmelerden bir tanesi de Sırbistan’ın Bosna sınırındaki, soykırımcı komutan Mladiç’in posterlerinin duvarlarını halen süslediği Priboy’da yılbaşı gecesi yaşandı. Gümrük görevlileri alkol aldıktan sonra ‘siyasal ideolojik sırp milliyetçiliğini’ öne çıkaran şarkılarla sloganlar attılar. Bu sloganlarda, Müslüman Boşnakların çoğunluk da olduğu TC’nin konsolosluk açtığı Yeni Pazar Şehri’ni 1991’de yakıp yıkılan ve hala Hırvat-Sırp etnik problemlerinin yaşandığı Bukova Şehri haline, Sjenica Şehri’ni ise soykırımın yaşandığı Srebrenisa haline çevireceklerini ifade ettiler! Maalesef Sırbistan İç İşleri Bakanlığı’nın bu görevlilerle ilgili işlem yapmaması ise başka bir skandaldır.

Karadağ Sancak’ın da ise yaklaşık 30 yıldır iktidarda olan ve Boşnaklar’ın özellikle referandum sürecinde ve sonrasında büyük oran da Arnavutlar’la birlikte destek verdikleri Milo Djukanovic’in iktidarı 2020’de yapılan seçimlerde son buldu. Sosyalistlerin Demokratik Partisi (DPS) ‘nin seçimi kaybedip, muhalif kanattan DP’ nin  zaferini ilan etmesinin  ardından kentte  protestolar yapılırken,  müslüman boşnak nüfusa karşı ırkçı saldırılar gerçekleşti.  Müslümanların evlerini ve dükkanlarını yağmalayıp, duvarlara “Türkler Defolun” yazıları yazıldı. Müslüman Boşnaklara yapılan bu saldırılar kabul edilemez. Karadağ’da nüfusun yüzde 20’sini oluşturan ve Arnavutları da katarsak, ülkenin yaklaşık 4’te 1’inin Müslümanlardan oluştuğunu söylemek mümkün. Özellikle Karadağ’ın Sırbistan’dan bağımsızlık kazanması sürecinde ve sonrasında Djukanoviç’in iktidarını koruması sonrasında, Müslümanların Djukanoviç’e verdiği destek büyük bir önemdeydi. Açıkçası Müslümanlar bir anahtar rolü üstleniyordu. Bu nedenle de Boşnaklara yapılan saldırı, esasında Djukanoviç’in iktidarına ve Müslümanların bu zamana kadar verdiği desteğe yapılmıştır diyebiliriz.

Karadağ’ın etnik azınlık partileri 1998 yılından beri ilk kez hükümette yer almayı reddetmiştir. Arnavut ve Boşnak Partilerden yapılan açıklamalarda, azınlıkların hükümete katılma çağrısını samimi bulmadıklarını, yeni yönetimin bir parçası olmayı istemediklerini, hükümeti oluşturan ZBCG bloğu içerisinde yer alan Sırp yanlısı partilerin geçmişte Arnavut ve Boşnak etnisiteyi endişelendirecek aşırı milliyetçi söylemlerinin olduğunu ifade etmiştir.

Krivokapic liderliğinde kurulan hükümette bazı bakanların Batı yanlısı bir imajları bulunurken, pek çok bakanın ise Sırp Ortodoks Kilisesi ile yakın ilişkilere sahip olduğunu da belirtmek gerekir. Bu nedenle Sırp ve Moskova yanlısı söylemiyle bilinen Sırp Ortodoks Kilisesi’nin hükümet üzerinde güçlü bir etkiye sahip olacağını söylemek mümkündür. Bölgeyle olan iletişim kanallarımız aracılığıyla seçim süresince soydaşlarımıza yönelik olan gerginliğin yüksek perdeden devam etmediğini ve Krivokapic hükümetinin gerilim tırmandırıcı aksiyonlarda bulunmadığını duymaktayız.

Sancak Bölgesine bütün olarak baktığımızda özellikle ekonomik, sosyal, kültürel iyileştirmelerin sağlanmasıyla göçlerin durudurulması amaçlanmalıdır. Örneğin Sırbistan’ın Avrupa’da serbest dolaşım hakkı kazandığı 2014 yılınının Ocak ayında sayıları 10.000’e yaklaşan Sancaklı genç daha iyi yaşam için Almanya’nın yolunu tuttu. TC ‘nin bölge halkı için uygulaması gereken politikalar bu bölgeye doğrudan veya Sırbistan-Karadağ hükümetlerini teşvik ederek özellikle ekonomik kalkınmayı teşvik edecek ve gençlerin göçünü durduracak yönde olmalıdır. Aksi takdirde nüfusun azalması yoluyla Boşnak dolayısıyla Müslüman-Türk izlerinin silinmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınması durumu söz konusudur.

SON SÖZ:

Felaket dolu 90’lı yılların üzerinden çeyrek asır geçti, acıların unutulmaya yüz tuttuğunu endişe ile izliyoruz. Uğursuz olayların unutulmaması için hem Bosna’da, hem Sancak’ta hem de Türkiye’de olayların yıldönümleri ve benzeri olayları kolektif hafızamızda yaşatmak geleceğimiz hususunda son derece mühimdir. Her yıl bu temaları anlatan en az 4-5 TV programı, belgesel mutlaka yapılmalıdır. Türkiye ile bu ülkelerdeki Boşnaklar arasında ekonomik, kültürel, sanatsal faaliyetlerle köprüler kurulmalıdır. TV ve diğer medya organlarında yaşanan acı olayların gündemde kalması sağlanmalıdır. 2.Dünya Savaşı esnasında yaşananlar unutturulduğu için, 90’lı yıllarda soykırım ve sürgünleri tekrar yaşamak gibi bir felaketle karşılaştık. Şimdi unutursak bizden sonraki nesillerin aynı felaketlere maruz kalmasından endişe edebiliriz. Alija İzzetbegoviç’in söylediği gibi: “Ne yaparsanız yapın, soykırımı unutmayın. Unutulan soykırım tekrarlanır. ”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ