RUBASAM

CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRK KADINININ SOSYAL STATÜSÜ

Murat DERİN

Master: Balkan Araştırmaları. Phd: Uluslararası İlişkiler

Bu yazımızda Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türk kadınının toplumdaki yeri ve elde ettiği hakları ele alacağız. Tarihe göz attığımızda eski Türklerde kadına özel önem verilmiştir. Eski Türk Boylarında kadın, özgür ve eşit bir toplumsal konuma sahipti. Türk tarihinde kadın, hatun veya hanım değerli ve yeri doldurulamazdır. Dünya tarih sayfalarını incelersek, kadına Türkler kadar değer veren ve yücelten ikinci bir milletin olmadığını çok açık biçimde görebiliriz. Eski Türklerde ailenin temeli olan kadın, ailede söz sahibi olduğu kadar siyasi ve ekonomik ilişkilerde devlet yönetiminde de söz sahibi olmuştur. Kadınlar kılıcını iyi kullanır, ata biner ve güreşirlerdi. Kadınlar savaşa da katılırlardı. Devlet başkanlığı Hatun – Hakan ortak sorumluluğu ile yürütülürdü. Hukuksal açıdan kadın ve erkek tamamen eşitti. Erkeğin yalnızca bir tane zevcesi, yani karısı olabilirdi. Kadınlar doğrudan doğruya hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabilirlerdi. Kızlar kendileriyle evlenmek isteyen erkeklerle bir çeşit düello yapıyor ve kendilerini yenemeyen erkeklerle evlenmiyorlardı. Ev, karı ile kocanın ikisine aitti. Çocukların velayeti konusunda baba kadar ana da hak sahibiydi.

Avrupa, Afrika ve Orta doğuda kadınlar bir mal gibi alınıp satılırken, köle muamelesi görürken, Türklerde kadın erkekle eşit statüdeydi ve devlet başkanlığı yapmaktaydı. M.Ö.1500’lerde Pers ve Medlerin en güçlü hükümdarı Ahameniş (Pers) Kralı Kirus’u bozguna uğratan İskit/Saka imparatoriçesi Tomris Katun buna en iyi örnektir. Ünlü Türk hükümdar Alper Tunga’nın torunu olan ve “Sakalar’ın anası” olarak bilinen Tomris Hatun, kocasının vefatı (6. yüzyıl) ile devletin başına geçerek tarihte ilk kadın Türk hükümdar olmuştur. Türklerin İslamlaşma süreci ile birlikte Arap kültürünün Türk toplumuna olumsuz etkisi ile zamanla Türk kadını toplumda ikinci plana itilmiş, Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Türk kadını toplumda hak ettiği statüyü yeniden kazanmıştır.

Eski tarihlerde dünyada kadına verilen değere göz atacak olursak; öncelikle İngilizlerle başlamak gerek. İngiltere’de XI. yüzyıla kadar erkekler karılarını satabilirlerdi. Hıristiyanlar ise kadına şeytan gözüyle bakıyorlardı. Yine İngiltere’de, kadın pis bir varlık sayıldığı için İncil’e el sürmesine izin verilmezdi. Kadınlar İncil’e dokunabilme hakkına Henry VIII döneminde (1509-1547) sahip oldular.

Dourun Westminister Kilisesi’ndeki bir İngiliz keşiş konuşmasında şunları söylemiştir: “Yüz yıl öncesine kadar kadın kocasının sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi, söz verilmeden konuşması da yasaktı. Adam başının üzerine büyük bir odun asar ve gerektiğinde kadını cezalandırmak için onu kullanırdı. Erkek çocuklar ise annelerine evdeki hizmetçiden daha fazla değer vermezlerdi.”

Çinlilerde kadın insan sayılmaz ve isim dahi verilmezdi. Kız çocuklarına da ad verme gereği duymaz, bir iki üç şeklinde çağırırlardı. Hayatı boyunca bir adamın yönetiminde yaşamak zorundaydı. Kadın hizmetçi sayılır, kocası ve çocukları ile aynı sofrada oturamazdı. Ayakta durup onlara hizmet etmek zorunda idi.

Farslarda kadın erkeğe itaat etmek zorunda kalırdı. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi normal karşılanırdı. Sasani İranında Farslar, kan bağının nikaha mani olmaması nedeni ile anne ve kız kardeşleriyle evlenebildikleri gibi, bu konuda teşvik edilirdi.

Arapların cahiliye döneminde kız çocuklarının toprağa diri diri gömülmesi tarihi bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak şerefsizlik olarak görülürdü. Budizm’in kurucusu Buda, ilk zamanlar kadınları dine kabul etmemiştir. Eski Yunanlarda da kadının bir değeri bulunmazdı. Kadın, tıpkı bir eşya gibi alınıp satılır ve miras olarak bağışlanabilirdi.

Slavlarda (Ruslarda) kadın eşya olarak kabul edilir ve bu olay Zodruga şeklinde adlandırılırdı. Slav ailesindeki çocuklara da esir gibi bakılırdı. Ruslar, kocası ölen kadını da kocası ile birlikte gömerlerdi. Rus hükümdarlarının, yakın adamlarının gözü önünde halktan cariyelerle ilişkiye girmesi normal karşılanırdı.

Cumhuriyet döneminden önce Türk kadını İstiklal Savaşında hem cephede hem de cephe gerisinde çeşitli faaliyetlerle savaşa destek vermiştir. Atatürk, Türk kadınının bütün fedakarlık ve hizmetlerini takdir etmiş ve Cumhuriyet’in ilanından itibaren kadının sosyal, ekonomik ve siyasal konumunu iyileştirici uygulamalar gerçekleştirmiştir.

1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kadının da erkekle birlikte öğrenme imkanlarından eşit olarak yararlanması sağlanacaktır. Oysa ki bu hak için pek çok ülkede kadınlar mücadele etmek durumunda kalmıştır ve 1924 tarihinde pek çok büyük ülkede bu hak henüz kadınlara verilmiş de değildir. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun, Türk kadınlarına evlilik, boşanma ve miras gibi birçok hakkı sağlamıştır.

Kadınlar siyasal hakları çıkarılan kanunlarla 1930’da yerel seçimler, 1934’te ise genel seçimlerde elde etmiş, seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Bu kanunlarla kadının konumu, “tebaadan yurttaşa geçiş, karşıt cinsle eşit statüye ulaşma” olarak kavramsallaştırılmıştır. Bunda Türk kadınının verdiği mücadelenin yanı sıra Türk Devriminin önderi olan Mustafa Kemal ATATÜRK de önemli rol oynamıştır. Özellikle,  Atatürk’ün girişimi ile 5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açılmış, Türkiye, Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştır. Bu süreçte Osmanlı döneminde başlayıp 1934 e kadar süregelen kadın hareketinin de olumlu etkilerini de hatırlamakta fayda vardır. I. Meşrutiyet’le başlayan II. Meşrutiyet’te büyük bir ivme kazanan kadınların siyasal hak mücadelesinin, kadın hareketini Cumhuriyet’e taşıdığı söylenebilir. Bu süreçte kadınlar örgütlenerek, kadın dergileri, çeşitli kadın dernekleri kurmuşlardır. Kadınların siyasi hakları elde etmesinde Türk Kadın Birliği ve Türk Ocakları’nın önemli katkısı olmuştur.

1935 milletvekili genel seçimlerinde 18 kadın milletvekili Meclis’e girmiş, kadınlar parlamentoda % 4.5 oranında temsil edilmişlerdir. Bu yıllarda Avrupa, Amerika ve Asya’daki birçok ülkede bu hakkın bulunmayışı konunun önemini daha da artırmaktadır. Türkiye’de 1934’de seçme ve seçilme hakkına sahip olmuş kadınlar, o günden bugüne kadar siyasi karar organlarında yok denecek kadar az oranda temsil edilmişlerdir. Kadınlar için, gerek Anayasa gerekse kanunlar ve diğer düzenleyici işlemlerde değişiklik yapılarak hukuki alanda birçok düzenleme yapılmıştır. Ülkenin tümüne bakıldığında teoride her ne kadar kadın ve erkek eşit olsa da pratikte öyle olduğu söylenemez. Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde, birçok meslekte erkek egemendir. Bu bakımdan kadınların toplumda daha aktif, üretken, katılımcı olmaları gerekmektedir. Cinsiyet ayrımı olmadan eşit yurttaş olmaları ve eşit imkanlardan yararlanmaları sağlanmalıdır.

Türk kadınları, Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lidere sahip oldukları için, kendilerini oldukça şanslı saymalıdırlar. Çünkü onun sayesinde toplumun her alanında kadın var. Cumhuriyetin ilklerine baktığımızda: Refet Angın – İlk Kadın Öğretmen, Nezihe Muhiddin – Kadın hakları savunucusu, İlk kadın partisinin kurucusu, Türkan Akyol – İlk kadın bakan, Sabiha Gökçen – İlk kadın pilot ve savaş pilotu, Safiye Ali – İlk kadın tıp doktoru, Tansu Çiller – İlk başbakan, Fazıla Şevket Giz- İlk kadın profesör, Türk tiyatrosunda sahneye çıkan ilk kadın oyuncu olan Afife Jale, Filiz Dinçmen – İlk kadın büyükelçi, Cahide Sonku – İlk kadın film yönetmeni ve ilk kadın oyuncu, Behice Boran – İlk kadın parti genel başkanı …vb.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk Kadınına verdiği önem söylediği bazı sözlere şöyle yansımıştır:

“Dünyada hiçbir milletin kadını Ben Türk Kadınından fazla çalıştım, Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Türk Kadını kadar emek verdim” diyemez!

“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın”

“Dünyada her şey kadının eseridir.”

“Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.”

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki; bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki; bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

“Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir.”

“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.”

Dünyada milletler arası ilk kadın kongresi 18 Nisan 1935’de ATATÜRK’ün himayesinde İstanbul’da toplanmış ve bu kongreye dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar katılmıştır. Atatürk “Milletler arası İlk Kadın Kongresi” delegelerine şöyle seslenir:

“Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.”

 

KAYNAKLAR

Cumhuriyet Döneminde Kadının Sosyal Konumu Prof. Dr. Tülin Günşen İçli.

https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Tülin-Günşen-İÇLİ-Cumhuriyet-Döneminde-Kadının-Sosyal-Konumu.pdf (Er.Tar.13.05.2020)

Sevilay ÖZER, Kadınlara Seçme Ve Seçilme Hakkı Verilmesinin Türk Kamuoyundaki Yankıları, https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/05-Sevilay-Ozer.pdf (Er.Tar.13.05.2020)

Cemile Burcu Kartal, “Türkiye’de Kadınların Siyasal Haklarını Kazanma Süreci Ve 1930 Belediye Seçimleri”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2005

Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Eğitimci: Nakiye Elgün https://www.duzen.com.tr/artFiles/osmanlidan_cumhuriyete_bir_egitimci_nakiye_elgun.pdf  (Er.Tar.13.05.2020)

Türk Tarihinde İz Bırakmış Kadınlar

https://www.turktoyu.com/turk-toplumunda-qadinin-yeri-ve-deyeri  (Er.Tar.13.05.2020)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ