RUBASAM

ERENKÖY BİR MUCİZENİN ADI OLABİLİR Mİ ?

Prof. Dr. Orhan Derman – Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları  Ergen Sağlığı Bilim Dalı

Corona virüs pandemisi dünyayı sarıp, insanlık için ağır tablosunu yaratırken, insanların hemen yanı başında ölüm kol gezerken, bizler için çok değerli olan büyüklerimiz bu pandeminin en önemli kurbanları olurken, insanların bir şey yapamadan onları bu salgına teslim etmeleri, insanlığı bir vicdan muhasebesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Biz Türk millet olarak, Atalarımıza, Büyüklerimize saygıyı bir toplumsal erdemin parçası görürüz. Evlerimizde büyüklerimiz, her zaman sonsuz saygı görürler, yaşamları boyunca onlara hizmet en büyük görev olarak toplum tarafından algılanır. Batılı ülkelerdeki huzurevlerinde, bakım yerlerinde onları ölüme terk ederek, pandemi canavarına ilk teslim edilecek toplumsal kesim olarak görülmeleri, bizim değerlerimizde asla kabul görmez. Türkiye’nin bir çok yerinde Avrupa’da yaşanan bu acılar, bir korkuya, bir kabusa dönüşmüştür. Almanya’da gençlerin ve orta yaşlıların ileri yaşlılar ile teması yok, onun için bu ülkede ileri yaşlı ölümü az saptanıyor değerlendirmesi, bireyselleşen toplumun değerlerinden ne kadar koptuğunun bir ispatıdır. Küreselleşen dünya, ileri yaşlıları bağımlı nüfus olarak görerek, onların yaşam merkezlerinde sadece ömür sürelerini uzatıp, ortalama yaşam süremizi biz bu kadar uzattık diyebilmek için birer sayısal değer olarak görülmeleri çok acıdır. İleri yaşlılar sadece nominal bir değer değillerdir, onlar doğruları ile yanlışları ile yaşamın birer efsaneleridirler. Her biri, yaşamın birer çınarlarıdırlar. Ömür uzadıkça ileri yaşlıların önceleri huzur evleri ile başlayan serüvenleri şimdi ömrün uzamasına eklenen sağlık sorunlarını da çözebilmek için yaşam merkezlerine kaymaktadır. Ama bu çözümde artık sadece lüks otel ve ileri sağlık desteği verebilen ama temelde ticari amaç güden yapılarla da çözülememektedir. Maalesef bütün çabalar ileri yaşlıyı dünyadan kopup gitmeden onu mutlu edecek bir çözüm olamamaktadır. İnsanlar bütün buluşlarını hep zorda kaldıkları anlarda üretmişlerdir. Şimdi ceset torbalarında ileri yaşlıları görürken, yaşlı merkezlerinde çalışanlar tarafından ileri yaşlıların bile bile ölüme terk edilirken, bir çözüm üretme zorunluluğumuz Corona pandemisi ile artık kapımıza dayanmıştır. Çözüm, İleri Yaşlı Yaşam Kasabaları oluşturmak, ölümü bekleyerek değil, yaşamdan hiç kopmayarak son nefeslerine kadar dolu dolu yaşamın olduğu yaşam merkezleri ile yeni bir arayışa girmektir. Türkiye’de Corona pandemisi sırasında 65 yaşın üzerinde olanlar için üretilen çözüm iki aya yakın bir süredir devam eden sokağa çıkma yasağıdır. Çünkü ileri yaşlılar pandemiden en çok etkilenen hedef grupturlar. Dünyada bir insana verilecek en büyük ceza özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Ama pandemiye karşı ileri yaşlıları yaşamda tutabilmek için bütün uzmanların ve aynı sorunla karşı karşıya kalan ülkelerin ürettikleri başka bir çözüm de yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, Kültürel Türklüğü içinde barındıranlar, asla bu gelişmeler karşısında bir çözüm üretmeden, dünyanın akışı bu diye, sessiz kalamazlar. Çocuk yetiştirme yurtlarında, çocuklar arasında fiziksel, cinsel istismar oluyor, devletin çocukları çalışanlar tarafından örseleniyor diye feryatlar yükselince devleti yönetenler, Sevgi evleri ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki yerlerde gerekli rehabilitasyon hizmetleri ile bu sorunu çok kısa bir sürede ortadan kaldırmışlardır. Bu hizmetlerin nasıl yürüdüğünün en büyük örneği de, Denizli Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler il müdürlüğünün bünyesindeki 230 un üzerinde çocuk ve gencimizin yaşadıkları 26 sevgi evleridir. Türkiye’de yaşayan herkes, devletin şefkatli ellerine sığınan çocuklara, bu hizmeti veren İl Müdürü Süleyman Erdoğan (Müdür Babaları), Müdür Yardımcısı Gökhan Çakırlı ve çalışma arkadaşlarının yarattıkları müthiş özverili hizmeti görseler, nerelerden nerelere geldiğimiz için sevinirler. Şu bir gerçek ki, biz en büyük zorlukların karşısında küllerimizden doğarız ve çözümü de kendimiz üretiriz. Sevgi evleri ile çocuk yetiştirme yurtlarındaki dramlar büyük oranda çözülmüştür. Şimdi ki ev ödevimiz de büyüklerimizi sağlıklı, mutlu olarak hayatta tutabilecek nasıl bir yapı oluşturmamız gerektiğidir. Türkiye Corona pandemisinde gösterdiği çabayı ileri yaş yaşam kasabaları ile de dünyaya örnek çözüm sunararak gerçekleştirebilecektir. Hemen yanı başımızdaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) de Corona pandemisi ile mücadele konusunda çok başarı bir sınavdan yüzünün akı ile geçmiştir.

KKTC Dünya Sağlık Teşkilatına ayrı bir ülke sıfatı ile üye olamadığı için, hala Güney Kıbrıs Rum yönetimi ile bir federasyon veya konfederasyon beklentisi ile vakit geçirirken, Corona karşısındaki başarısını dünyaya deklare edememiştir. KKTC’yi yönetenler, kararlı tutumları ve uyguladıkları kısmi sokağa çıkma yasağı ile iki aya yakındır süren bu pandemiye karşı sadece dört can kaybı ile sıfır vakaya ulaşarak bir başarı öyküsü yaratmışlardır. Dünyadaki 183 ülke içinde Corona virüsüne karşı en başarılı üç ülke de ada devletidir. Adaların kendilerini dışarıya karşı kolay izole edebilmeleri, uygulanamalardaki kararlı tutumları ve alınan kararları hayata geçirmekteki kolaylıkları buna neden olmuştur. Dünyada toplam ölümün 230 bini geçtiği, dünyanın en gelişmiş ve en güçlü ülkesi olarak gösterilen Amerika Birleşik devletlerinde toplam ölümün 65 bini geçtiği dönemde adaların bu tür pandemilere karşı, çok iyi yaşam koşullarını insanlara sunabilecekleri ortaya çıkmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, hem iklim koşulu hem de yetişmiş sağlık ve yaşam destek elemaları ile ileri yaşlılar için yaşam kasabaları oluşturmaya en uygun konumda olabilecek ülkelerdendir. İleri yaş yaşam merkezleri hem KKTC ekonomisine inanılmaz katkı sağlarken hem de belki yıllardan beri çözülemeyen Kıbrıs sorununa çözüm için bir zemin oluşturabilecektir. Son yıl içinde KKTC  nin devamlı olarak ortaya koyduğu, 50 yıla yakın süredir kapalı olan Maraş bölgesinin kademeli olarak yerleşime açması gündemde iken bu konuya ilaveten Kıbrıs Barış Harekatından beri kapalı tutulan askeri bölge statüsünde ki KKTC ye bağlı Erenköy ün de yeniden bu amaçla yaşama açılması ne kadar doğru bir karar olabilecektir. Yaşamların olmadığı yerde çözümde olmaz. Sadece sorunları buzdolaba koyarak, karşı tarafın rızasını bekleyerek çözümün geleceğini ummak boş bir hayalden ibaret süreçtir. KKTC ekonomisinin hem Maraş bölgesinin turizimine, hem de Erenköy bölgesinde oluşturulacak İleri Yaşam Kasabanın ekonomiye katkısına ihtiyacı vardır. Dünyadan tamamen tecrit edilmiş, sadece kendini devlet olarak tanıyan Türkiye’nin dışında dünya ile resmi teması olmayan bir ülkenin de kendi çözümlerini üretmesinin zamanı gelmiştir.

Her toplum için, bazı değerler, bazı yerler, bazı olaylar onu toplum yapmaya neden olan yapı harçlarıdır. Onun için toplumsal kabul aşamasında bu değerleri bilerek çözüm üretilmelidir. Kuzey Kıbrıs gerçeğine baktığımızda da, Kuzey Kıbrıslı birçok kişinin ya kendi adı ya da çocuğunun adı Eren’dir. Çünkü Kuzey Kıbrıslı Türkler için Eren bir kurtuluşun ismidir. Kuzey Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ta gettolarda yaşam sürdüğü, yıllar boyunca denizi bile göremedikleri günlerde, Kıbrıslı Türklerinin Anadolu ve Dünya ile tek bağlantılı oldukları, ellerinde tutabildikleri yaşam alanı, sadece deniz kıyısındaki bu şirin köy olmuştur. 1974 yılında Kuzey Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin garantörlük hakkından doğan müdahalesi ile küllerinden doğarken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin elinde kalan asırlardır Türk yerleşimi, bugünlere kadar maalesef kapalı tutularak askeri bölge statüsü ile derin bir yalnızlığa mahkum edilmiştir. Erenköy’de yaşayanlar da Karpaz bölgesinde, Yeni Erenköy ismi ile oluşturulan yeni yaşam yerine zorunlu olarak göç ettirilmişlerdir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’indeki Erenköy’ün yaklaşık 50 yıl süren yalnızlığı artık sona ermelidir. İnsanlar için tarih, gelecek yaşam için birer rehberdir. Kıbrıs Türk’ünün Erenköy’ü sadece ileri yaşlılar için bir yaşam kasabası değil, hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar için barışı beraber oluşturabilecekleri örnek bir yaşam alanı olabilir. Ne demek bir valiz ile devletin veya özel teşebbüsün oluşturduğu yaşam merkezlerine sığınmak, yaratalım tek katlı, her ileri yaşlı için müstakil tek odalı yerler, mutlu edelim bütün ileri yaşlılarımızı. Ne zaman ölüm gelecek diye beklemenin yanında, sonsuza kadar yaşamın tutkusu ile, yaşama sıkıca bağlanan atalarımıza bir saygı, bir sevgi yeri yaratalım. Sosyal hayatın her yönünün sürdüğü bir merkez yaratmak, ileri yaşlılarımızın üreterek, yaşamın içinde kalarak hiç yaşlanmayacakları bir alan oluşturmak, dünyaya örnek olabilecek bir proje olacaktır. Gazi Magosa’dan başlayacak, Akdoğan, Paşaköy, Ercan havalimanı, Lefkoşe, Güzelyurt, Gemi konağı, Yeşilırmak’tan geçerek Erenköy’e bağlanacak bir demir yolu da toplu taşıma sorununa çözüm getirirken, Erenköy’ümüzü adamıza tekrar bağlayacaktır. Erenköy’den Anamur’a olan feribot seferleri ile Erenköy Anadolu’ya buluşurken, ileri yaşlılar ile beraber olmak isteyen ailelerine hizmet verebilecek otelleri, Geriatri hastaneleri, Fizyoterapi merkezleri, Sosyal hayatın bütün ihtiyaçlarının giderildiği mekanları ve çok uygun iklim koşullarının sunduğu Kıbrıs’ın olağanüstü güzelliği ile ileri yaşlıların yaşam tecrübelerinden faydalanarak, çalıştıkları dönemde topluma[A1]  sonsuz katma değer veren hizmetlerine karşı, bu yapılanmayı çok görmeyelim onlara. Unutmayalım ki, bugün çok uzak olan ati (gelecek), yarın çok yakın bir geçmiş olacaktır. Lütfen bütün geçmişimizi, bir bavula sığdırmayalım.

Kıbrıs adasında demiryolu, İngilizlerin adayı koloni haline getirdikleri tarihlerde bakır rezervlerinin adadan alınması için Gemi Konağına kadar uzanan mesafe arasında uygulanmıştır. İngilizler Yeşil adanın ağaçlarını Süveyş kanalı inşaatı için kullanırken, Kıbrıs’ın toprak altı zenginliği olup, adının oluşmasına neden olan bakır rezervlerini tüketene kadar da demir yolu uygulamasını adada sürdürmüşlerdir. Kıbrıs onlar için her zaman Ortodoğu’da emperyal düşünceleri için kullanabilecekleri bir üs olmuştur. Kıbrıs adasında İngilizler iki üssü (Dikelya ve Agratur) kendi toprakları haline getirip çekildikten sonra bile postkoloniyal yapının izleri hala adada devam etmektedir. Postkoloniyal yapıda Frantz Fanon’un ifadesi ile “psişik yabancılaşma” vardır. Dekolonizasyondan sonra bu psikopatolojiden kurtulmak için kolonileştirilen sosyal bilincin özgürleşmesi gerekmektedir. Sömürgeciliğin yarattığı en büyük tahribat arkasından kendisine her zaman bağımlı bir melez kültür bırakmasıdır. Sömürgecinin inşa ettiği öteki kavramı, melez muğlaklar oluşturarak sömürülen toplumda belirlenimsizlik ve imkansızlık yaratır. Melezlikler kendini ötekileştiren sömürgeciyi taklit ederek, Homi Bhabha’nın ifadesi ile aynı kültür içinde farklı kültürler yaratarak, homojen toplumu heterojen yapıya sokarak  sürekli bağımlı hale getirir. Ama sömürgeciler de bu süreci medenileştirme proje olarak sunarak Comte‘un ifadesi ile rasyonel boğun eğişin sömürülen ülkelerin gelişimleri için ne kadar önemli olduğunu savunmuşlardır.Kıbrıs Türk halkı Osmanlı imparatorluğunun adadan çekilip İngiliz yönetimi ile başlayan süreçte çok acılar, çok haksızlıklar görmüştür. Bu süreç hala da devam etmektedir. Bu süreci değiştirecek yine Kıbrıs Türk halkının kendi iradesidir. Artık KKTC, 50 yılı aşan devlet olma bilinci ile büyük projelere, büyük açılımlara kendi iradesi ile karar verebilecek olgunluğa ermiştir. Corona pandemisine karşı çok başarılı bir sınav vermiş olan KKTC ye de böyle büyük bir projeler ile bu süreci taçlandırmak yakışır. Bütün dünyaki ülkeler işine geldiğinde görüp, işine gelmediğinde hiç görmediği KKTC nin başarısı karşısında ümit ederim ki örnek alırlar da kendi insanlarını corona gibi pandemiler karşısında kaybetmekten kurtarabilirler. Tarih güçlüğüm diyenlerin değil, her zorluğun ve gücün karşısında dimdik ayakta duranların zaferlerini konuşacaktır.

KAYNAKLAR                              

  1. Hatice Kurtuluş, Semra Purkis. Kuzey Kıbrıs’ta Türkiyeli Göçmenler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2012.
  2. George Hill. Kıbrıs Tarihi Osmanlı ve İngiliz İdaresi Dönemi. 1571-1948. Çeviren Nazım Can Serbest. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2015.
  3. Esme-Scott Stevenson. Kıbrıs’taki Yuvamız. Çeviren: Cafer Ertuğrul, Şeref Turan. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayını. Ankara,2009.
  4. H. Fikret Alasya. Tarihte Kıbrıs. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayını. Ankara,1988.
  5. Ulvi Keser. Kıbrıs-Anadolu Ekseninde Ermeni Doğu Lejyonu. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayını. Ankara,2007.
  6. Şükrü S. Gürel. Tarihsel Boyut İçinde Türk-Yunan İlişkileri 1821-1993. Ümit Yayıncılık, Ankara 1993.
  7. Türk Basınında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşu. Filiz Köksal. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayını. Ankara,2013.
  8. Hikmet Özdemir. Salgın Hastalıklardan Ölümler. Türk Tarih Kurumu. Ankara, 2010.
  9. Ümmet Kaynak. Postmodern çağda postkolonyal söylemin olanakları:Koloyalizm, Neo-Koloyalizm ve Postkolonyalizm. İçinde Fethi Nas(der) Yüzyılın sorunları ve Sosyoloji II. SS 123-125, 2017.
  10. Hammer Rhonda. Postcolonialism (der) G. Ritzer Encyclopedia of Social Theory, Vol II içinde Sage Publivations, London. 2005.
  11. Gönç-Şavran Sosyolojide ilk dönem gelişmeler. İçinde Serap Suğur (der.) Klasik Sosyoloji Tarihi, Anadolu Üniversitesi Basımevi. 2011.
  12. Gürkan Akçaer, Orhan Derman, Damla Güner, Zeynep Tüzün. Aktif Yaşam için Nesiller Arası Etkileşim Modeli, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara. 2014.
  13. Yetişkin E. Postkolonyal kavramlar üzerine notlar. Toplumbilim Postkolonyal Düşünce Özel Sayısı, Sayı 25. 2010.

 [A1]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ