RUBASAM

Fener Rum Ortadoks Kilisesi’nin Ekümenlik Sıfatı Bulunmamaktadır

Gözde Kiliç YASIN

Avukat ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gözde Kılıç Yaşın ile ekümenikliğin ne olduğunu ve bu konu üzerinden gerçekleştirilmek istenen iddiaları Millidevlet Gazetesi’ne değerlendirdi.

Zaman zaman gündeme gelen ve potansiyel tehditleri görmezden gelinen ekümeniklik nedir, sahip oldukları idealler nelerdir ve ülkemiz için nasıl bir tehdit oluşturmaktadır?

Ekümenizm, dünya kiliselerinin birleşmesini ifade eder. Örneğin ekümenik toplantı düzenleniyorsa tüm kiliselerin temsilcilerinin bu toplantıya katılması beklenir. Geçmişte bu tür toplantılar yapılarak alınan kararlar olurdu, bugün bir anlamda Hristiyan kiliselerinin bağlı olacağı kurallar bu toplantılarda alınmıştır. Hangi kiliselerin apostolik olduğu yani Hz. İsa’nın havarileri tarafından kurulduğu böyle bir toplantıda, 325 tarihli İznik Ekümenik (genel) Konsulünde belirlenmiştir. Buna göre üç kilise (Roma, Antakya, İskenderiye) apostoliktir bu da kiliselerin ana merkezi olmayı ifade eder. Yani bu üç kilise ekümenik (evrensel) kilise olarak belirlenmiştir. Bu dönemde Fener Kilisesi, Antakya Patrikhanesinin Ereğli (Heraclea) Metropolitliğine bağlı bir Episkoposluk idi. Ne var ki siyasetin her daim olduğu gibi din işlerine de karışmasıyla bu düzen sonradan değişti. “Tek kilise, tek devlet” şiarını uygulamaya çalışan, bu amaçla da dini hareketleri siyasi denetim altına almak isteyen Doğu Roma İmparatorluğu, 381 yılında toplattığı İstanbul Konsiliyle, Antakya Patrikliğine bağlı piskoposluk olan Fener Kilisesi’ne patriklik statüsü vermiş ve Roma Piskoposuyla eşit haklar taşıdığını karara bağlamıştır. Bu statü 451 yılında yapılan Kadıköy konsülünde teyid edilmiş, İstanbul metropolitanı, Trakya, Pontus ve Küçük Asya’nın kiliselerinin yetkilisi yapılarak, Patriklik İstanbul Patrikhanesine tanınmıştır.  Bu kararın siyasi yanı nedeniyle Roma kilisesi başta olmak üzere diğer kiliseler bu kararı tanımamıştır. Tarih boyunca da hedefte olmuştur. Haçlı Seferlerinin de ilk durağı İstanbul’daki kilise olmuş, tarihi ve dini emanetleri yağmalanarak buradan alınıp Roma’ya taşınmıştır. Ortodokslar da ilk yedi konseyin kararlarına uyan, 787 yılından sonra toplanan hiçbir konseyin aldığı kararları geçerli kabul etmeyen ve bütün kiliseleri bağlayıcı kararlar alabilecek hiçbir yüksek otoriteyi de tanımayan bir inanç grubu olarak varlıklarını sürdürmüştür.

Bu durumda ekümenik toplantıların da tüm kiliseler açısından bağlayıcılığının uzun zaman önce yitirdiğini görüyoruz. Artık iki ana damar vardır, Doğu Hıristiyanlığı yani Ortodoks ve Katolik inanç grupları. Sonradan mezhepler de çoğaldı elbette ve her biri bir diğerine karşı konumlandı. Bu anlamıyla ekümenizm ya da ekümenik toplantılar ilk anlamlarını yitirdi.

Ekümenikliğin tarihi gelişimine baktığımızda Osmanlı Devleti’nin Patrikhaneye ekümeniklik sıfatı verdiğini söyleyen bazı tarihçiler var. Bu doğru mudur?

Osmanlı devleti de bir başka devlet de Fener Rum Kilisesi’ne ekümeniklik sıfatı vermedi. Fener Rum Kilisesi, gerek Doğu Roma İmparatorluğu gerekse Osmanlı İmparatorluğu döneminde sadece o ülkenin sınırları içerisinde yetkili olabilmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde de patriklerinin yetkileri dini işlerle sınırlanmış ve dünya işlerine karışmaları engellenmiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında Fener Rum Kilisesi mini bir Grek kilisesi pozisyonundaydı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul Patrikliği’ni yeniden diriltmiş, seçilen patriği Osmanlı Ortodoks tebaasının temsilcisi olarak tanımış ve “millet başı” ünvanını vermiş, Divan’da da Millet Başı olarak söz alma hakkı da tanınmıştır. Bu düzenleme Patrikhanenin Ortodokslar ile Osmanlı yönetimi arasındaki tek resmi kuruluş olmasını sağlaması bakımından önemlidir. Patrikhane de her yıl hazineye 100 bin, Dış hazineye 140 bin, sadrazama 500 bin ve sadaret kethüdasına 250 akçe hediye vermekle yükümlü tutulmuştur. Ama hiçbir yerde ekümeniklik yetkisi ya da bu anlama gelecek bir yetki tanımamış. Fatih Sultan Mehmet’in beratı “İzdivaç ve defin işleri, sair adat işleri Rum kilise ve adetlerine göre eskisi gibi yapılacaktır.” der. Bu da Ortodoks tebaanın kendi adetleriyle yaşamasını sağlamak ve bu tebaayla bir iletişim organı belirlemekten ibarettir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları genişleyip de Ortodoks milletler devlete dâhil oldukça Fener Rum Kilisesi’nin temsil ettiği kişi sayısı artmış, Osmanlı İmparatorluğu küçüldükçe de Fener Rum Kilisesi’nin yetki alanları aynı oranda daralmıştır. Zaten bağımsızlığını kazanan devletler Ortodoks ise ilk işleri kendi millî kiliselerini kurup Fener Rum Kilisesi ile bağlarını koparmak olmuştur. Buna Yunanistan da dâhildir. 1862 tarihli Fener Rum Kilisesi Nizamnâmesi’nde de ekümeniklikle ilgili bir madde yok. Bu nizamname Patrikhane’nin işleyişiyle ilgili çok ayrıntılı bir düzenlemedir. Papaz, piskopos ve metropolitlerin seçilme, atanma ve görevlendirme usulleri ve bunların hem birbirleri hem Patrik hem de devlet ile ilişkileri; Patriğin de seçilme, atanma, görevden alınma şartları düzenlenmiş ve yetki alanları belirlenmiştir. Örneğin patrik seçimiyle ilgili hususları düzenler. Örneğin Patriğin, “pederinden beri aslen tebea-i Saltanat-ı seniyeden olması elzemdir” şeklinde bir düzenleme getirir yani seçilecek patriğin babasının da Osmanlı vatandaşı olması aranır. Bu Nizamnamede de ekümeniklik ya da buna işaret edecek bir cümle bulunmaz.

Türkiye Cumhuriyeti, Patrikhane’nin sıradan bir kilisenin hak ve yetkileriyle sadece Ortodoks azınlığın dini ihtiyaçlarını yerine getirmesi için Türkiye topraklarında kalmasına izin verdi. Tüm siyasi ve yargısal hak ve ayrıcalıklarına kesinlikle son verdi. Yani Osmanlı İmparatorluğu böyle bir yetki verseydi bile Türkiye Cumhuriyeti vermedi ve yine Osmanlı İmparatorluğu bu yetkiyi verseydi bile her koşulda bu yetki ancak Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki Ortodoks cemaat üzerinde etkili olurdu. Ama ne Türk Ortodoks Patrikhanesi ne yine Türkiye’deki Bulgar Egzarhlığı Fener Rum Kilisesi’nin kendileri ya da kendi cemaatleri üzerinde herhangi bir yetkisini tanımaz. Türkiye de esasen kendi ülkesinde Fener Rum Kilisesi’nin yetkilerini tanımayan diğer Ortodoksların din ve inanç hürriyetlerini Fener Rum Kilisesi’ne karşı da korumakla mükelleftir.

Fener Rum Kilisesi açısından ekümenlik ne ifade etmektedir?

Fener Rum Kilisesi açısından ekümenizm, tüm Ortodoks kiliselerin çatısı olmayı ifade ediyor. Esasen Ortodoks kiliseler, doğum yerleri olarak Fener Rum Kilisesi’ni kabul eder. Böylece eşitler arası birinci payesi vardır. Fener Kilisesi’nin esasen bir havari tarafından kurulmadığı itirazını Ortodoks kiliseler doğal olarak kabul etmezler. Ortodoks kiliseleri, Katolik kiliselerinde görülen hiyerarşik dizilime sahip değildir aksine yan yana birbirine eşit olan kiliseler söz konusudur. Fener Rum Kilisesi de bu inanç grubu için ilk kilisedir, diğer kiliselerin anasıdır. Bu, pratikte ayinlerde ilk sırada Fener Rum Kilisesi’nin ve ardından sırayla diğer kiliselerin anılması anlamına gelir. Bu şekliyle “ekümenizm” siyasi görünmeyen bir haldedir. Ama Fener Kilisesinin, ana kilise olması dışında diğer kiliselerin idaresine müdahale edebileceği anlamındaki liderlik peşinde olduğu da yine diğer Ortodoks kiliselerin yorumudur ve büyük kısmı da buna itiraz eder. Ortodoks (Doğu) Kilisesi’ni oluşturan 14 otosefal (bağımsız) 2 otonom (özerk) ve bir yarı otonom coğrafi bölge kiliselerinin her birinin eşit olduğunu, bunlar arasında altlık-üstlük ilişkisinin bulunmadığını, “hiçbirinin diğeri üzerinde yetki ve söz sahibi olmadığını” Fener Rum Kilisesi de kabul ediyor. Ancak Fener Rum Patrikhanesi’nin “diğer patrik ve başpiskoposların yetkili olduğu coğrafya sınırlarının dışında kalan yerlerde Ortodoks Kilisesi kurmak gibi görevinin” egemenliğinin veya yetkisinin bulunduğu iddiasında ise Fener Rum Kilisesi ciddi bir muhalefetle karşılaşıyor. Ortodoks âleminde bu konudaki itirazların birkaç sebebi var. Birincisi Fener Rum Kilisesi’nin, Rumların Kilisesi olması ve yönetiminde de Rumların bulunmasıdır. Aslında Ortodoks kiliseler gerçekten de millî kiliselerdir. Her milletin, her bağımsız devletin kendi millî kilisesi bulunur. Ama işte liderlik olacaksa bir millî kilisenin bu liderliği üstlenmesi ya da üstlenmek istemesi bu âlemde yadırganmakta ve zaten Ortodoks kiliselerin ortaya çıkışında ya da yüzyıllardır görülen işleyişinde karşılığı bulunmuyor. İkincisi 451 yılındaki Kadıköy konsülünden bahsetmiştik. Bu 4. Ekümenik (Evrensel) Konsey’in 28. Kuralı İstanbul (Fener Rum) Kilisesi’nin yetki bölgesini sadece Asya, Trakya ve Pontus bölgeleri ile sınırlı biçimde yetkili kılar. Buna göre Trakya bölgesi bugünkü Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan’ın topraklarının bir kısmını; Pontus, Trabzon’a kadar olan ve Karadeniz boyunca uzanan bölgeyi; Asya da Anadolu’nun tamamını değil sadece Antalya ve Efes civarını ifade eder ve Anadolu’nun geri kalanının Antakya Patrikliği’ne (Şam’dadır) bağlıdır. Bu ayrıntıları kiliseler arasındaki bazı yazışmaların internet üzerinden yayılması sayesinde görebiliyoruz. Temelde bu iki noktadan Ortodoks kiliselerin bu liderlik işine itirazları bulunuyor. Buna cemaat meselesini de ekleyebiliriz. Dünyada 200 ila 260 milyon arasında Ortodoks Hristiyan olduğu tahmin ediliyor. Rus Kilisesi, tahminen 100-135 milyon inanan ile 14 otosefal kilisenin en büyüğüdür.

Fener-Rum Kilisesi’ne bağlı metropolitlikler ve başpiskoposluklar, Türkiye’de: Kadıköy, Gökçe Ada-Bozca Ada, Adalar, Terkos; Türkiye dışında Girit, Oniki Adalar, ABD, Avrupa, Avustralya, Y.Zelanda’dadır. Bunların dışında; Aynaroz Manastırlar Topluluğu, Patmos Manastırı ve Eksarhlığı, Vlatadon ve Ayia Anastasia Manastırları, Selanik Pateristik Araştırmalar Kurumu, Girit Ortodoks Akademisi, Cenevre Patrikhane Merkezi ve Kore Ortodoks İerapostolik Kurumu da Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olarak çalışmaktadır. Cemaati de yaklaşık 300 bindir.

Görüyoruz ki aslında kendi aralarında rekabet ve anlaşmazlıklar mevcut. Ortodoks dünyasındaki kiliselerin Fener Rum Patrikhanesi ile olan ilişkileri ve temel sorunları nelerdir?

Yunanistan devlet olarak her zaman Fener Rum Patrikhanesi’nin destekçisidir ama Yunanistan Kilisesi kurulduğu günden bu yana Patrikhane ile rekabet içindedir. Kendisi 5-6 milyon cemaatin kilisesiyken sıralamada 1500 kişilik cemaati olan Fener Rum Kilisesi’nin arkasında yer almayı; patrikhane olamamayı hazmedemediğini gelmiş geçmiş Başpiskoposların ifadelerinden anlamak mümkün. Atina Kilisesindeki bu tutumun Moskova Patrikhanesinde olmaması düşünülemez. Keza tarihte bu tür itirazlara vesile olacak başka gelişmeler de bulunmaktadır. İstanbul’un fethiyle bu kilisenin devletini yitirmesi de bunlardan biridir. Moskova Patrikhanesi Sen Sinodu’nun 14 Eylül 2018’deki olağanüstü oturumda aldığı artık “İstanbul Patriği’ni artık eşitler arasında birinci olarak anmama” kararı da Ortodoks dünyanın tamamen bölündüğünü gösterir. Sırp Kilisesi de bu konuda Moskova Patrikhanesi ile hareket etti.

Bu konudaki temel sorunu da söylemek gerekir. O da diaspora Ortodoks cemaatleridir. Sonuçta Rusya’daki Ruslar ve diğer Ortodokslar Moskova Patrikhanesine bağlı kiliselere tabidir. Kıbrıs’taki Rumlar Kıbrıs Kilisesine; Sırbistan’daki Sırplar Sırp Kilisesine. Ama Fransa’daki, İngiltere’deki, hele ki Amerika’daki Ortodokslar ne olacak? Özellikle karışık milliyetlerden cemaatleri olanlar. Genel olarak AB ve ABD ülkelerindeki Ortodoksların tek bir merkeze bağlı olmasını tercih ediyorlar. Zaman zaman bu ülkelerdeki kiliseler bir büyük kiliseden başka bir büyük kilisenin denetim ve sorumluluğuna geçiyor. Burada belirleyici olan cemaatleri, örneğin hangi milletten daha çok kişinin olduğu… Öte yandan bağımsızlığını kazanan devletlerin millî kimliklerini oluşturabilmek için ayrı ve kendi millî kiliselerine ihtiyaç duyması meselesi var. Çünkü kiliseler de okullar, askerlik ocakları gibi millî kimliğin pekiştirilmesindeki en önemli devlet aygıtlardır.  Hiçbir devlet de bu aygıtın bağımsızlığını kazandığı devletteki Kiliseye bağlı kalmasını istemez. Ortodoksluk, millî kimliği besleyen, destekleyen ve devlet olmazsa kilisenin de olamayacağı, devletle birlikte mutlaka millî kilisesi de kurulan bir yapıda gelişim göstermiştir. Kilise de devletini millî kimlik yaratmada destekler. Devletsiz kilise olmaz şiarının temelinde bu anlayış yatar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanan Yunanistan dâhil her bir ülkenin kilisesinin de ilk iş olarak Fener Rum Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul etmediklerini açıklayarak birer milli kilise haline dönüşmesiyle benzerlik içeriyor. Ukrayna ve Estonya’daki kiliseler arası karışıklığın sebebi bu. Şimdi sırada Makedonya ve Karadağ kiliseleri var ki onlar da tarihi olarak bağlı oldukları Sırp Kilisesinden bağımsız olacak kiliseleri canlandırmak böylece Sırp milliyetçiliği yapan değil kendi devletlerini destekleyecek kiliseleri olsun istiyorlar. Sırp Kilisesi Moskova Patrikhanesine yakındır. Estonya ve Ukrayna’da da zaten Moskova’ya bağlı kiliselerin yanında ondan bağımsız olmak isteyen kiliseler kurulmuştu. Yani bunların tamamında Moskova Patrikhanesinden uzaklaşma isteği var ve çözüm için de Fener Rum Kilisesi’ne yönlendiler ya da yönlendirildiler. Buralardaki kiliseler Rusya’dan bağımsızlaştırıldı ama esasen Fener Rum Kilisesi’ne bağlandılar. Ukrayna Metropoliti Epifanio’nin, Bartelomeos’tan Kiev Metropoliti statüsünün Patrikliğe yükseltilmesini istemesi de gerçek bağımsızlık ve kendi kiliselerini kurma hakkı anlamına gelir.

Ortodoks kiliseleri arasında anlaşmazlıklar var mıdır? Kendi içlerindeki denklemleri nasıldır?

Burada özerkliği tanıma yetkisinin hangi kilisede olduğu konusu tartışma doğuruyor. 1996’da yayınladıkları ortak deklarasyonla iki kilisenin birbirlerinin iç işlerine karışmaması kararı vardı ama buna rağmen Fener-Rum Kilisesi bu anlaşmadan döndü ve Moskova Patrikhanesi’nin yetki alanını 1686 öncesi sınırlarında kabul etmiş oldu.  Bu da Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna, Beyaz Rusya, Orta Asya hatta bugünkü Rusya’nın bir kısmı üzerindeki hakkının tanınmadığı anlamına geliyor. Bu coğrafyaya Vatikan’ın girişi de Rusya tarafından engelleniyor ve Vatikan’ın sonradan sonraya Fener Rum Kilisesiyle büyük kavgasını sona erdirme kararının da bununla ilgisi var. Bakın tüm bunlar Fener Rum Kilisesi’ne bilhassa Ortodoks olmayan ülkelerin, bunlarına arasında da bilhassa Rusya’yı dizginlemeye ya da çevrelemeye çalışan ülkelerin desteğini ve Vatikan’ın da bu kiliseye yönelik Hristiyan hukukuna dayanan itirazlarını seslendirmekten vazgeçmesini açıklıyor.

Şu anda Fener Rum Kilisesi yetkisi altına girmesi beklenen 65 cemaat, 32 topluluk, 11 kilise, 2 manastır ve 7 inziva yeri bulunuyor. Mahalle kilisesi bazında ise Fransa (40 mahalle), Belçika, Hollanda, İngiltere, Almanya, Norveç, İsveç, Danimarka, İtalya ve İspanya’da bu tür kiliseler bulunmaktadır. Bunu bir tarafa koyalım. Diğer taraftan Fener Rum Kilisesi, üzerinde Rumluğun esamesi olmayan doğal olarak cemaati de bulunmayan Silivri, Sivas, Bergama, Efes, Antalya, İznik, Perge, Çanakkale, Edirne, İzmir gibi yerlere metropolitler atadı. Hatta “Birleşik Arap Emirlikleri ve Ankara Metropolitliği” ihdas ve tayini yaptı. Bunların dışında metruk kiliselere papazlar atıyor. Hatta Mayıs 2019’da Muğla-Yatağan’daki 3 bin yıllık Stratonikeia Antik Kenti’nin içinde bulunan 1600 yıllık kilise kalıntısına üstelik Yunanistan vatandaşı olan bir papaz atandı. Bu atamalar ayin yapma yetkisi de tanıyor ama kim için, hangi cemaat için bu atamalar yapılıyor?

Yunan Dışişleri Bakanı Dendias’ın Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyareti sırasında Patrik’e hitaben Ekümenik sıfatını ve ekümenik taht gibi ifadeler kullanması ne anlama gelmektedir?

Bir kilisenin ekümenik olması yani Ortodokslarının lideri olduğu yönündeki iddia, bunu böylece kabul edecek üç onay gerektirir:

1- Liderliği kabul edecek olan dünya üzerindeki Ortodoksların icazeti,

2- Böylesi bir liderlik yetkisini kullanmasına izin verecek Türkiye’nin onayı,

3- Yazılı olmayan Hıristiyan hukukunun bu konuya ilişkin usul kurallarına uyulduğu yönündeki kabul.

Fener Rum Kilisesi için üçü de yok. Yine de bazı Ortodoks kiliselerin bağımsız olmak isterken Fener Rum Kilisesi’ne bağlanıyor olduğuna dikkat etmek gerekir. Tümü kabul etmeyecektir ama aşama aşama ve dışarıdan alınan destekle bu yolda bir ilerleme olduğu da açık. Bu nokta artık ruhani ve dini işlerden söz edilemeyeceği anlamına geliyor. Diğer iki madde bizi ilgilendirmiyor Ortodoks âleminin bileceği iştir. Türkiye’de bazen Fener Rum Kilisesi’nin sadece siyasi faaliyette bulunması Türkiye’yi ilgilendirir. Ekümeniklik meselesi ise diğer kiliselerin karar vereceği bir konudur ve kiliseler arası ilişkilerle ilgilidir; ruhani konulardır. Türkiye bu hususa karışmaz, laiklik budur yorumları yapılır. Ama resmin tümüne baktığımızda Türkiye’yi ilgilendirdiğini, çünkü Fener Rum Kilisesi’nin siyasi faaliyette de bulunduğu anlaşılmakta. Fener Rum Kilisesi’nin Türkiye topraklarında kalmasına siyasi faaliyette bulunmamak ve yalnız ekalliyetin din işlerini yürütmek üzere izin verilmiştir. Tüm siyasi ve yargısal hak ve imtiyazlarına son verilmiştir. Yani Türkiye açısından Patrikhane, Ortodoks azınlığın dinî ihtiyaçlarını karşılayan, tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti yasalarına tabî dinî bir müessesedir. Tüzel bir kişiliği yoktur. Yargıtay 4.Ceza Dairesi’nin 2006/10694 (E)- 2007/5603 (K) sayılı kararında da Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin “ekümenik sıfatının bulunmadığı” belirlemesi yapılmıştır. Açık ve net Türkiye, Fener Rum Kilisesi’nin ekümenik sıfatını tanımıyor, böyle bir sıfatla yapacağı işlemlere de doğal olarak izin vermemesi beklenir.

Aynısını Yunanistan’ın eski Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni: “Konstantinopolis Patrikhanesi 6. yüzyıldan bu yana bütün Ortodoksların başıdır ve 300 milyon Ortodoks Hıristiyan’ın ruhani lideridir” şeklinde söylerdi. Ama bu gerçeği yansıtmıyor. Fener-Rum Kilisesi’nin dünya üzerindeki 220 milyon Ortodoks insanın sadece binde 1.3’ü (300 bin) üzerinde ruhani yetkileri bulunmaktadır. Cemaatini Türkiye’deki Rumlar ve dünyaya yayılmış (diasporadaki) Yunan kökenliler ile Yunanistan’a ilk kuruluşundan sonra bağlanan adalar, Yunanistan’ın kuzey bölgesindeki inanç grupları oluşturur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Yunanistan olmak üzere Ekümeniklik meselesini canlı tutan ve bu konu üzerinden gerçekleştirilmek istenen ideallere karşı politikası nasıl olmalıdır?

Şuradan bakalım; Yunanistan vatandaşı bir papazın Türkiye topraklarında ayin yapmak için yetkilendirilmesi ne anlama gelir? Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, Atina’daki Osmanlı camilerinden birine -velev ki yıkılmış ve sadece taşları kalmış olsun- Türkiye’den imam atayabilir mi? Batı Trakya’nın Seçilmiş Müftüsü, Rodos’taki –kapalı tutulan- Süleymaniye Camii’ne imam atayabilir mi? İşte bu nedenle konu elbette Türkiye’yi ilgilendiriyor ve Türkiye olur vermedikçe de ekümenlik iddiası havada kalır. Ne var ki ülkede cemaati olmayan yerlere papaz, metropolit atadıkça ve yurt dışındaki kiliseleri kendine bağladıkça Türkiye de bu konuda daha çok köşeye sıkıştırılacaktır. Küresel iki gücün birbiriyle mücadelesinde Türkiye’nin kanunlarına tabi bir kurumun üstelik Türkiye aleyhine sonuçlar doğuracak şekilde kullanılması ne kadar makuldür? Fener Rum Kilisesi’nin yabancı ülkelerde siyasî sonuçlar doğuran faaliyetleri Türk dış politikası için yük ve sorunlar doğuracak nitelikte. ABD ve Rusya arasındaki Ortodoks dünyasını şekillendirme çekişmesine Türkiye’nin bir kurumu dayanak noktası yapılmamalıdır. Buna Türkiye izin veremez.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ