RUBASAM

Lozan’dan Dr. Sadık Ahmet’e Batı Trakya Türkleri

Murat DERİN

Master: Balkan Araştırmaları. Phd: Uluslararası İlişkiler

Batı Trakya Türkleri, 1920 yılından itibaren Yunan idaresi altında yaşamaya başlayıp, 1923 yılı Lozan Antlaşması ile resmen azınlık olarak Yunanistan’a bırakıldılar. Azınlık olarak başka bir ülkede başka bir bayrak altında yaşamak ve oranın yurttaşı olmak nasıldır? Eğer Lozan’dan doğan azınlık haklarını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan en temel insan haklarını kullanabiliyorsan belki bir nebze sorun olmayabilir. Ancak Yunanistan siyasi tarihe göz attığımızda pek parlak bir görüntü ile karşılaşmıyoruz. Türk Yunan ilişkilerinin sıcak olduğu dönemlerde azınlık toplumu da rahat bir nefes alabiliyor, aksi halde sözü edilen hak ihlalleri ile karşılaşılıyor.

1930’lu yıllarda Atatürk ile Venizelos oldukça sıcak ilişkiler kurmuştu. Nihayetinde Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Barış Adayı olarak önermesi de bu sıcak ilişkilerin en bariz göstergelerindendir. Tabi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını “Yurtta Sulh, Dünya’da Sulh” olarak belirlemesi de buna temel teşkil etmektedir.

1950’li yıllarda da Celal Bayar ve Kral Paulov bu sıcak ilişkileri devam ettirdi. Bu dönemde, Türk Yunan yakınlaşması, 18 Şubat 1952’de iki devletin NATO’ya birlikte girmesi ve 9 Ağustos 1954’te imzalanan Balkan Paktı ile pekişmiştir. Soğuk savaş olarak bilinen bu dönemde her iki devletin de batı bloğunda yer alması, Truman ve Marshall yardımları da iki ülkeyi aynı noktada buluşturuyordu. 1950-1955 yıllarında her iki ülkeden karşılıklı ziyaretler gerçekleşmiştir. İlk olarak Yunan Kralı Paulos ve Kraliçesi Frederika, Haziran 1952’de Türkiye’yi ziyaret ettiler. Kral ve Kraliçenin onuruna Dolmabahçe Sarayında verilen davette, Kraliçe Frederika Batı Trakya Türkleri için özel bir lise kurulması fikrini ortaya attı. Bu öneri, Yunan Parlamentosu tarafından 22 Temmuz 1952’de çıkarılan “Azınlık Okulları Kanunu” ile yasalaştı. Böylece, Kral Paulos’un da desteğiyle Gümülcine’deki Türk mezarlığı nakli kubur yöntemiyle başka yere aktarılarak elde edilen arazi üzerine bir Türk Lisesi inşa edildi. Bu liseye Celal Bayar’ın ismi verildi. Açılış, Celal Bayar’ın Yunanistan’a yaptığı iade-i ziyaret sırasında gerçekleşti. 1954 yılında Maraşel Papagos Kanunu olarak da bilinen 3065 sayılı kanun ile ilkokul isimlerinde “Türk” kelimesi resmen geçiyordu. Okullarda ve derneklerde Türk ifadesi sorun değildi. Batı Trakya Türkleri bu yıllarda biraz olsun rahatlamıştır. Ancak, asıl sıkıntılar 1955 yılında ortaya çıkan “Kıbrıs Sorunu” ile başlıyordu. Türk Yunan İlişkileri, 1954 yılında ortaya çıkan “Kıbrıs Sorunu” ile bozularak sorunlu bir döneme girilmiştir. 6-7 Eylül 1955 olayları da bu sorunları arttıran tarihi gelişmelerdendi.

1571 yılından 1878 yılına kadar Osmanlı’nın egemenliğinde kalan Kıbrıs adasını Osmanlı-Rus Savaşı (93 harbi) esnasında İngiltere’den alınan diplomatik yardım karşılığında İngilizlere geçici olarak bıraktık. Dünyanın en büyük sömürge devletine kediye ciğer teslim eder gibi mecburen geçici(!) olarak emanet verdik. Kıbrıs meselesini ayrı bir yazıda etraflıca ele almamız gerekir. Şimdilik genel çerçeveyi çizelim. Kıbrıs olayı, 60’lı yıllardan itibaren Rumların Eoka vasıtasıyla Enosis hayali kurması ve malum terör örgütünün masum Türkleri katletmesi ilişkileri geri dönülmez bir yola soktu. Türkiye’nin 1974’te Zürih ve Londra Antlaşmaları kapsamında garantörlük haklarını kullanarak adaya, yalnız Türkler için değil Rumlar için de barış götürmesi Batı Trakya Türklerinin artık “Yunan Müslümanı” olarak tanımlanmasına sebep olmuştur. Kaç asırlık “Türk Kahvesi” de oldu mu sana “Elliniko Kafes/Yunan Kahvesi”. Yunanistan’ı yaptığı hak ihlalleri ya da baskılar sonucunda olur da bir gün Türkiye buraya da barış getirmeye kalkarsa endişesi sardı. “Batı Trakya’da Türk Yoktur” tezini 1967-74 cunta döneminden itibaren savunmasının temeli bu korkuya dayanmaktadır.

Cunta dönemi ile birlikte Batı Trakya Türklerinin gerek Lozan’dan doğan hakları gerekse temel yurttaşlık hakları askıya alındı. Tüm okul ve derneklerden Türk ifadesi çıkarıldı. Etnik kimliğin inkarı, vatandaşlık sorunu (60 bin kişi vatandaşlıktan atıldı), dini özgürlüklerin kısıtlanması(atanmış/seçilmiş müftü sorunu, seçilmişlerin makam gaspı nedeniyle yargı önüne çıkarılmaları, baş müftü seçilememesi, 240 imam yasası), cemaat ve vakıf yönetimlerinin Yunan idaresince atanması, Eğitim Sorunu (Öğrenci yetersiz denilip okulların kapatılması, Türkçe derslerin ve kontenjan öğretmenlerin azaltılması), Siyasi katılımın engellenmesi (%3 barajı) gibi birçok sorun toplumu doğrudan etkiledi. Sorunlar halen çözül(e)medi.

İşte 80’lerin sonunda sahneye gözü pek biri çıktı. O kişi Dr. Sadık Ahmet’ti. 1985 yılında Almanya’daki Batı Trakya Türk Derneklerinde filizlenen imza kampanyasını üstlendi. 1987’de Selanik’te Demokrasi ve İnsan Hakları Kolekyumu delegasyonuna “Batı Trakya Türklerinin Hak İhlalleri”ni içeren broşürler dağıttı. Haziran 89 seçimlerinde bağımsız olarak Yunan parlamentosuna giren ilk Türk milletvekili oldu. 5 Kasım 89 seçimlerine İbrahim Şerif ve İsmail Rodoplu ile birlikte başvurdu. Başvuruları eksik belge gerekçesiyle kabul edilmedi. Sadece İsmail Rodoplu seçime girebildi. Dr. Sadık Ahmet, seçim bölgelerini birlikte gezdiği Rodoplu’ya oy istedi. Nihayetinde Rodoplu da bağımsız vekil seçildi.

Bu seçim çalışmalarında halka “Müslüman azınlık” değil de “Türk”, “Müslüman Türk”, Müslüman Türk Azınlığı” ifadeleriyle hitap ettiği için yargı önüne çıktı. İbrahim Şerif ile birlikte Dudullu cezaevine gönderildi. 62 günün sonunda Patra’daki temyiz davasında cezaları para cezasına çevrildi. Serbest kaldılar, Dr. Sadık Ahmet bir hafta sonra yapılacak olan seçime cezaevinden adaylık başvurusu yapmıştı. Özgürlüğüne kavuşunca hemen çalışmalara başladı. Ve 8 Nisan 1989 seçimlerinde Bağımsız olarak ikinci kez vekil seçildi. Bu seçimlerde İskeçe’den vekil seçilen Ahmet Faikoğlu ile birlikte Atina’nın yolunu tuttular. İki Bağımsız vekil, 10 Ekim 1993 tarihine kadar 42 ay görev yaptı ve Batı Trakya Türklerini layıkıyla temsil ettiler. Yeni Demokrasi – Miçotakis’in 163 sayılı yasa tasarısı Yunan meclisinde 151 oyla kabul edilince bağımsızlara ve partilere %3 barajı gelmiş oldu. Buna rağmen, Batı Trakya Türkleri yeniden bağımsız listelerle 10 Ekim 1993 seçimlerine katıldılar. Önceki seçimlere göre vekil çıkarabilecek oylar alındı ama baraj engel oldu. Batı Trakya Türkleri tarihte ilk kez Atina’ya temsilci gönderemedi. Batı Trakya Türkleri, hak ihlalleri ve %3 baraj sonrası ilk kez temsilcisiz kalınca Dr. Sadık Ahmet, parti kurmanın zorunlu olduğunu açıkladı. Gereken tüm hazırlıklar tamamlanınca 12 Eylül 1991 tarihinde Batı Trakya Türklerinin ilk ve tek siyasi partisi “Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi” kurulmuş oldu.  Bu parti, 1991 ve 1995 yılları arasında azınlığın siyasi yaşamında aktif rol oynadı. Dr. Sadık Ahmet 12 Eylül 1991 yılından vefatı 24 Temmuz 1995 tarihine kadar Genel Başkanlığı üstlendi.

 

Bugün 7 Ocak, kısacık ömrünü toplumuna adayan/harcayan lider Dr. Sadık Ahmet’in doğum günü. Bu vesileyle Merhum liderin doğum günün kutlu olsun. İyi ki doğdun Reis.

Verdiğin mücadele ve sen Unutulmayacak, fikirlerinle yaşayacaksın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Seher Hüseyinoğlu dedi ki:

    Liderimiz Dr. Sadık Ahmet. Mekanı Cennet Olsun. Gerçekten Türk Yunan İlişkileri ve Batı Trakya Siyasi tarihini çok güzel özetlemişsiniz. Teşekkürler Murat Hocam. Rubasam da gerçekten çok önemli işlere imza atıyor. Batı Trakya’dan Anavatan Türkiyemize Selamlar…

BİR YORUM YAZ