Search
Close this search box.

MAZİDE KALAN TÜRKİYE… (2)

( Meğerse neler değişmiş ülkemizde, neleri unutmuşuz zamanla! )

Değerli Okur bu yazım;

Milenyumlu yılları yaşayan dünyamızda pek çok ülke bilişim çağının tüm teknolojik gelişmelerini yaşarken; günümüz Türkiye’sinden çok değil bundan 60 yıl öncesine baktığımızda, ülkemizin ardında kalan yaşam biçiminin ne olduğunu bilmeyen genç kuşaklara, mazide kalan Türkiye’nin neleri nasıl yaşadığını anlatmak için kaleme alınmıştır.

İşte o dönemde yaşananlar, yaşayanların hayatına renk katanların öne çıkanları:

Akşam Gazeteleri:

60’lı ve 70’li yıllarda radyo yayınları kısıtlı olduğu ve televizyon da olmadığı için gazeteler çok önemliydi. Gündüz satılan gazetelere alternatif olarak akşama doğru 15.00 – 16.00 saatlerinden sonra ‘Akşam’ gazetesi adıyla bazı gazeteler basılır ve gün içerisinde yaşanan bazı önemli olaylar, ertesi güne sarkmadan sıcağı, sıcağına be akşam gazetelerinde yer alırdı.

Benim de anımsadığım kadarıyla, ‘Son Havadis’ gazetesi bunlardan bir tanesiydi. Bu gazeteler, özellikle günün bitiminde ve iş çıkış saatlerinde daha çok vapur iskelelerinde, otobüs duraklarında ve tren istasyonlarında satılır, böylece meraklısına 12 saatlik taze haberler sunulurdu…

Burda Model Dergisi:

O yıllarda çok kaliteli, parlak renkli ofset baskılı, incecik yaprakları olan bu moda dergisi; kadınlar için biraz da statü sembolü olarak görülürdü. Ayrıca doktorların, kuaförlerin de bekleme salonlarında, Burdaların eski sayıları atılmayarak, sehpaların üzerinde biriktirilirdi. (bu adet aynen günümüzde de uygulanmıyor mu? Yine dr. ve diş hekimi muayenehanelerinde, avukat bekleme salonlarında, kuaförlerde, benzer iş yerlerinde görüşeceğimiz kişileri beklerken, bu tür dergilerin eski sayılarını okuyarak randevu saatimizi beklemiyor muyuz?)

Özellikle moda dergilerine bakarken, içinde bulunduğumuz mevsime göre Avrupa modasını vurgulayan manken resimleri ve altlarında Almanca açıklamaları olan bu dergilerde ne yazıldığı anlaşılmasa bile! Biz Türklerin pratik zekâsı sonucunda, mankenin üzerinde taşıdığı elbisenin aynısı ivedi bir şekilde dikiliverilirdi!

Okunmuş Gazete Toplayanlar:

Her akşam, Karaköy ve Kadıköy vapur iskelelerinin yolcu çıkış kapılarının iki yanında sıralanan bir takım çocuk ve gençler: “Okunmuş gazetelerinizi alırız!”nidalarıyla, vapurdan çıkan yolcuların ellerindeki gazeteleri isterler, bu talepleri de genelde karşılıksız kalmazdı.

Benim çocukluk dönemimi de kapsayan, gördüğüm, bildiğim bu uygulama; genelde okul harçlığını çıkarmak için ihtiyacı olan öğrenciler tarafından yapılıyordu. Toplanan bu gazeteler, bazı öğrenciler tarafından ‘torba kâğıdı’ haline getiriliyor ve semt bakkallarına satılıyordu… (Bu uygulamayı ben de yapmıştım. Gazete kâğıtlarından hazırladığım ve un hamuru ile yapışmasını sağladığım torba kâğıtlarını okul harçlığıma katkısı olsun diyerek, kilosu 25 kuruşa semt bakkalına sattığımı çok iyi hatırlıyorum. Bu arada kimi arkadaşlarımın; sattıkları torba kâğıdı destelerinin ağırlığı fazla olsun diyerek, hazırladıkları torba kâğıtlarının alt tarafını bolca un hamuru ile yapıştırdıklarını da hiç unutamam…)

Cep Fotoromanları:

60’lı ve 70’li yıllarda özellikle genç kızlar tarafından çok okunan ve orta boy bir cebe sığabildikleri için ‘Cep Fotoromanı’ olarak isimlendirilen resimli aşk kitapçıkları vardı! Günümüzde TV’lerden sıkçasına izlediğimiz Brezilya dizilerinin kitaplaştırılmış hali olan bu fotoromanlar; çoğunlukla İtalyan ve Fransız artistleri tarafından senaryolaştırılmış konuları içerirdi.

İçerisinde kavga sahneleri olmayan, dövüş sahneleri içermeyen bu pembe diziler, genellikle Hürriyet ve Tay yayınları tarafından kitapçılarda satılırdı. O dönemlerde geçliğini yaşayan bizim kuşaklarımız bu kitaplara çok rağbet eder ve bu kitapları aramızda değiş, tokuş ederdik…

Ayşegül Çocuk Kitapları:

Türkiye baskılarında adı ‘Ayşegül’ olan, Fransız yapımı renkli ve resimli A4 ebadında parlak kâğıda basılmış çocuk kitapları vardı. İçindeki çizimler renkli fotoğraf güzelliğindeydi. O dönemde oldukça lüks sayılabilecek bu kitaplar, 16 sayfa civarındaydı.

Hayali bir Fransız kız çocuğunun; evde, okulda, piknikte, tatilde, uçakta, köyde, tiyatroda, yaş gününde, senaryolaştırılmış seri maceralarının anlatıldığı bu kızın, Türkiye şartlarıyla benzerlik taşımayan bir yaşam biçimi vardı. Ailecek bahçeli lüks bir köşkte otururlar, Fındık adında bir köpeği ile köşkün ve kilisenin bahçesinde oynarlardı. Bu kitapta anlatılan hikâyelerin içeriklerinde kullanılan mekânlar, yaşam tarzı; o günün Türkiye şartları hiçbir benzerlik taşımazdı!

Ve Babıâli:

O yıllarda yayınlanan gazete ve birçok derginin matbaaları ve yazı işlerinin yer aldığı, Çemberlitaş Türbe’den, Sirkeci Meydanına kadar kıvrıla, kıvrıla inen meşhur Cağaloğlu yokuşuna o yıllarda ‘Babıâli’ denirdi. Cağaloğlu yokuşuna açılan sokaklar dâhil olmak üzere, bu bölge tamamen yayıncılık hizmeti vermekteydi.

1980’lerin sonlarından itibaren buradaki gazeteler birer-ikişer iki telli civarında yeni yaptırdıkları modern tesislerine taşındıktan sonra, Babıâli’nin günümüzde sadece ismi kaldı…

Sosyal Medyada Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER İÇERİKLER

BAĞIMSIZ  KOSOVA 

Ortaçağ Sırp Krallığı’nın kurulduğu ve yıkıldığı yer olan Kosova, 1389’da