RUBASAM

Önce Vatan (4)

Atillla ÇILINGIR

Alparslan ve Kaşgarlı Mahmut çağı, yani XI’nci yüzyılın ikinci yarısı Türklerin, ‘’Türklük şuuru ile gururunu’’tam olarak duydukları bir dönemdir.   Kaşgarlı Mahmut’a göre:  Türklere ‘’Türk adını Ulu Tanrı vermiştir.’’  Yine bu çağda Bizanslılar, kuzeyden Avrupa’ya gelen güneyden de son yurdumuz Anadolu içlerine yayılan Türklerin hepsine birden, yalnızca; ‘’Türk’’ demişlerdi…’’   Yakalanmış olduğu amansız bir hastalıktan kurtulamayarak, 1 Aralık 1997 tarihinde vefat eden, Değerli Aydın Taneri hocamızın yukarıda özetlemeye çalıştığım ‘’Türk Kavramı’’ ile ilgi görüşlerinin yanı sıra;  1977 yılında vefat eden Değerli Hocamız, Prof. Dr. Sn. İbrahim Kafesoğlu da; şu önemli tespitleri yapmıştır: (Bk. Kaynakça-6)  ‘’Türk kelimesini Türk Devletinin resmi adı olarak kullanan teşekkül Gök-Türk İmparatorluğudur. (552-744). Bütün bunlar ‘’Türk’’ adının belirli bir topluluğa mahsus ‘’ethnique’’ bir isim olmayıp, siyasi bir ad olduğunu ortaya koymaktadır.  Gök-Türk Hakanlığının kuruluşundan itibaren, önce bu devletin, daha sonra bu imparatorluğa bağlı, kendi hususi isimleri ile anılan, diğer Türklerin ortak adı olmuş ve zamanla Türk soyuna mensup bütün toplulukları ifade etmek üzere milli ad payesine yükselmiştir.  Millet ve devlet adı olarak ‘’Türk’’ kelimesi, ilk defa Çin’de Chou sülalesi (557-579) yıllığında, Batı’da Bizanslı tarihçi Agathias’ın (ölüm. 582) eserinde, Arapçada Cahiliye devri şairi Nabigat-uz- Zubyani (ölüm. M.600’e doğru)’nin Divan’ında ve İslavca’da 12’nci asır ‘’ilk Rus kronik’inde’’ zikredilmiştir.  Coğrafi ad olarak ‘’Türkiye’’ (=Turkhia) tabirine ilk defa Bizans kaynaklarında tesadüf edilmektedir. VI’ncı asırda ‘’Türkiye’’ tabiri Orta Asya için kullanılıyordu (Menandros), 9-10’ncu asırlarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan sahaya bu ad verilmekte idi. (Doğu Türkiye=Hazarların ülkesi, Batı Türkiye= Macar ülkesi).   13’ncü asırda ‘’Türk Devleti’’ zamanında Mısır ve Suriye’ye ‘’Türkiye’’ deniliyordu. Anadolu ise; 12’nci asırdan itibaren ‘’Türkiye’’ (Turcia) olarak tanınmıştır…’’  Her iki değerli hocamızın da adını zikretmiş olduğum bu çok önemli eserlerindeki bilimsel açıklamaları; günümüz Türkiye’sinde Türk’ün 4000 yıllık tarihini göz ardı ederek, Türk kavramını yok saymak cüretinde bulunanlara; kim olursa olsun çok önemli, çarpıcı ve hatta tokat gibi bir yanıttır.  Milletimize ad olan Türk kavramı, dünya var olduğu sürece yaşamaya, bu yaşlı dünyaya yön vermeye devam edecektir.  Çünkü kendisine yurt bellediği dünya coğrafyasının her neresinde olursa olsun; oralarda hala Türk’ün izi vardır, bundan sonrada olmaya devam edecektir.  Türk’ün 4000 yıldan beri bu yaşlı dünyaya bırakmış olduğu ayak izleri bunun böyle olacağının da en çarpıcı kanıtır…    Türk’ün tanımını yaparken, dünyanın önde gelen ünlü düşünürlerinin, şair ve sanatçıların, komutanların, bir devre damgasını vuran devlet adamlarının neler söylediklerine, yapmış oldukları tespitlere de bakmak gerekir.    İşte onlardan bir kaçının öne çıkan görüşleri: Batılı Türk dostlarından, eski mesleği deniz subaylığı olan Fransız yazar, Claude Farrer; (Klod Farer) Türk’ün tanımını şöyle yapmıştır:  ‘’Türk var, Türk sanılan var. Yarı Batılı Türk, Levantenlerle düşe kalka çok değişmiştir. Bunlar bana, hiçbir zaman işe yarar bir şey söyleyememiştir ve öbür Türk, eski Türk, tarlasını belleyen, sürüsünü otlatan, el sanatlarıyla uğraşan sade ve tatlı Türk… Ah, inanın bana. Dünyada hiçbir kimse, onun kadar sevilmeye, hürmet edilmeye, itibar edilmeye layık değildir. İnsanlığın varlığıyla iftihar edebileceği ondan başka insan yoktur.’’ Tarihin en önemli komutanlarından biri, Fransız devlet adamı Napolyon Bonapart’ın, Türk’ün tanımıyla ilgili, tarihe not düştüğü şu sözler, gerçeğin ta kendisi değil midir?  ‘’İnsanları yükselten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının iffetli olması. Bu iki meziyetin yanı başında iki cinsi de şereflendiren tek bir fazilet vardır: Vatana, icabında her şeyini tereddütsüz feda edebilecek kadar bağlı olmak. İşte Türkler, bu çeşit kahramanlardandır ve ondan dolayı Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.’’ Yine büyük bir Türk dostu yazar, şair ve politikacı Lamartin millet olarak Türklere olan hayranlığını; bakın nasıl dile getirmiştir:  ‘’Onların yurdu efendiler diyarıdır; kahramanlar, şehitler ülkesidir. Bence insaniyete şeref veren böyle bir milletin düşmanı olmak, insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Böyle bir lekeden Allah beni korusun.’’Ama şunları da eklemeyi ihmal etmemiştir: ‘’İyi kanunları, daha aydın yöneticileri olsaydı.’’  Hepimizin yakinen tanıdığı Yazar Pierre Loti, Türkleri şöyle tarif etmiştir:  Türk’ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türk’ün vakur kalışı, kuşku yok ki, körlerin gerçeği eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır. Bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluyor…  Ünlü İskoç Şair Lord Byron’a göre ise:  ‘’Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk’ün eli; yendiği insanların yaralarını sarmakta da ustadır.’’  19’uncu yüzyılın en ünlü ve başarılı ressamlarından Fransız ressam Alexandre – Gabriel Decamps; resimlerinde kullandığı fırçanın ustalığını kelimelere dökerek, Türk’ün tanımını şöyle yapmıştır:  Türk’ün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek çok güç olan, Türk’ün özünü göstermektir. Bu öz ay ışığı gibi görülür, fakat gösterilemez. Arap tarihçi İbn-i Hassul’a göre ise:  Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan dirayetli hiçbir kavim yoktur. Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır.  Ünlü İtalyan Şair Torgoato Tasso da bakın Türk’ü nasıl anlatmıştır:  ‘’Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli yıldırma, göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı da inciten bir gaflet olur…’’    Laik, Demokratik ve Sosyal yapısıyla asırlık bir çınar gibi dimdik ayakta; bulunduğu coğrafyanın yıldızı olarak parlamaya devam eden Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e göre Türk kimdir?   Türk Milletinin oluşumuna etkili olan olgular nelerdir?   Atamızın bu önemli tespitlerine kısaca bir bakalım:  ‘’ Kafasını ve vicdanını, en son terakki şuleleriyle güneşlendirmeye karar vermiş olan, bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecektir ki; onlar dört yüz çadırlı aşiretten değil; on binlerce yıllık arî, medeni, yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli bir millettir.’’ (Bk. Kaynakça-7) ‘’Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne en aşağı, 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar oldu; sonra onlara alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, Kasırgadır, Dünyayı Aydınlatan Güneştir.’’  (Bk. Kaynakça-8
YAZARIN SON YAZILARI
RUM TARAFI 3,5 ATARKEN..! - 28 Temmuz 2021
ÖNCE VATAN (12) - 14 Temmuz 2021
ÖNCE VATAN (11) - 14 Temmuz 2021
ÖNCE VATAN (10) - 14 Temmuz 2021
ÖNCE VATAN (9) - 8 Temmuz 2021
Önce Vatan (4) - 14 Haziran 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ