RUBASAM

OSMANLI DEVLETİ I. DÜNYA SAVAŞINA NASIL KATILDI-3

Hüseyin BASKIN

Almanlar, Osmanlı Devletiyle aralarındaki ilişkilerinde “Dostmuş” gibi davranmışlar, ancak Balkan Savaşları sırasında diğer Batılı Emperyalist devletlerle sözleşmiş gibi Osmanlı Devleti’ne hiç destek olmamışlar, tam aksine Balkan müttefiklerine açık/ gizli silah yardımı yaparak,  Türklerin Balkanlardan atılmasını ve sonunda kendilerine muhtaç duruma gelmesini beklemişlerdir. Avusturya, hatırı sayılır bir Osmanlı toprağına kavuşurken, Almanların hedefleri daha büyük olduğundan bir süre daha beklemeye devam etmişler.

“Alman Kayseri II. Wilhelm, Almanya’da o dönemde “askeri Ateşe” olarak görev yapan, Binbaşı rütbesindeki Enver Bey ile olan ilk karşılaşmasındaki sohbetlerden sonra, Enver Bey’e: “Sen başa geçtiğin zaman, her istediğin yardımı yapacağım. Eğer istersen, emrine mümtaz bir heyet gönderir, en modern harp levazımatını da karşılarım. Zira, “gelecekte” yapacağımız bir harpte, müşterek tek düşmanımız varsa o da Rusya olacaktır: Zaten, bütün bir tarih boyunca hedefimiz hep aynı düşmanla harp etmek olmuştur”(E. Kıvırcık. Cepheye giden yol. S.70 1914 Alman İhaneti- Selehattin SERT-S.40)

                    Almanlar, yoksul ve borç batağında boğulmakta olan Osmanlı İmparatorluğunu, Balkan Savaşındaki durumuna bakarak Alman İstanbul Büyükelçisi Wangenheim’ in tabiri ile artık “Hasta Adam” değil de “Kadavra” olarak gördükleri Türk İmparatorluğu üzerinden, kendi  “Drang nach Osten” dedikleri “Yakın Doğu’ya Yayılma Planları” nı uygulamaya koymuşlar. Bunun için de yapılan anlaşmalarla; Tüm Türk Ordusu subaylarını 1913 yılından itibaren eğitmeye başlamışlar ve “modernizasyon” adı altında yapılan askeri yardımlarla, kendilerine göre uyarlama çabasına girmişler. Türk Halkını da İstanbul’da ilişki kurdukları gazete ve köşe yazarları vasıtasıyla, Almanya lehine yoğun basın propagandası yoluyla etkileme çabası içine girmişler. Bu arada Avrupa’da, Batı Cephesinde Rus ve Fransızlara karşı, Almanların büyük zafer kazandıklarını sürekli tekrar etmeye başlamışlar.

                     II. Wilhelm’in istediği şartlar oluşmuş, o “gelecek” gelmiş. İttihatçılar Darbeyle Osmanlı Hükümetini ele geçirdikten sonra, Enver Bey Padişah’ın Damadı “Enver Paşa” ve Genelkurmay Başkanı olmuş. Bir yanda, Almanya’nın İstanbul’daki elçi ve yüksek rütbeli subaylarının çeşitli askeri ve siyasi ‘oyunları ve gizli planları’ ortaya çıktıkça, İttihatçı Hükümet lideri Enver Paşa da Almanların gösterdiği “sahte dostluk” gösterisinin etkisine nedense kapılmaya başlamış. Diğer devletler, (başta karşı cephede olanlar) ise İstanbul Büyükelçileri vasıtasıyla, savaşa katılmamış olmasından dolayı hükümeti “tarafsız olması konusunda” uyarmaya ve artık hükümete güven duymadıklarını söylemeye başlamışlardır.

Osmanlı Devleti, Kıbrıs Adasını İngiliz işgaline bırakarak İngilizlerle 13 Kasım 1878 İstanbul Antlaşmasını imzalamış olup, bu halen yürürlükte idi. Bu antlaşmaya göre İngiltere, Rusya’nın Anadolu’da büyüme isteklerine karşı Osmanlı’yı “korumaya ahden” yükümlüydü, bunun fiilen uygulanmasının istenmesi mümkündü. Gerçekte, büyük devletler daha 1913 yılında, bir yandan kendi aralarında Osmanlıyı paylaşırken, bir yandan da Osmanlı ile görüşmelerde bulunmayı sürdürüyorlardı. Bunlar iki yüzlü bir siyaset takip eden Avrupalı modern olarak görülen saldırgan, emperyalist devletlerdi. İngilizlere göre ise, Almanlar aciz duruma düştüğünde Osmanlı’yı “yedek bir güç” olarak kendi çıkarına “devreye sokma “ niyetlerini tahmin ediyorlardı: Almanlar, Osmanlıyı, tam anlamıyla İngiliz güvencesinden kopartmıştı. İstanbul Antlaşması’nı sözde Osmanlı iktidarı bozmuştu. Görünüşte ise yürürlükteydi.

Zayıf bir devlet durumuna düşmüş olan Osmanlıya, 1913 yılında İngiliz ve Fransızlar baskı yaparak “Rusların isteğini kabul etme öğüdünde bulunurlar” Bu tarihte, Avrupa’da “ Balkanlarda bir Türk mezalimi” propagandası da başlatılır, manevi şiddet baskısına girişirler. Asya Fransız Komitesi, General Lakurua’nın başkanlığında toplanırlar. 1 Aralık 1913 günü toplantıya 20 kadar ülkeden temsilci katılır “Islahat yürürlüğe girinceye kadar Osmanlı hükümetine mali yardımda bulunmamalarına (borç vermemeleri) ve bazı vergilerin artırılmasına ve bazı vergilerin konmasına razı olmalarını büyük devlet temsilcilerinden” istemektedir. Bu şantaj, 1913 yılında başlamış, 1914 yılında doruğa çıkmış, savaşla iş tamamlanmıştır.

Almanlar işte bunları kullanıyorlardı, diğer devletlerin, Osmanlıyı askeri ve ekonomik açıdan kıskaca almasına izin vermemek için, şimdilik Osmanlıyı gönülsüz de olsa, ordusu çökmüş, silahı, cephanesi, giyeceği, mühimmatı olmasa da, yine de bölgenin en önemli yer altı kaynağı petrolün varlığı nedeniyle “sosyal ve dini stratejisi” de önem arz ettiğinden mutlaka “yanında ve elinin altında” görmek ve bir noktada elinde tutarak “başka taraflara kaymasını” önlemek istiyordu. Almanlar “bu plan için” kararlıydılar. Gelişmiş devletlerin iştahını kabartan, en ekonomik, en zengin, en verimli topraklar ve en karlı ticaret yolları Osmanlı’nın geniş mülkü üzerindeydi. Bunun için Almanlar, savaşın ilk aylarında politikalarının gereği, görünüşte Osmanlıya uzak durur gibi görünmüşler, savaş için müttefiklik teklifi bile yapmamışlardı (bu bir taktikti) . Osmanlı Devlet yöneticileri, bu koşullarda diğer devletler tarafından ”reddedildiklerini, giderek çaresizlik ve yalnızlık içine düştüklerini” görüyorlar “Almanlardan başka, Türklerin dostu olmadığı” kanaatini hissettirmeye çalışıyorlardı.

Almanlar, propaganda ile Alman milliyetçiliğine benzer hayali bir proje olan ve o güne kadar çok az kişinin bildiği “Turancılığı” pohpohlayarak, Kafkasların ötesinde, Rus toprakları içinde kalan, Rus zulmü altında inleyen Esir Türklerin Kurtarılması adı altında, Çar’ı yıkmak ve “Turan’ı kurtarmaya” yönelik olarak yapılacak olan “bir taarruzu” yapmanın da şart olduğu görüşlerini, Jön Türk iktidarının önüne çıkartıyordu. Aslında Kafkaslar ve Bakü çevresindeki bol petrol yataklarına  göz koyan Almanya, Çar’ı parçalayacak projeler üzerinden Türkleri kışkırtarak hareket ediyordu. Bir nevi taraflar kendi aralarındaki savaşı, henüz savaşa katılmamış Osmanlı üzerinden yürütüyorlardı. Hayali, “Orta Asya- Turan Yolu” nu göstermesinin bir nedeni de, Rusların baskısını yeni bir cephe açmak suretiyle  zayıflatmak ve Almanların gizlediği bir projenin, “dünya egemenliğini ele geçirmeye çalışan ‘Alman askeri projesinin bir başka gizli parçası olduğu” giderek ortaya çıkmaktaydı. (Kaynak: 1914 Alman İhaneti- Selehattin SERT ) Devam edecek

26.01.2021    

Av. HÜSEYİN BASKIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ