Yaptırımların GölgesindenStratejik Ortaklığa

Türkiye-ABD Savunma Sanayii İşbirliği Neden Yeniden Tasarlanmalı?

Blog Yazısı | Nicel Veri Destekli Analiz

HazırlayanMert Ünsal, MA
UnvanRUBASAM Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Analisti
Yayın tarihi5 Mayıs 2026
OdakCAATSA, ITAR, NATO entegrasyonu ve savunma sanayii normalleşmesi
Ana mesaj Türkiye-ABD savunma sanayii ilişkilerinin stratejik ölçeğe taşınması, yaptırımlar altında sınırlı işbirliğiyle değil; ABD ve NATO’nun güvenlik çekincelerini ölçülebilir biçimde gideren, buna karşılık CAATSA ve lisans kısıtlarının kaldırılmasını hedefleyen kademeli bir normalleşme paketiyle mümkündür.

Nicel göstergeler: stratejik tablo

GöstergeDeğerStratejik anlamıKaynak
Dünya askeri harcaması2 trilyon 887 milyar $Savunma talebi ve tedarik zinciri baskısı küresel ölçekte artıyor.[2]
NATO toplam harcaması1 trilyon 581 milyar $İttifak, küresel savunma harcamalarının yaklaşık %55’ini temsil ediyor.[2]
Avrupa NATO üyeleri559 milyar $Avrupa savunma sanayii tabanı büyüyor; Türkiye bu ekosistemin dışında tutulmamalı.[2]
Türkiye askeri harcaması30 milyar $Türkiye, milli savunma sanayii yatırımlarını hızlandıran bölgesel güç konumunda.[2]
Türkiye savunma ve havacılık ihracatı10 milyar 54 milyon $Sektörün ihracat kapasitesi artık niş değil, sistemik ölçekte.[3]
Yeni sözleşmeler17,8 milyar $Bakiye sipariş üretme kapasitesi hızla artıyor; pazar erişimi stratejik önem taşıyor.[3]
AB/NATO/ABD ihracat payıYaklaşık %56Türk savunma sanayii Batı pazarlarından kopmuş değil; entegrasyon zemini mevcut.[3]
F-16 paketi23 milyar $; 40 yeni uçak + 79 modernizasyonABD’nin kendi resmi bildirimi, Türkiye’nin hava gücü modernizasyonunu NATO uyumluluğu açısından gerekli görüyor.[6]
Çelik Kubbe sözleşmeleri6,5 milyar $; ASELSAN payı 3,2 milyar $Türkiye entegre hava savunma, radar, elektronik harp ve C-UAS alanlarında ölçek kazanıyor.[9]
NATO yeni yatırım hedefi2035’e kadar %5 GSYH%3,5 çekirdek savunma + %1,5 altyapı, ağ savunması, inovasyon ve sanayi tabanı.[8]

1. Giriş: Sorun tek bir sistem değil, stratejik uyum mimarisidir

Türkiye ile ABD arasındaki savunma sanayii ilişkileri uzun süredir S-400, CAATSA yaptırımları ve F-35 dosyası etrafında okunuyor. Bu okuma yanlış değildir; ancak eksiktir. Çünkü asıl mesele yalnızca tek bir silah sistemi veya tek bir kriz başlığı değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin NATO savunma mimarisindeki rolünün, ABD’nin teknoloji güvenliği hassasiyetlerinin ve Türk savunma sanayiinin hızla büyüyen kapasitesinin aynı stratejik denklemde nasıl yeniden uyumlu hale getirileceğidir.

Bu nedenle Türkiye-ABD savunma sanayii işbirliği, yaptırımlar altında sadece idare edilebilir bir teknik model olarak ele alınmamalıdır. Asıl hedef, yaptırımların kaldırılmasına giden denetlenebilir, kademeli ve karşılıklı çıkar üreten bir normalleşme süreci olmalıdır. Önceki bilgi notunda vurgulanan MRO, veri hizmetleri, simülasyon, eğitim ve C-UAS entegrasyonu gibi alanlar düşük siyasi riskli geçiş başlıklarıdır; ancak stratejik hedef, bu başlıklarda kalıcı biçimde sınırlanmak değil, daha geniş savunma sanayii entegrasyonuna geçmektir. [1]

Bu yazının temel tezi şudur: Yaptırımların kaldırılması Türkiye’ye verilmiş bir ayrıcalık değildir; NATO’nun güney kanadının caydırıcılığını, ABD’nin Türkiye üzerindeki kurumsal etkisini ve transatlantik savunma sanayii tabanının dayanıklılığını artıracak rasyonel bir güvenlik tercihidir.

2. Sayılar ne söylüyor?

Küresel savunma ekonomisi, Türkiye’nin normalleşme argümanını güçlendiren bir ortam yaratıyor. SIPRI verilerine göre dünya askeri harcamaları 2025’te reel olarak %2,9 artarak 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı. Aynı veri seti, 32 NATO üyesinin toplam askeri harcamasının 1 trilyon 581 milyar dolar olduğunu ve bunun küresel harcamaların yaklaşık %55’ine karşılık geldiğini gösteriyor. Avrupa’daki NATO üyelerinin toplam harcaması ise 559 milyar dolar seviyesine çıktı. [2]

Bu rakamlar savunma sanayiinin artık yalnızca ulusal tedarik meselesi olmadığını gösteriyor. Savunma sanayii, ittifak ölçeğinde üretim kapasitesi, mühimmat stok derinliği, bakım-onarım altyapısı, veri güvenliği, tedarik zinciri dayanıklılığı ve teknoloji standardizasyonu meselesidir. Böyle bir dönemde Türkiye gibi üretim kapasitesi, ihracat ağı ve operasyonel tecrübesi artan bir NATO müttefikinin yaptırım rejimiyle dışarıda tutulması, ittifak açısından kapasite kaybıdır.

Türkiye bu tabloda pasif bir alıcı ülke değildir. SIPRI’ye göre Türkiye’nin askeri harcaması 2025’te 30 milyar dolara ulaşmıştır. Bu artış yalnızca bütçe büyümesi değil, yerli savunma sanayii yatırımlarının ve bölgesel operasyonel ihtiyaçların da bir göstergesidir. [2]

Savunma ihracatı bu stratejik dönüşümü daha açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 2024’te 7,1 milyar dolar iken, 2025’te yaklaşık %48 artışla 10 milyar 54 milyon dolara çıktı. Bunun 9 milyar 870 milyon doları mal ihracatı, 184 milyon doları hizmet ihracatıdır. Yeni sözleşmelerde ise 2024’teki 10 milyar dolarlık seviyeden 2025’te 17,8 milyar dolara çıkılarak %78’lik büyüme kaydedildi. [3]

Daha da önemlisi, toplam savunma ve havacılık ihracatının yaklaşık 5,6 milyar doları, yani %56’sı Avrupa Birliği, NATO ülkeleri ve ABD’ye yönelmiştir. Bu veri, Türkiye’nin Batı savunma pazarlarından kopmadığını, aksine hâlen bu ekosistemle güçlü bir ticari ve kurumsal temas içinde olduğunu göstermektedir. [3]

Türkiye lehine çıkarım Yaptırımlar Türkiye’yi Batı savunma mimarisine daha fazla bağlamaz; tersine, Türkiye’nin alternatif üretim ve tedarik kanallarına yönelme eğilimini güçlendirir. ABD açısından rasyonel seçenek, Türk savunma sanayiini dışlamak değil, NATO standartları içinde denetlenebilir biçimde entegre etmektir.

3. Yaptırım rejiminin stratejik açmazı

ABD’nin CAATSA kapsamında Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar, SSB’nin Rus savunma sektörüyle önemli işlem yaptığı gerekçesiyle yürürlüğe girdi. Federal Register kaydına göre yaptırımlar, SSB’ye yönelik bazı ihracat lisansı ve izin süreçlerinin durdurulmasını, ABD finans kuruluşlarının belirli kredi sınırlamalarına tabi tutulmasını, ABD Eximbank desteğinin kesilmesini ve uluslararası finans kuruluşlarında SSB lehine kredilere karşı ABD’nin oy kullanmasını içeriyor. [4]

Bu yaptırımların doğrudan hedefi SSB olsa da pratik etkisi çok daha geniştir. Savunma sanayii ekosistemi ana platformlardan ibaret değildir; alt sistemler, bakım-onarım, yazılım güncellemeleri, mühimmat entegrasyonu, veri güvenliği, test altyapısı, eğitim, simülasyon ve sertifikasyon süreçleri de aynı zincirin parçasıdır. Bu nedenle CAATSA ve ITAR kaynaklı belirsizlikler Türkiye-ABD savunma işbirliğini pahalı, yavaş ve öngörülemez hale getirir.

ABD hukuku açısından yaptırımların kaldırılması yalnızca siyasi iradeye bağlı değildir. 22 U.S. Code § 9525, Rus savunma veya istihbarat sektörüyle önemli işlem yapılması halinde yaptırım mekanizmasını düzenler. Türkiye dosyasında S-400’e ilişkin sertifikasyon eşiği, sistemin statüsü, Rus personelin işletme veya bakım rolü ve gelecekte benzer işlem yapılmayacağına dair güvenilir teminatlar etrafında şekillenmektedir. [5]

Bu çerçeve Türkiye açısından bir zayıflık değil, pazarlık mimarisinin temelidir. Türkiye’nin söylemi şu olmalıdır: Güvenlik kaygılarını denetlenebilir şekilde gideren her adım, SSB yaptırımlarının kaldırılması, ITAR lisans süreçlerinin öngörülebilir hale gelmesi ve savunma sanayii işbirliğinin somut takvime bağlanmasıyla eş zamanlı ilerlemelidir.

4. F-16 dosyası: ABD’nin kendi gerekçesi Türkiye lehine

Türkiye lehine en güçlü kanıtlardan biri ABD’nin kendi resmi F-16 satış bildirimidir. ABD Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı’nın bildiriminde Türkiye’ye yönelik F-16 alım ve modernizasyon paketinin tahmini toplam maliyeti 23 milyar dolar olarak açıklanmış, paket 40 yeni F-16 uçağı ve 79 mevcut F-16’nın V konfigürasyonuna modernizasyonunu içermiştir. [6]

Bu bildirimde satışın ABD dış politika hedeflerini ve ulusal güvenliğini destekleyeceği, Türkiye’nin hava kabiliyetini ve NATO ile birlikte çalışabilirliğini artıracağı, bölgesel güvenliği destekleyeceği ve temel askeri dengeyi değiştirmeyeceği vurgulanmıştır. [6]

Bu nokta kritik önemdedir. ABD resmi belgesi, Türkiye’nin modern hava gücünü NATO birlikte çalışabilirliği açısından değerli görüyorsa, aynı Türkiye’nin savunma sanayii ekosistemini uzun vadeli yaptırımlarla sınırlamak stratejik olarak tutarsızdır. F-16 dosyası, Türkiye’nin kapasite artışının ABD ve NATO çıkarlarıyla çelişmediğini gösteren resmi bir dayanak üretmektedir.

5. NATO bağlamı: Türkiye sorun değil, kapasite çarpanıdır

Türkiye 18 Şubat 1952’de NATO’ya katıldı ve o tarihten bu yana ittifakın güney kanadının kilit aktörlerinden biri oldu. NATO’nun güvenlik coğrafyası bugün Karadeniz, Doğu Akdeniz, Suriye-Irak hattı, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu çevresinde daha fazla iç içe geçmiş durumdadır. Bu bölgelerde Türkiye’nin askeri kapasitesi ve savunma sanayii altyapısı ittifak açısından doğrudan operasyonel değer üretmektedir. [7]

NATO’nun 2025 Lahey Zirvesi sonrası belirlediği yeni savunma yatırım hedefi de Türkiye’nin argümanını güçlendiriyor. İttifak üyeleri 2035’e kadar yıllık GSYH’nin %5’ini çekirdek savunma gereksinimleri ve savunma-güvenlik bağlantılı harcamalara ayırma taahhüdünde bulunmuştur. Bunun en az %3,5’i çekirdek savunma harcamalarına, %1,5’e kadar olan kısmı ise kritik altyapı, ağ savunması, sivil hazırlık, inovasyon ve savunma sanayii tabanının güçlendirilmesine ayrılacaktır. [8]

Bu hedef, Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesini NATO açısından daha değerli hale getirir. Çünkü NATO artık yalnızca daha fazla savunma bütçesi değil, daha güçlü üretim tabanı, daha hızlı bakım-onarım ağı, daha yüksek mühimmat üretim temposu ve daha dirençli tedarik zinciri istemektedir. Türkiye bu denklemde sorun değil; doğru çerçeve kurulduğunda kapasite çarpanıdır.

6. Türkiye’nin yeni kapasite alanı: hava savunma, C-UAS ve entegre sistemler

Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi yalnızca ihracat rakamlarıyla ölçülemez; sistem düzeyinde derinleşmektedir. Reuters’ın 5 Mayıs 2026 tarihli haberine göre ASELSAN, Türkiye’nin entegre ve çok katmanlı hava savunma mimarisi olan Çelik Kubbe kapsamında 2026’da teslimatlarını %50 artırmayı ve 150’den fazla farklı bileşen teslim etmeyi hedeflemektedir. Haberde Türk savunma şirketlerinin Çelik Kubbe için 6,5 milyar dolarlık sözleşme imzaladığı, bunun 3,2 milyar dolarlık kısmının ASELSAN’a ait olduğu aktarılmıştır. [9]

Bu veri, Türkiye-ABD işbirliği için yeni bir pencere açıyor. ABD ve NATO’nun çekinceleri hassas teknoloji, kaynak kod, kriptografik çekirdek ve beşinci nesil platformlar etrafında yoğunlaşıyorsa, işbirliği ilk aşamada daha yönetilebilir alanlarda başlatılabilir: C-UAS, radar ağı entegrasyonu, MRO, elektronik harp veri tabanı desteği, simülasyon, bakım-onarım, eğitim, mühimmat arayüzleri, lojistik destek, yer sistemleri ve NATO standartlarına uygun test altyapısı.

Bu yaklaşım iki taraf için de rasyoneldir. Türkiye teknoloji erişimi ve pazar derinliği kazanır; ABD ise teknoloji güvenliği riskini yönetirken Türkiye’nin savunma sanayii yönelimini NATO içinde tutar.

7. ABD ve NATO çekincelerini kapatan normalleşme paketi

ABD ve NATO’nun temel kaygıları beş başlıkta toplanabilir: S-400’ün NATO sistemleriyle güvenlik riski oluşturması, Rus savunma sanayiiyle yeni işlem ihtimali, ITAR kontrollü teknik verinin korunması, bölgesel askeri denge ve ABD Kongresi’nin denetim hassasiyeti. Bu çekinceler soyut iyi niyet beyanlarıyla değil, ölçülebilir ve kademeli bir güvenlik paketiyle giderilmelidir.

ÇekinceTürkiye’nin güvence adımıABD/NATO karşılığı
S-400 ve NATO güvenliğiSistemin ABD hukukunda sertifikasyona uygun nihai statüye kavuşturulması; NATO sistemlerine entegrasyon dışı net teknik düzenleme.CAATSA kaldırma takvimi, SSB lisans normalleşmesi ve NATO uyumlu hava savunma seçeneklerinin açılması.
Rusya’dan yeni stratejik tedarik riskiNATO uyumlu tedarik önceliği ve gelecekte yaptırım doğuracak benzer işlemlerden kaçınmaya dönük güvence.Türkiye’nin hava savunma, savaş uçağı, mühimmat ve elektronik harp ihtiyaçlarına gerçekçi çözüm takvimi.
ITAR ve teknik veri güvenliğiKaynak kod, kripto ve çekirdek mimari gibi hassas alanlarda ayrıştırılmış erişim; son kullanıcı ve veri güvenliği protokolleri.Bakım, test, simülasyon, modernizasyon, lisanslı üretim ve seçilmiş alt sistemlerde işbirliği.
Bölgesel dengeModernizasyonu NATO caydırıcılığı, hava savunması, Karadeniz güvenliği ve terörle mücadele çerçevesinde sunan siyasi/teknik açıklık.Kongre itirazlarını azaltacak resmi değerlendirme ve raporlama mekanizması.
Kongre denetimiTürkiye-ABD Savunma Sanayii Normalleşme Kurulu kurulması; lisans, son kullanıcı ve proje risk sınıflandırmasının raporlanması.Lisans süreçlerinde öngörülebilirlik, kurumsal temasın sürekliliği ve yaptırım riskinin azaltılması.

ITAR boyutu özellikle önemlidir. ABD mevzuatında savunma hizmeti, yabancı kişilere savunma ürünlerinin tasarım, üretim, test, bakım, modifikasyon veya kullanımı gibi alanlarda yardım ve eğitim verilmesini kapsar. Teknik veri ise savunma ürünleri ve savunma hizmetleriyle bağlantılı kontrollü bilgileri, bazı yazılım ve sınıflandırılmış bilgileri içerir. Bu nedenle Türkiye-ABD modeli, hassas çekirdek teknolojilerde güvenlik sınırlarını kabul ederken bakım, modernizasyon, simülasyon, eğitim, test ve seçilmiş alt sistem üretiminde lisanslı işbirliği üretmelidir. [10] [11]

8. Türkiye’nin ana argümanı

Türkiye’nin Washington’a vereceği mesaj net olmalıdır: Yaptırımlar Türkiye’yi Rusya’dan uzaklaştırmıyor; Türkiye’nin Batı savunma tedarik zincirlerine duyduğu güveni zayıflatıyor.

Türkiye’nin savunma sanayii artık geriye döndürülebilir bir bağımlılık ilişkisi içinde değildir. 2025’te 10 milyar doları aşan savunma ve havacılık ihracatı, 17,8 milyar dolarlık yeni sözleşme hacmi, 30 milyar dolarlık askeri harcama seviyesi ve Batı pazarlarına yönelen %56’lık ihracat payı, Türkiye’nin savunma sanayiinde bağımsız kapasite inşa ederken NATO/AB/ABD ekosistemiyle hâlen güçlü bağlar taşıdığını göstermektedir. [2] [3]

ABD açısından en rasyonel seçenek, bu kapasiteyi yaptırımlarla dışlamak değil, NATO standartları içinde denetlenebilir şekilde entegre etmektir. Türkiye’yi dışlamak, Türk savunma sanayiini durdurmaz; yalnızca ABD’nin Türkiye üzerindeki teknik, kurumsal ve ticari etkisini azaltır. Buna karşılık yaptırımların kaldırılması, ABD’ye Türkiye’nin modernizasyon sürecinde yeniden kurumsal rol kazandırır.

NATO açısından da tablo nettir: Türkiye’nin savunma sanayii dışlandığında ittifakın güney kanadı daha zayıf, tedarik zinciri daha dar ve bölgesel krizlere yanıt kapasitesi daha sınırlı hale gelir. Türkiye’nin denetlenebilir şekilde yeniden entegre edilmesi ise NATO’ya üretim kapasitesi, MRO derinliği, hava savunma esnekliği, C-UAS kabiliyeti ve bölgesel caydırıcılık kazandırır.

9. Sonuç: Yaptırımların kaldırılması taviz değil, stratejik rasyonalite

Türkiye-ABD savunma sanayii işbirliğini geliştirmek, yaptırımların kaldırılmasına bağlıdır. Ancak bu talep tek taraflı bir siyasi beklenti olarak değil, ABD ve NATO’nun güvenlik çekincelerini ölçülebilir biçimde azaltan stratejik bir paket olarak sunulmalıdır.

Bu paket üç ilkeye dayanmalıdır: S-400 dosyasında sertifikasyona uygun nihai statü, ITAR ve teknik veri güvenliği için modüler işbirliği mimarisi, NATO savunma sanayii tabanını güçlendirecek kademeli normalleşme.

Böyle bir model Türkiye açısından savunma sanayii izolasyonunu azaltır, kritik tedarik zincirlerine erişimi güçlendirir ve Türk savunma sanayiini NATO içinde daha etkili bir üretici aktöre dönüştürür. ABD açısından Türkiye’nin alternatif bloklara yönelme riskini sınırlar, Amerikan savunma sanayii için büyük bir pazarı korur ve NATO’nun güney kanadında birlikte çalışabilirliği artırır. NATO açısından ise Türkiye’nin dışlanması değil, denetlenebilir şekilde yeniden entegrasyonu caydırıcılığı güçlendirir.

Bu nedenle yaptırımların kaldırılması Türkiye’ye verilmiş bir ayrıcalık değildir. Mevcut jeopolitik ortamda bu adım, NATO’nun savunma sanayii kapasitesi, transatlantik güvenlik mimarisi ve ABD-Türkiye ilişkilerinin sürdürülebilirliği açısından rasyonel bir zorunluluktur.

Kaynaklar

[1] Mert Ünsal, ‘ABD Yaptırımları Altında Türkiye-ABD Uzay, Havacılık ve Savunma İşbirliği Modelinin İşlevselliği’, bilgi notu.

[2] SIPRI, ‘Trends in World Military Expenditure, 2025’, SIPRI Fact Sheet, Nisan 2026.

[3] Anadolu Ajansı, ‘Savunma ve havacılık ihracatta 10 milyar dolar eşiğini aştı’, 3 Ocak 2026.

[4] Federal Register, ‘Notice of Department of State Sanctions Actions’, 7 Nisan 2021.

[5] Legal Information Institute, 22 U.S. Code § 9525.

[6] Defense Security Cooperation Agency, ‘Türkiye – F-16 Aircraft Acquisition and Modernization’, 26 Ocak 2024.

[7] Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs, ‘Turkey-NATO Together for Peace and Security Since 60 Years’.

[8] NATO, ‘Defence expenditures and NATO’s 5% commitment’.

[9] Reuters, ‘Turkey’s Aselsan to ramp up delivery of Steel Dome parts in 2026’, 5 Mayıs 2026.

[10] eCFR, 22 CFR § 120.32 – Defense service.

[11] eCFR, 22 CFR § 120.33 – Technical data.

Sosyal Medyada Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER İÇERİKLER

HUZURU YAŞLANDIRMAK

HUZURU YAŞLANDIRMAK 6 Mayıs 2026’da Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayımlandı.