Yazar: Ramazan Arda SARAY
Editör: İrem KESKİN
ABD’Lİ İLK PAPA – Robert Francis Prevost
2025’in ilk günlerinden itibaren geçirdiği sağlık sorunları nedeniyle hastaneden çıkmakta zorluk yaşayan, geçirdiği çift taraflı zatürre nedeniyle Papalık görevinden bir süre uzak kalmak zorunda kalan Papa Franciscus, Paskalya törenine katılmasının birkaç gün ardından 88 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Güney Amerika kıtasından seçilen ilk, Katolik Kilisesi’nin 266. Papası olan Papa Franciscus sosyal adalet konusunda yoksulların yanında duran bir kilise anlayışını savunmasıyla nam salmıştı. Kapitalist ve emperyalist düzenin, kontrolsüz hırsının olumsuz yanları konuşmaktan hiç çekinmedi. Aynı zamanda kapitalist dünyanın çevre krizi üzerindeki etkisinden de bahsetmekten çekinmeyen Papa Franciscus iklim değişikliği konusunda çevrecilerin yanında olmuştur. 2015 yılında yayımladığı Laudato Si’ isimli genelgesi, modern Papalık tarihindeki ilk ekolojik manifesto olarak tarihe geçmiştir. Bu makalede doğanın bir meta olarak algılanmasının yanlışlığından, iklim değişikliğinden en çok yoksulların dezavantajlı olduğundan ve kapitalizm içerisinde yer alan tüketim kültürüne olan eleştirisine yer vermiştir.
“İklim, ortak bir maldır; tüm insanlık için evrensel bir iyiliktir.”
Arjantinli Papa’nın radikal çevre tarafından en çok dikkat çeken açıklamaları ise LGBT+ bireyler hakkında yaptığı konuşmalar olmuştur. 2013 yılında yapmış olduğu basın açıklamasında “Kimim ben onları yargılamak için?” diyen Papa, göçmenler hakkında da kapalı sınır kapılarını eleştirmekten geri kalmamıştır. Göçmenlik meselesine sadece dini boyutu ile yaklaşmayıp, insani açıdan onur ve insanlık meselesi olduğunu belirterek Avrupa’da yükselişte olan mülteci karşıtlığına eleştirel bir tavır almıştır. Kapitalizmi birçok konuda eleştiren Papa, göçmen meselesinde de zorla yerinden edilmeye neden olan savaş ve sömürü düzenine her zaman karşı çıkmıştır. Mülteci kamplarına birçok kez ziyaret gerçekleştiren Papa Franciscus, 2014 yılında yapmış olduğu Türkiye ziyaretinin ardından Türkiye’nin mülteci politikasından övgüyle bahsetmiştir. 2017’de Myanmar ve Bangladeş ziyaretlerinde ise Arakanlı Müslümanlar ile görüştü ve bölgedeki Müslüman nüfusa karşı uygulanan baskı ve zulüm politikaları karşısında ağladığını söyledi.
“Göçmenler sadece istatistik değil, kardeşimizdir.”
Papa Franciscus’un göçmenler, iklim krizi ve dinler arasındaki diyalog konusundaki tutumları sonrasında yerine gelecek Papa’nın ilgili konularda nasıl bir yol izleyeceği merak konusu oldu. Papa’nın 21 Nisan’da gerçekleşen vefatının ardından gözler yeni seçilecek Papa’nın kim olacağı üzerinde yoğunlaştı.
Papalık içerisindeki kardinallerin görüş ve tutumları halka açık bir şekilde beyan edilmemesine karşılık, Vatikan içerisinde iki önemli grubun ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz. İlk olarak, tarihsel süreçte daha çok akıllara kazınmış haliyle Gelenekselci/Radikal grup gelmektedir. Bu yaklaşıma sahip olanlar katı Katolik dogmalara sıkı sıkıya bağlı, evlilik dışı birliktelik, LGBTİ+ hakları, kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki rolü ve kürtaj gibi uygularda sert ve değişilmez bir tutumdadır. İbadet biçimi olarak Latin dili ve geleneksel uyguların korunması ve taviz verilmemesinden yana olmuşlardır. Ayrıca merkeziyetçi bir kilise anlayışına sahip olarak evrensel nitelikte farklı ülkelerden kardinaller yerine daha çok Anglo Sakson/Avrupalı ile Beyaz kardinaller tarafından benimsenmiştir.
Radikalcilerin karşısındaki en güçlü yaklaşım ise merhum Papa Franciscus’un da içinde bulunduğu Reformcu/İlericigrup olmuştur. Bu gruptaki kardinaller yalnızca dogmatik Katolik değerler ile ilgilenmekle kalmayıp, sosyal adalet, çevre, göçmen ve kadın haklarının yanında en önemli şekilde yoksullukla mücadele konularda aktif bir tutum sergilemişlerdir. Radikallerin yanı sıra daha kapsayıcı bir niteliğe sahip olan bu grupta Latin Amerika, Afrika ve Asya’dan birçok kardinal bu grupta yer almaktadır.
Papalığın bu ikircikli yapısı, modern uluslararası zaman diliminde önemli olaylara karşı açılan bir pencere olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında göreve gelen XII. Pius, sert ve gelenekçi bir kardinal olarak göreve gelmiş, büyük savaşın yıkımları sonrasında modern dünyaya kapılarını kapatıp daha çok dini tarafına yoğunlaşmıştır. Ancak ondan sonra gelen ve bir süre Türkiye’de görev yapmış XXIII. John ise, Reformcular için bir dönüm noktası olmuştur. İkinci Vatikan Konsili’ni toplayıp, bu toplantı sonrasında içine kapanan Papalığı tekrardan modern dünyanın bir aktörü olmayı amaçlamış ve “Pencereleri açalım, temiz hava girsin” diyerek ilericilerin simge önderlerinden biri olmuştur. Fakat bu tutum ondan sonra gelen Papalar tarafından sürdürülememiş hatta 1978’deki I. John Paul’ın 31 gün süren ve gizemli ölümüyle sonlanan Papalık sürecinin, Soğuk Savaş içerisindeki önemi tartışma konusu olmuştur. Bu gizemli ölümün ardından rekabeti kazanan radikalci grubun adayı II. John Paul ise Soğuk Savaş ikliminde sert bir gelenekçi olarak yer almıştır. Bu tutumunun en önemli yanı ise Polonya kökenli bir Katolik olmanın köklerindeki Sovyet düşmanlığı yatmaktadır. Batı’nın Sovyetlere karşı kullanılan dini bir koz olarak kamuoyunda oldukça yer alan bir aktör olmuştur. Soğuk Savaşın ve SSCB’nin sonunun gelmesiyle birlikte yönetimdeki radikal grup, uluslararası siyasette dini bir figür olmaya karşı çıkarak yeniden muhafazakâr politikalar ekseninde Katolik uygulamalara dönüş sağlamıştır. İşte bu öze dönüş hamlesi, ilk Güney Amerikalı Papa Franciscus göreve geldiği tarihe kadar sürmüştür. Onun vefatıyla birlikte taht oyunları Vatikan’da yeniden başlamıştır.
Papa’nın 21 Nisan’daki vefatının ardından Vatikan’da “sede vacante” yani boş makam dönemine girildi. Cenaze töreni ise 26 Nisan’da yapıldı. Her zaman bir halk adamı olmayı sürdüren Papa Franciscus, istediği gibi sade bir cenaze töreninin ardından Roma’daki Santa Maria Maggiore Bazilikası’nda toprağa verildi. Vatikan dışında bir yere gömülerek 101 yıl sonra ilk kez Papalık sınırları dışında toprağa verilen ilk Papa olmuştur.
Sırada ise yeni Papa’nın seçimi için Konklav dönemi vardır. Vatikan’daki işleyişin devamı için yeni Papa seçilene kadar baş mabeyinci idari görevleri üstlenir ve en kıdemli kardinal de yeni Papa’nın seçilmesi için dünya çapındaki tüm kardinalleri Roma’ya çağırır. Bu Konklav sırasında sadece 80 yaşının altındaki kardinaller oy kullanabilir. Papa Franciscus’un vefatının ardından gerçekleştirilen seçimde ise 135 kardinal oy kullanabilecektir. Papa’nın seçilmesi için ise kardinallerin üçte ikisinin oyu gerekmektedir. Ancak bu çoğunluğa halen ulaşılamazsa 34. oylamadan sonra en fazla oyu alan iki aday arasında bir oylama yapılarak sonuca ulaşılıyor. Bu süreç modern zaman zarfında çeşitli süreler arasında değişmiştir. Örneğin en kısa konklavlardan biri olan 1939 seçimi iki günde gerçekleşen üçüncü oylama sonucunda biterken, 1958 yılındaki ise dört günde süren on birinci oylama sonunda bitebilmiştir. Ancak tarihteki en uzun Papa seçimine bakacak olursak 1006 gün süren, seçim gerçekleşemediği için kardinal gruplarının kendilerine Papa atadığı tarihteki birçok çoklu Papa dönemlerinden birinin yaşandığı 1271 seçimi olmuştur.
7 Mayıs’ta başlayan konklavın ilk günündeki ilk üç oylamasından sonuç çıkmayınca Sistine Şapeli’nden sadece siyah duman görüldü. Ancak 8 Mayıs’taki ikinci gün dördüncü oylamasından sonra ise Sistine Şapeli’nin bacasından bu kez beyaz bir duman yükseldi. Bu durum yeni Papa’nın seçildiği ve onun da bu görevi kabul ettiği anlamına geliyordu. Bazilika balkonundan yapılan “Habemus Papam” yani Papamız var anonsunun gelmesiyle seçimin sonuçlandığı resmileşmiş oldu. Yeni Papa, 14. Leo ismiyle ABD’li Robert Francis Prevost oldu.
Ancak Prevost, kamuoyunda, özellikle ilk günlerde Papalık ile ismi geçen isimlerden biri değildi. Gündemde en güçlü aday olarak Vatikan Devlet Sekreteri olan Pietro Parolin anılmaktaydı. Parolin’in en güçlü aday yapan ise hem aktif bir şekilde sürdürdüğü görevi ve yenilikçiler ile radikaller arasında bir uzlaşması rolünü üstlenmesi olmuştur. Parolin ayrıca Papalığın Asya’da yeniden etkinliğinin arttırmasının yanında Çin ve Vietnam ile yakınlaşmasının başlıca mimarlarından olması ile ünlenmişti. Bu durum, oldukça kaynayan bir kazan halini alan uluslararası ilişkiler boyutunda uzlaşmacı bir Papa figürünün cazibesini arttırmaktaydı. Papa’nın Asya ülkeleri ile olan bağını daha da güçlendirme ihtimalini arttıran durum ise Papalık adaylığı ile anılan Filipinli Luis Antonio Gokim Tagle olmuştur. Tagle, sosyal adalete vurgusu ve iklim değişikliği hakkındaki tutumları, onun da tıpkı Parolin gibi uzlaşmacı ve yoksulluğa karşı Papa Franciscus ilgili olmasıyla bilinmektedir. Ayrıca daha önce hiç Asyalı birinin Papa olmaması sebebiyle Tagle’nin ismi de dikkat çeken adaylardan biri olmuştur.
Tıpkı daha önce hiçbir Asyalı’nın Papa olmadığı gibi hiçbir siyahinin Papa olmaması, Ganalı Peter Turkson’un adaylığının popülerleşmesine neden oldu. Afrika’da oldukça saygı duyulan bir kardinal olan Turkson, 2013 yılından itibaren Papalık Konseyi’nin Barış ve Adalet Bakanı olarak görevini sürdürmektedir. Adaylar arasındaki en genç isim ise Orta Doğu’daki en üst düzey Katolik din adamı olarak dikkat çeken Pierbattista Pizzaballa olmuştur. 60 yaşında olması, uzun süre Papalık görevini sürdüreceği anlamına geldiği için kardinaller arasında Pizzaballa’nın adaylığına pek de sıcak bakılmamıştır.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından Papa Franciscus’un özel temsilcisi olarak bölgede ziyarette bulunan Matteo Maria Zuppi de potansiyel adaylar arasında yer almıştır. Aynı şekilde 2015 yılında Avrupa’daki mülteci krizi zamanında Papa Franciscus’un kiliselere göçmenleri kabul etmesine karşı çıkan ve Yeni Evanjelizasyon hareketinin lideri olarak anılan Macar Kardinal Peter Erdo da muhtemel adaylardan biri olarak anılmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump ise Papa’nın vefatının ardından kendisine yeni Papa’nın kim olmasını istediği sorusuna isim vermeyerek New York Başpiskoposu Timoty Dolan’ı işaret etmişti. Son zamanlarda oldukça aktif ve cüretkâr bir dış politika uygulayan Trump, Papalık seçimine de müdahale etmeyi bir şekilde başarmış oldu. Ancak tesadüf müdür yoksa Trump’ın gerçekten seçimlere bir müdahalesi olmuş mudur bilinmez yeni Papa, seçime giden süreçte son günlerde dikkat çekip, sürpriz yapabileceği ihtimali konuşulan ABD’li kardinal Robert Prevost olmuştur.
- Papa olarak tarihe geçen Robert Prevost, ABD’li olmasına rağmen ailesinin kökleri Kıta Avrupası’na, Fransa, İtalya ve İspanya’ya dayanıyor. Kendisi aynı zamanda uzun yıllar görev yaptığı Peru’nun da vatandaşı olmuştur. Bugüne kadar ABD’nin jeopolitik gücünden kaynaklanan ve bir tabu haline gelen ABD’li Papa seçilmeme süreci Prevost ile son buldu. Ancak Prevost’un Latin Amerika’da yaptıkları ve önceki Papa’nın sosyal ve ekonomik konulardaki fikir benzerlikleri, ABD’nin pek de olmasını istediği Papa figürüne uymadığını söyleyebiliriz.
Çocukluğu ve gençliği Chicago’da geçen Prevost, Chicago’daki Katolik İlahiyat Birliği’nin ilahiyat bölümünden mezun olduktan sonra Papalığın Aziz Thomas Aquinas Üniversitesi’nde Kilise Hukuku eğitimi almak için Roma’ya geldi. Ardından uzun yıllar yaşayıp, misyonerlik ve başpiskoposluk görevini sürdüreceği Peru’ya geldi. 2023 yılında ise kardinalliğe yükseldi. Aynı yılda dünya çapındaki başpiskopos adaylıklarının incelendiği bir komisyonun başına getirildi ve Latin Amerika Papalık komisyonu başkanı oldu. Prevost’un görev yaptığı topraklardan edinmiş olduğu nüfuz ve Papalıkta sürdürmüş olduğu yükümlülükleri, onun adaylığını güçlendiren etkenlerin başında gelmektedir.
- yüzyılda kurulan Aziz Augistinus tarikatından seçilen ilk Papa olan Prevost, göreve gelmesinin ardından 14. Leo ismini aldığını açıkladı. Bunu ise, bu ismi seçen 13. Leo isimli Papa’nın kilisenin modern sosyal doktrinini başlatmasının önemine vurguda bulunmak ve bu süreci devam ettireceği yönünde bir işaret olması nedeniyle seçmiştir. Bu durum aynı zamanda Papalığın basın sözcüsünün açıklamasında, tesadüfi olmayan bir referans olarak söylenmiştir.
Prevost’un geçmişi hakkındaki dikkat çeken konulardan biri ise Peru’da başpiskoposluk yaptığı dönemde, iki rahip tarafından cinsel istismara uğradığını söyleyen bir kadının, Prevost’un soruşturmayı kötü bir şekilde yönettiğini ve taciz suçlamasıyla adı geçen rahiplerin ayin yapmasını engellememesi olmuştur. Piskoposluk tarafından ise Prevost’un hiçbir örtbas işlemini yapmadığı gerekçesiyle, kadının iddialarını reddetmiştir. Son yıllarda daha çok gün yüzüne çıkan kilise içerisindeki taciz skandallarına karşılık Prevost’un geçmişindeki bu durum, gelecekteki muhtemel skandallar için de endişe yaratmaktadır. 2021 yılında ortaya çıkan taciz skandalları gerekçesiyle görevinden istifa eden Alman bir kardinalin istifasını kabul etmeyen Papa Franciscus, bu durumu felaket olarak nitelendirip reform çağrısında bulunmuştu. Papa Franciscus ile birçok konuda benzer görüşlere sahip olduğu söylenen Prevost’un bu konudaki tutumu ise merak konusu olmayı sürdürmektedir.
İki Papa arasındaki en büyük benzerlik, barış ve kurulması gereken köprüler üzerine olmuştur. Papa olarak yaptığı ilk açıklamasında bu konulara vurguda bulunmuş ve geçmişte de göçmen ve mahkumlara karşı sergilenen olumsuz tutumları eleştirmiştir. Açıklamasını İtalyanca yapan Prevost, sonradan İspanyolca da konuşmuş ancak ne ABD vatandaşlığına değinmiştir ne de İngilizce konuşmuştur.
Papa Prevost’un seçim öncesi yapılan son toplantıda “Papa Franciscus’un yürüttüğü reformların birçoğunun ileriye taşınması gerektiğini” vurgulaması, onun seçilmesindeki en önemli neden olmuştur. Ayrıca istismara karşı mücadele, ekonomik şeffaflık, Vatikan hiyerarşisinin yeniden düzenlenmesi, birliktelik, barışa bağlılık ve çevreye özen konularına değinmesiyle gelecekteki tutum ve davranışlarına bir ışık tutmuştur.
Ramazan Arda SARAY
Kaynakça:
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/papa-franciscus-hayatini-kaybetti/3544078
https://www.vatican.va/content/francesco/en/messages/migration.index.html
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/papanin-multeciler-konusundaki-turkiye-ovgusu-dis-basinda/97058
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42213914
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/katolik-kilisesinde-papalik-secim-sureci-basliyor/3559815
https://serbestiyet.com/haberler/beyaz-duman-gorundu-yeni-papa-secildi-207117/
https://gazeteoksijen.com/dunya/papalik-secimi-sureci-basladi-241351



