Search
Close this search box.

ARDIMIZDA BIRAKTIKLARIMIZIN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI : MİDİLLİ ADASI 

     Ege Denizi’nin kuzeydoğusunda yer alan, Yunanistan’ın 3. büyük adası Midilli… Diğer adalardan farklı olarak yeşilliğiyle göz boyayan namı diğer Zümrüt Ada. Peki biz Türklerin Midilli ile nasıl bir bağlantısı vardır ?

      Ada, 2.Murad döneminde vergiye bağlanmış ve 16 Eylül 1462 tarihinde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir. Böylelikle 450 senelik Türk hakimiyeti Adada başlamıştır. Türk hakimiyetinin başlamasıyla beraber Midilli; Barbaros Hayreddin Paşa gibi tarihimizdeki önemli bir şahsiyete memleket olmuş, Namık Kemal gibi kalemi kuvvetli bir edebiyatçımızın sürgün edilirken bizzat seçtiği yeni evi ve birçok şiirini (Murabba, Vatan Mersiyesi, Vaveyla) ve de tiyatro eserini (Celaleddin Harzemşah) tamamladığı edebi bir yurt olmuştur. Midilli sadece bununla kalmamakla beraber birçok mimari, kültürel varlığımıza da ev sahipliği yapmaktadır.

      Örneğin adada bulunan Yeni Camii, Yeni Camii’nin külliyesi içinde bulunan medrese, bu Camii’nin paralelinde bulunan Türk hamamı, Halim Paşa Konağı, Valide Camii, Mescit, Yalı Camii, sokak aralarındaki yıkık sokak çeşmeleri gibi. Peki bu kültürel değerler şu an ne haldedir ? İçler acısı bir örnekten başlayayım : Yalı Camii. Yalı Camii, 1998 senesine kadar kasap dükkanı olarak kullanılmıştır ardından aynı senede Tarihi Eserleri Koruma Dairesinin girişimleriyle boşaltılıp koruma altına alınsa da bu sözde bir koruma olacaktı zira bahtsız Yalı Camii, kasap dükkanından sonra zirai malzeme dükkanına dönüştürelecekti ve gelen tepkilere rağmen bu durumu düzeltme adına herhangi bir girişim yapılmayacaktı yetkililer tarafından. Yalı Camii ibadethane olmasının yanında yaşayan bir tarihti ve bu tarih öldürüldü, katili ise Yunan yetkililer. Amacı dışında kullanılıp tarihi varlığına saygısızlık yapılan eseremiz sadece Yalı Camii değil Sığrı Camii’dir de. Sığrı Camii 1928’den beri kilise olarak kullanılmakta ve de “Azize Triada (Agia Triada)” olarak adlandırılmaktadır. Bir ibadethaneyi hangi dine ait olursa olsun onu kendi isteğinize göre değiştirmek onu yok etmek dolaylı olarak o dine mensup kişinin ibadet hakkına saldırı demektir. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra fıkha (İslam Hukukuna) göre fethedilen yerin en büyük mabedi kılıç hakkı olarak camiye çevrilir kuralı esas alınarak zamanında camiye çevrilmiştir. Kılıç hakkı sebebiyle zamanında camiye çevrilmiş Ayasofya’nın müze olmasının yanında tekrardan camii olma vasfını aktif hale getirdiğimizden rahatsız olan Yunanlıların ortada bahsedebilecekleri ne kılıç hakkı ne de sunabilecekleri bir hukuki madde vardır. Bizim topraklarımızdaki tarihi gerçekliklere tahammülü olmayan Yunanlıların ne hikmetse Sığrı Camii gibi tarihi eserler söz konusu olunca kör, sağır ve dilsizi oynamaktadırlar. 

      Adada bulunan başka bir aslına uygun olarak kullanılmayan yapımız Moliva Camii’dir. Moliva Camii günümüzde Mythimna Belediyesinin Vatandaş Hizmet Ofisi olarak kullanılmaktadır. Valide Camii ise harabe halindeydi ve restore kararının ardından 2020 senesinde Ayasofya’nın müze olmasının yanında eskiden beri Müslümanlarca kullanılan ibadethane özelliğinin tekrar aktif hale getirilmesinden ötürü Yunan vali hükümete mektup yazarak restorasyonun durdurulmasını istemiştir. Bir tarihi eserin siyasete alet edilip çürümeye bırakılmasına göz yummak hangi medeniyette veyahut hangi vicdanda bir mantıklı izahı olabilir ? Tarihi eserler, insanlığın ortak değeridir yani tarihi eserlerin siyaseti, dini, milliyeti olmaz. Yapanın kültürüne değer kattığı gibi insanlığın gelişim sürecine de bulunduğu topraklara da değer katmaktadır. O misillemeden sonra bu sene yaklaşık 2 ay önce restorasyon yapıldığına dair bir yazı asılarak camii şu an kapatılmıştır. Tabii restorasyonun bir nihayete ulaşabileceği merak konusudur zira konu tarihi eserleri korumak, bakımını yapmak olunca Yunan hükümeti bir anda girişimlerinden vazgeçebiliyor. Adadaki Mescit (Gr. Metzit) ise yıkılmıştır elimizde sadece temeli kalmıştır. Adadaki Türk mezarlarının birçoğu ise tahrip edilmiş halde bulunmaktadır. Mezar taşlarına bakınca görüyoruz ki Yunanlıların bir milletin kültürel varlığına saygısı olmadığı gibi insanın ölüsüne, acısına da saygısı yoktur.

      Özetle Adada yapılan onca faaliyete bakılınca görülen şey sadece hezimet. Böyle yaparak ne kadar Türk varlığından kan akıtsalar da bir zamanlar orada var olan Türk hakimiyetini ve ayakta durmaya çalışan Türk varlığını yok edemezler. Ne Türk kültürünü ne de camileri kiliselere, dükkanlara çevirerek ya da yıkılıp gitmesine göz yumarak İslam kültürünü ortadan kaldırabilirler. Bilinçsiz bir şuurla böyle hareket etmek başta insanlığın ortak ürünü olan tarihe zarar vermektir. Her şeyden öte sahip oldukları topraklara değer üstüne değer katan bu kültürel varlıklara yapılan herhangi bir teşebbüs o sahip oldukları toprakların değerinden değer düşürmektedir. Bu durumda biz Türklerin de yapması gereken bize miras kalan kültürel varlıklarımızın nerede ve ne şekilde olduğunu bilip ona göre hareket etmektir. Eğer mirasımıza sahip çıkma bilinci ülke çapında gelişirse buradaki varlıklarımızın akıbetini birilerinin insafına bırakmaz onların hakkını gerekli mecralarda arayıp başta inşa edilme amaçlarına uygun bir şekilde ilelebet yaşamalarını sağlayabiliriz. Bu bilinci geliştiremezsek ne yazık ki bize kalan birçok mirastan mahrum kalacağız. 

Zeynep ÇINAR / RUBASAM Gençlik Kurulu Üyesi 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Lisans Öğrencisi

Sosyal Medyada Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER İÇERİKLER

SUÇUMUZ TÜRK OLMAKMIŞ.

Bulgaristan‘da 1944-1989 yıllarında iktidarda kalan komünist rejimin ülkedeki Türk ve