RUBASAM

İKİNCİ LİBYA KONFERANSINA NASIL GELİNDİ?

Fatih CEYLAN

Fatih CEYLAN - 6 Ekim 1957 tarihinde Bursa'da doğmuştur. Robert Koleji ve 1979 yılı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1979 yılında Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs İşleri Dairesi’nde aday meslek memuru olarak göreve başlamış çeşitli diplomatik görevlerin ardından 2006-2009 arasında Sudan büyükelçiliğinde bulunmuş, 2009-2010 yıllarında İkili Siyasi İşler Genel Müdürlüğü (Doğu Avrupa ile Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri kapsamaktadır) görevini yürütümüştür ardından 2010-2013 yıllarında Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya ve Uluslararası Güvenlik işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı (İkili Siyasi İşler Müsteşar yardımcılığı) olmuş ve 20 Eylül 2013 - 15 Kasım 2018 tarihleri arasında NATO Daimi Temsilciliği görevini yürütmüştür. Fatih Ceylan, evli ve 3 çocuk babasıdır. 2009 yılında adı Türkiye'nin NATO genel sekreter birinci yardımcılığı için geçmiş, ayrıca 2010 yılında ise Türkiye'nin Kırgızistan Özel Temsilcisi olarak da görev yapmıştır.

E. Büyükelçi Fatih CEYLAN

2020 Ocak ayında Libya’daki ihtilafın çözüm sürecini desteklemek üzere Berlin Konferansına evsahipliğiyapan Almanya bu kez 23 Haziran 2021’de Berlin’de yeniden bir konferans düzenleyecek.İkinci Berlin Konferansı öncesinde sırasıyla 13 Haziran’da İngiltere’de G7 Zirvesi, 14 Haziran’da Brüksel’de NATO Zirvesi ve 16 Haziran’da Cenevre’de Biden-Putin Liderler Zirvesi yapılacak.

Önümüzdeki kısa dönemde düzenlenecek bu önemli etkinliklerde bugün itibarıyla Kuzey Afrika ölçeğinde ve ötesinde ciddi bir krize sahne olan Libya sorununun ele alınacağını kestirmek güç olmasa gerek.

Yansımalarına hep beraber tanık olacağımız Libya’ya dair süreç yeni bir evreye girdi. 2020 Sonbaharında Libya krizinin çözümü için başta BM olmak üzerehareketlenen uluslararası toplum 2021 yılında yeni adımlara imza attı.

5 Haziran 2020 tarihinden bu yana BMGK Libya’ya ilişkin olarak sırasıyla 2526, 2542, 2546, 2570 ve 2571 sayılı Kararları aldı. 2020 Ekiminde Ulusal MutabakatHükümeti ile Hafter’e bağlı güçler arasında 5+5 formatında Müşterek Askeri Komisyon kuruldu. Taraflar kalıcı ateşkes anlaşması imzaladı.

2020 Kasım ayında yetmişbeş üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu hayata geçirildi. Bu Forumun kabul ettiği yol haritası uyarınca 2021 yılının başında Libya sahnesinde yeni siyasi aktörler yerlerini aldılar. Türkiye’ye yakınlıklarıyla bilinen Libya Cumhurbaşkanı Serrac ile İçişleri Bakanı Başağa perde gerisine çekildiler. 2021 Martında Ulusal Birlik Hükümetinin göreve başlamasıyla Başkanlık Konseyi Başkanlığını Libya’nın Yunanistan’da istenmeyen kişi ilan edilen eski Büyükelçisi Muhammed el-Menfi, Başbakanlığı ise Abdülhamid  Dibeybeüstlendi.

Yeni liderlik altında 2021 Aralık ayında Libya’da Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri yapılmasına karar verildi.

Gerek bu iki siyasi şahsiyet olsun, gerek Libya Devlet Yüksek Konseyi olsun uluslararası kamuoyuna yaptıkları çağrılarda Libya’dan yabancı güçlerin çekilmesini kuvvetli ifadelerle vurguladılar. Esasen bu yöndeki çağrı 2020 Sonbaharından bu yana BM ve yetkilileri tarafından da güçlü bir şekilde yapılıyordu. BMGK’nın aldığı Kararlarda da sayılarının 20.000’i bulduğu söylenen, Libya’ya Suriye’den ve Sudan’dan getirilen paramiliter güçlerin ülkeden ivedilikle ayrılmaları söylemi 2021 yılında Libya gündeminin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

23 Haziran’daki İkinci Berlin Konferansından da aynı yönde bir karar çıkacağını kestirmek hiç  güç olmasa gerek.

BÜYÜK RESİMDE LİBYA

 Libya krizini irdelerken bu ülkenin Kuzey Afrika/Akdeniz kuşağındaki (Magrep-Mağrip ekseni) ve Sahel havzasındaki bağlantısını gözden kaçırmamak gerekir. Bir diğer düzlem ise, Libya’nın uluslararası ortamda artık çok bariz olarak ortaya çıkan stratejik rekabetin bir öznesi, hatta tutsağı haline gelmiş olmasıdır. Son bir gözlem, Libya’nın da diğer başka ihtilaf alanlarında olduğu gibi seküler güçler ile selefi-cihatçı güçler arasındaki mücadelenin önemli bir odak noktası oluşturduğudur. Diğer bir anlatımla, Libya’daki çıkar çatışmaları arasında siyasal İslamın Batı-Doğu eksenindeki konumunun geleceği de mercek altındadır. Buradan çıkacak tablo siyasal İslamı şiar edinmiş çevreler için de hiç kuşkusuz sonuçlar doğuracaktır.

 Antidemokratik bir yolla Mısır’da Mursi’nin işbaşındanuzaklaştırılması, Tunus’ta Müslüman Kardeşlerin ideologlarından Gannuşi’nin iyice törpülenen siyasi nüfuzu, selefi-vahabi-cihadist güçlere karşı Ortadoğu’da filizlenmeye başlayan direnç odakları, İran’ın molla rejimine karşı zaman zaman tanık olduğumuz protestolar, Suriye’deki tıkanma, genel hatlarıyla Afrika’daki radikal akımlar karşısında uluslararası toplumun ana aktörlerinin benimsediği tutumlar siyasal İslama sığınan liderleri ve bunları destekleyen çevreleri her geçen gün daha da tecrit etmekte, yalnız bırakmakta ve hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası arenada güç kaybına uğramalarına yol açmaktadır.

‘Yeşil Dönüşüm’ temelinde petrol ve doğalgaza bağımlılık azaldıkça başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerindeki baskıcı ve antidemokratik liderlikler de tarih sahnesinden ama bugün ama yarın çekilmek zorunda kalacaklardır. Bu zincirde İran rejiminin de dönüşüme uğraması şaşırtıcı olmayacaktır.

Genel resim içinde İslam dünyasının ‘seküler yolculuğu’ özellikle genç kesimlerin desteğinde hız kazanacak ve karşımıza çok değişik dünya görüşlerine sahip yeni liderlerin çıkması gündeme gelecek ve Geçici Libyayönetiminin işbaşında olduğu 2021 Aralık ayına kadarolan dönemdeki olası gelişmeleri büyük resim içinde yerli yerine oturtamayan ve tutumlarında gerekli uyarlamayı yapamayan ülkelerin süreçten zararlı çıkmaları sürpriz olmayacaktır.

GÖSTERİŞLİ RAKSTA TÜRKİYE SAHNEDE NEREDE?

 19 Ocak 2020 tarihinde Berlin’de liderler düzeyinde gerçekleşen Libya Konferansına katılan oniki ülke arasında Türkiye de yer aldı.  Bu Konferansta alınan kararlar arasında Libya’daki soruna barışçıl yollardan siyasi bir çözüm bulunması temel hedefti. Bunu sağlamak üzere BMGK’nin 1970 ve 1973 sayılı Kararlarına istinaden çatışma halindeki taraflara askeri yardım ve malzeme tedariki yapılmaması, dolayısıyla ambargo uygulamasına devam olunması da karar altına alındı.

Birinci Berlin Konferansının hemen ertesinde AB, Libya’ya uygulanan silah ambargosunu denizden denetlemek üzere 31 Mart 2020’de İrini Operasyonunu başlattı. Bu operasyon daha önce NATO’yla işbirliği halinde icra edilen Sofia  Operasyonunun yerini aldı. İrini Operasyonunun sevk ve idaresi tamamen AB’nin kontrolüne geçti.

Türkiye’nin de katıldığı Berlin’de alınan kararlara rağmen taraflar arasındaki çatışmalar durulmadı ve uluslararası basına yansıyan haberlerde Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı güçler ile Bingazi’de Hafter’in komutasındaki güçlere yapılan askeri yardımlar durmadı. Çatışmalar şiddetlendi. Haftergüçlerinin Trablus’u hedef alan saldırısı 4 Haziran 2020’de Türkiye’nin Trablus Hükümetine sağladığı destek sayesinde durduruldu ve Trablus’a bağlı kuvvetler Sirte-Cufra hattına kadar olan bölgenin kontrolünü ele geçirdi.

Ulusal Mutabakat Hükümetinin Hafter güçlerine karşı sağladığı başarı Türkiye’nin 27 Kasım 2019 tarihinde Serrac Hükümetiyle imzaladığı “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına ilişkin Mutabakat Muhtırası”nın geçerli kalması açısından önemli bir zemin oluşturdu.

2020 yılının ikinci yarısında da Libya’daki sular durulmadı. 2020 Haziran ayında Türk savaş gemisi ile Fransız firkateyni arasında patlak verdiği öne sürülen gerilimli hadise uluslararası basına yandı. Bunu takiben 23 Kasım 2020’de İrini Operasyonunda görevli Alman fırkateyninin Türk bandıralı Roseline-A isimli geminin taşıdığı malzemeyi  incelemek üzere uluslararası sulardauyguladığı önleme operasyonu dünyanın gündemine  girdi. Başka ülkelerden demir alıp, Türk limanlarına uğradıktan sonra Libya’ya giden ‘hayalet gemiler’ de çeşitli medya organlarında sıkça işlenen konular arasındaydı. Son olarak 4 Nisan 2021 tarihinde İrini Operasyonu kapsamında bir Fransız savaş gemisi, sahibi Türk Panama bandıralı Medkon- İzmir isimli gemiyi durdurup, arama yaptı.

2020 Sonbaharında neredeyse arka arkaya patlak veren ve Libya’daki ortamı hareketlendiren gelişmeler karşısında soruna siyasi bir çözüm bulmayı önceleyen adımların ivme kazandığına tanık olduk. Bu kapsamdaRusya ve Türkiye’nin Libya’ya dışarıdan yabancı savaşçılar getirmekle itham edildiklerini ve bu iddianın yaygınlık kazandığını gördük. Yabancı paramiliter güçlerin Libya’dan çıkarılmasına dönük yoğunlaşan çağrılar ve alınan önlemlere paralel olarak 2020 Ekim ayında çatışan taraflar arasında kalıcı ateşkes anlaşmasıimzalandığını ve yeni yılla birlikte Libya’da geçici bir hükümet kurulmasıyla birlikte siyasi bir geçiş döneminin başladığını gördük. Ulusal Mutabakat Hükümetinin yerini Ulusal Birlik Hükümetine bıraktığını ve Libya’da yeni siyasi aktörlerin işbaşı yaptıklarını izledik.

2020 yılında diplomasi ayağı güdük bırakılmış, askeri güç yönü ağır basan bir tutum izlenmiş olmasının Türkiye’yi gerek bölge ülkeleriyle ilişkilerinde, gerek Batıyla olan bağlarında zor duruma soktuğuna ve yanlıştercih ve tasarrufların ülkeyi daha da yalnızlığa sürüklediğine şahit olduk.

Akdeniz havzasındaki denge ve çıkarlar ile daha geniş ölçekteki küresel stratejik dengeleri ve rekabeti ters açılardan değerlendiren, ülke çıkarlarını dar ve mezhebiideolojik kalıplarla okuyan, dolayısıyla her geçen gün Libya’daki varlığımızı ve çıkarlarımızı da iki ucu keskin kılıç üzerinde tutan bir anlayışın sürdürülebileceğini düşünen sığ bir anlayışın yönetim kademelerine hakim olduğuna bir kez daha tanıklık ettik.

Yeni yıldaki en büyük tesellimiz sırasıyla 27 Mart ve 12 Nisan’da Türkiye’yi ziyaret eden Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Menfi ile Başbakanı Dibeybe’nin iki ülke arasında imzalanan deniz yetki alanlarına ilişkin mutabakat muhtırasına bağlılıklarını açıklaması oldu. Bu süreçte aynı Libyalı yetkililerin önemli Batı başkentlerinde yaptığı temaslar, oralarda yaptıkları açıklamalar ve ilgili ülkelerle vardıkları mutabakatlar gözlerden kaçmadı.

Bu ziyaretler ertesinde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, MSB Akar, MİT Başkanı Fidan ile Genelkurmay Başkanı Güler 3 Mayıs’ta Trablus’u ziyaret ettiler. Arka arkaya gelen bu ziyaretlerdeki temel beklentiyi, Türkiye’nin Libya’ya doğru uzanan Akdeniz’deki çıkarlarının bu  ülkedeki yeni dönemde de korunmasını sağlayacak diplomatik zeminin güçlendirilmesi oluşturdu.

Diğer yandan, Libya’daki yeni siyasi liderlerin tümü uluslararası toplumun başlıca aktörlerinin de desteğiyle yabancı kuvvetlerin Libya’dan çekilmesine dönük çağrılarını artan bir tempoda yoğunlaştırdılar. Yabancı güçlerin Libya’da sahaya sürülmesinde rol alan ülkeler arasında, diğerlerinin yanısıra, Türkiye de işaret edilen adreslerden biriydi. Bu mesele başta Mısır olmak üzere ilişkilerin normalleştirilmesine çalışılan diğer Arap ülkelerinin hem liderleri düzeyinde  hem medyasında  sıkça işlenmeye başladı. Neredeyse bölgesel normalleşmeye dönük müzakerelerin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

2011 yılından bu yana Arap dünyasında olsun, Afrika bağlantılarıyla birlikte geniş Akdeniz kuşağında olsun stratejik rekabetin odaklarından biri olan Libya’yı bekleyen yeni dönemde Türkiye’nin, önümüzdeki İkinci Berlin Konferansı başta olmak üzere Haziran ayında yoğunlaşacak Zirvelerde, 2021 Aralık ayında Libya’da yapılması beklenen genel seçimleri de gözetecek diplomatik bir yolu tercih etmesi ve Libya’nın bütünlüğünü esas alan bir tutumu benimsemesi umulur.Bunun için Libya’daki tüm siyasi kesimlerle diyalog kanalları ayrımsız açık tutulmalıdır.

Önümüzdeki dönemde kriz boyunca Libya’da konuşlandırıldıkları anlaşılan selefi-cihatçı radikalunsurların ve diğer tüm yabancı güçlerin bulundukları bölgelerden çekilmeleri Türkiye’nin de ulusal çıkarı olarak görülmelidir.

Bundan böyle Libya’daki yeni dönemde tüm tarafları Ulusal Birlik Hükümeti altında birarada tutacak, Libya’nın birliğini Libya’nın sahiplenmesinin önünü açacak diplomatik hamlelere açık gereksinim vardır. Afganistan meselesinde ‘Afganistan’ın öncülüğünde ve Afganistan’ın sahipliğinde’ formülü temelinde barışçıl çözümü destekleyegelen Türkiye’nin aynı formülün Libya’ya da uygulanmasına öncülük edecek tutarlı bir davranış sergilemesi ve bunun diplomatik zemininigüçlendirmesi en uygun tercih ve yoldur. Aksi yönde ısrar etmek, yine askeri yöntemlere öncelik vermek,ekonomisi kötüleşen, GSMH’sı düşüş gösteren, döviz girdilerine muhtaç hale gelen, ekonomi başta olmak üzere hatalı hesaplara veya vehimlere dayalı güç bileşenlerini devletin kollektif aklından yoksun bırakan, bölgede ve küresel düzlemde izlenen hatalı politikalar sonucu yalnız kalmış, itibar kaybına uğramış bir Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı bir durum teşkil edecektir.

11/Haziran/2021

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ