RUBASAM

OSMANLI DEVLETİ I. DÜNYA SAVAŞINA NASIL KATILDI-2 

Hüseyin BASKIN

Osmanlı Devleti’nde savaş öncesi dönemleri kısaca hatırlamak gerekirse: “1853- 1856 Kırım Savaşında, Ruslara karşı Osmanlı’ya yardım eden İngiltere ve Fransa 1877- 1878 Savaşı’nda Osmanlı’ya sırtını dönmüş. Savaşta, Ordu kahramanca savaşmasına rağmen, Ruslar batıda İstanbul ve doğuda Erzurum’a kadar dayandılar… II. Abdülhamit döneminde Ruslara karşı yaşanan bu büyük yenilgi ile Osmanlı Devleti için çok ağır hükümler içeren, 3 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalandı. 29 maddeden oluşan bu antlaşma ile Rusya, Osmanlı’yı paramparça edip Balkanlara ve Doğu Anadolu’ya yerleşiyor ve (tarihi emeli olan) Akdeniz’e iniyordu. Osmanlı, Ermeniler üzerinde Rusya’ya söz hakkı tanıyordu. Osmanlı Rusya’ya 1 milyar 410 milyon Ruble savaş tazminatı ödemesine karar verilmişti.

Rusya’nın, Osmanlı mirasını tek başına ele geçirmesine Avusturya ve İngiltere tepki gösterdi. Diğer Avrupa devletleri de onları destekleyince yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, Ayastefanos Antlaşması’ ndan vazgeçip, Berlin Kongresi’nin toplanmasını kabul etti. Ancak bu Antlaşma da Osmanlı için büyük bir hezimet olmuştur. Sonuçta: Kuzeyde Osmanlı’ya bağlı bir Bulgaristan Prensliği; Güneyinde ise içişlerinde serbest, başında Hıristiyan bir vali bulunan Doğu Rumeli Vilayeti kurulmuştur. Makedonya ise ıslahat yapması kaydıyla Osmanlı’da kalmış. Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsız olmuş. Bosna-Hersek ve Yenipazar Sancağı Avusturya’nın yönetimine bırakılmış. Niş Sırbistan’a, Antivari, Karadağ’a, Dobruca Romanya’ya bırakılmış. Besarabya, Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakılmış. Kotur, İran’a bırakılmış. Osmanlı, Yunanistan’a bir miktar toprak verecek, Ermenilerin bulunduğu illerde ıslahat yapacak ve Girit’in özerkliğini geliştirecekti.

Ayrıca Osmanlı, Rusya’ya 802 milyon 500 bin Frank savaş tazminatı ödeyecekti. Berlin Kongresiyle Osmanlı İmparatorluğu paramparça edilmiş. Öyle ki, Berlin Antlaşması sonunda Osmanlı 287 bir 510 kilometre kare toprak kaybetmiştir. Yine 1 Temmuz 1878’de devletler hukukunda görülmemiş garip bir antlaşmayla Kıbrıs İngiltere’ye “emaneten” terk edilmişti ” (Kaynak: Sinan Meydan-Hafıza/ Yakın Tarihin Kitabı)  

Osmanlı Devletinin, savaşa nasıl katıldı konusuna tekrar gelirsek; Osmanlı Padişah’ı gibi, Osmanlı Hükümetinin ekseriyeti de savaşa katılma taraftarı değildi, tarafsız kalınması fikri ağır basıyordu. Ancak katılmak gerekirse de, çok güven duyulmamasına rağmen İngiltere’nin korumasına ihtiyaç duyuluyordu. Üstelik bu ülkeyle taraf olunan ordunun modernizasyonu ve sair anlaşmalar da vardı. Ancak Osmanlı Hükümetinde Enver Paşa Almanların da kışkırtmasıyla, Osmanlı’nın geçmişte haksız bir şekilde uğranılan kayıplarının ancak savaşa katılmayla telafi edilebileceğine inandırılmıştı.

Balkan Savaşı sırasında darbeyle iktidara gelen İttihatçı Hükümette; Enver Paşanın tarafı belliyken, en yakınındaki arkadaşı Talat Paşa uzun süre taraf olamamış; Rus, İngiliz, Fransız ve Amerikan Elçileriyle görüşmeler yapmış, ancak geçen yıllarda yaşanan Balkan hezimetini de dikkate alan bu devletler, ittifaklarına bir güç katmayacağı düşüncesiyle “işbirliğine” yanaşmamış veya oyalama yoluna gitmişlerdi.

“İttihatçılar savaş sırasında Fransa’ya da teklif götürmüşler, bunun için hükümette Fransız taraftarı olan Denizcilik Bakanı Cemal Paşayı gizlice Paris’e göndermişler, ancak ne yazık ki o da Fransızlardan kendisiyle konuşacak ciddi bir “muhatap” bulamamış ve eli boş bir şekilde İstanbul’a dönmüştür. Savaş sonlarında Rusya, İngiltere ve Fransa’ nın yer aldığı ittifakın Osmanlı Devletinin paylaşılması konusunda aralarında anlaşma yaptıkları ortaya çıkacaktır. Almanlar rakiplerinin bu “gizli paylaşım planlarının” farkındaydılar, ancak onların da Osmanlı Devleti ile ilgili planları vardı. Anlaşılacağı gibi, Batılı Emperyalist devletlerin her birinin kendine göre bir planı vardı, ancak hiç biri de Osmanlı Devletinin hayrına ve yararına değildi, hemen tümü devletin parçalanmasını istiyordu.

Savaş sırasında, usulen de olsa en büyük tehlikenin gelebileceği düşünülen Ruslara da “ortaklık teklifi” götüren İttihat ve Terakki’nin çekirdek yönetimi, Çar’dan da olumsuz yanıt almıştı. Özellikle Ruslar: “Osmanlı hükümetinin, son yıllarda Almanların tam bir kuklası ve bağımlısı” olduğuna kesinlikle inanıyorlardı. Başkentin her tarafında dolaşan Alman subayları, imparatorluğun “kilit noktalarına” oturması, başta Türk Genelkurmay Başkanlığının bir Alman Subayı tarafından yönetilmesi de, Rusları çoktan kızdırmıştı. İttihatçı yönetimin bir bakıma, Almanların her istediğini yapmaktan başka çarelerinin kalmadığı, diğer devletlerin yakın takibindeydi. İngiliz, Fransız ve Ruslar aralarında söz birliği etmiş gibi, uluslararası ortamda yalnız kalan Türklerden uzak durmaya çalışmaktaydı.

Emperyalist devletlerin hemen hepsi, Almanlar da dahil 1890 yılından beri Osmanlı hükümeti ve İmparatorluğu’na karşı, petrol bölgesini ele geçirmek için gizli siyasi oyunların peşindeydiler. Bunun en tehlikelisi İngiltere- Rusya arasında imzalanan, içeriğini pek kimsenin bilmediği “İran’ın hemen, Osmanlı İmparatorluğu’nun ise gelecekte, iki ülke arasında paylaşılma ve bölünmesini” öngören antlaşmaydı. Bu nedenle artık Osmanlının müttefiki olmanın, bu açıdan zaten bir anlamı kalmamıştı. Almanlar ise 1890 yılından beri Osmanlı Devleti’ne resmen “sızmışlar”, bütün kurumlarını adım adım ‘Islahat yapma” adı altında, ikili antlaşmalarla ele geçirmişlerdi. Bağdat Demiryolu yapım işini almışlar, esas hedefleri bir kısmı Osmanlı Devleti içinde, İran’da ve geniş Ortadoğu Bölgesinde, Hindistan’a kadar bir alandı. “ Büyük Dünya Alman İmparatorluğu” nu inşa etmek ve tüm bölgenin, yeraltı zenginliklerini ve Petrolleri ele geçirmek amacındaydılar.

Sonuçta, diğer Emperyalist ülkelere göre geç kaldıkları Dünya Pazar paylaşımında Almanya’nın da söz sahibi olması istenmekteydi. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için Almanlar var gücüyle çalışırken, Ortaçağ Haçlı zihniyeti ile hareket etmekte ve bu uğurda hiçbir kural tanımadıklarını göstermişlerdir. Balkan Savaşları sırasında, Avrupalıların hemen hepsi bir “Haçlı Ordusu” şeklinde Osmanlı Devleti’nin üzerine çullanırken, Almanlar da bu saldırıya ve parçalanmaya seyirci kalmış. Adeta, Türklerin Balkanlar’da yenilmesini, sökülüp atılmasını ve kendisine muhtaç olmasını bir kenarda bekleyip durmuş, sonunda o fırsatı da yakalamıştı.

Almanlar, zaten I. Dünya savaşı başında Fransa ve Rus Cephesinde savaştıklarından Osmanlı Devleti’nin askeri gücüne de, işbirliğine de pek ihtiyaç duymuyorlardı. Sonuçtan emin olduklarından “ortaklık teklifinde” da pek acele etmiyorlardı, bu teklifin Osmanlı Hükümetinden gelmesini bekliyorlardı. İşte bu yüzden, Osmanlı yöneticilerinin çoğu, 1914 yılında Almanların başlattığı savaşta, haklı olarak kendisini aç kurt gibi parçalamak isteyen bu devletlerden aslında hiç birine “müttefik olarak” güvenmiyordu. Ama savaşın genişlemesine karşıda bir politik duruş belirlemek, yönünü çizmek ve yerini kesin olarak görmek ihtiyacındaydı.

Almanlar, sonu belli olmayan bir takım gelişmelere doğru sürüklemeye başlamıştı. Alman yanlısı Enver iktidarı, Almanya’nın ülkede başlattığı yoğun propaganda çalışması nedeniyle, Almanların yarattığı “emperyalist tehlikeyi” ve niyetlerini, asla göremedi. Almanlar bir yandan Rus tehlikesini öne çıkartırken, bir yandan da “Esir Türkleri kurtarmak” adı altında, Rusya ile Osmanlı Devleti’ni karşı karşıya getiriyor, ”Rusya, Türkiye’den korkuyor!” gibi sözlerle kışkırtıyor ve yanına çekiyordu.” (Kaynak: Selehattin Sert- 1914 Alman İhaneti) (devam edecek) 16.01.2021

Av. HÜSEYİN BASKIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ