Geçmişin Ayak İzleri: Batılı Devletlerin Ortadoğu’daki Tarihsel Genetiği
Güzide Ulukanoğlu
Son zamanlarda Kudüs’ün içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda olayların, aniden, bu yüzyılda gerçekleştiğini zanneden birçok bireyin olması, benim bu konunun tarihi seyri üzerinde fazlaca durmama sebep oldu. Buna binaen evvelde gerçekleşen Haçlı Savaşlarının Kudüs ile alakalı olan kısmını aktarmak zorunda hissettim kendimi. Buyrun efendim, keyifli okumalar.
Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi ve Krallar Savaşı, III. Haçlı Seferi
- ve 12. Yüzyılda gerçekleşen toplam sekiz Haçlı Seferi’nin birincisinde Müslüman Türk dünyası ağır bir yenilgi almış, kutsal Kudüs’ü ve daha pek çok önemli yerleri kaybetmiştir. Bu durum, İslam’ın koruyuculuğunu üstlenen Müslüman Türklerin ağrına gitmiş ve II. Haçlı Seferi’nde büyük bir zafer kazanmıştır. Aldıkları hezimet, Haçlılar için bir vazgeçiş olmadı maalesef. Zira üç büyük kral; Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı Philippe Auguste, İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard, tam teşekküllü bir ordu toplamakla birlikte kendileri de bu sefere katılınca, mağlubiyetin Avrupa’nın canını ne kadar sıktığını anlamak zor olmasa gerek. Mutlak bir zafer için, intikam için hazırlıklar son sürat devam etmektedir Avrupa’da. Bu seferin en önemli nedeni ise Kudüs’tür. Çünkü; Kudüs hem Hz. İsa’nın doğduğu, yaşadığı, çarmıha gerildiği hem de ona inanan havarilerin, azizlerin burada yaşamasından ötürü kutsal bir yerdir. İşte böylesine önemli olan yer Kudüs I. Haçlı Seferi ile Katolik Avrupa’nın eline geçmiş ve burada bir Latin Krallığı kurulmuştur. II. Haçlı Seferi’nde mağlup olanlar Kudüs’ü elde tutmanın yollarını ararken, Mısır’da devlet kuran Selahaddin Eyyubi burayı fethetmenin planlarını yapmaya başlamıştır.
Dilerseniz Selahaddin Eyyubi’nin liderliği ve güçlenmesiyle sürece başlayalım.
Selahaddin Dönemi Başlıyor.
Yıl, 15 Mayıs 1174. Mısır ve Suriye hükümdarı Nureddin Mahmud ölmüş, dikkatler, yerine geçecek varisi olan oğlu el-Melik es Salih İsmail’e çevrilmiştir. El Melik es Salih İsmail henüz on bir yaşında bir çocuk olduğu için devletin idaresi valiler arasında paylaşılmıştır. Haliyle ortada merkezi otoritesi olan bir devlet kalmamış, Müslüman dünyası içinde iktidar mücadeleleri boy göstermiştir. Selahaddin’in de içinde bulunduğu bu mücadelenin kazanını, Selahaddin olmuş ve İslam birliğini yeniden kurmuştur. Efendisi Nureddin gibi Selahaddin de bütün amacını, hayatını cihâda adamış, bu uğurda mücadele etmiştir. İşte tam da bu yüzden Haçlıları mağlup edip Kudüs’ü ele geçirmek için hazırlıklara başlamıştır. 1182 yılında önce Filistin’e sonra El Cezire’ye, 1183 yılı Haziran ayının 18’inde de daha evvelden kendisine mukavemet eden Halep’e girmiştir. Son durumda Selahaddin’in hakimiyet alanı artık Berka Çölleri’nden Dicle kıyılarına kadar uzamıştır. Üstelik Bağdat Halifesi de onu destekliyordu, artık İslam dünyasında Selahaddin’in rakibi yoktu. Selahaddin’in güçlenmesinden ve içinde bulunduğu iç karışıklığın bir felakete yol açmasından endişelenen Kudüs Krallığı, Selahaddin ile barış içinde kalmanın en akıllı yol olduğunu savunuyor ve düşmanca tutumlardan uzak duruyordu, lakin hesap edemediği bir durum vardı, tüm Müslümanların nefret ettiği Kerak hakimi haydut Renaud de Châtillon. Renaud, Selahaddin’in Kuzey Suriye’de bulunduğu sırada Kızıldeniz’e bir donanma yollamış, Mekke’ye giden zengin gemi kervanlarını vurmuş, İslam’ın kutsal şehrine saldırmış, Kızıldeniz’de güneye doğru yol alıp Afrika kıyısı boyunca ilerlemiş, önüne gelen kasabaları yakıp Mekke’nin karşısına düşen Nubia’nın büyük liman kenti Aydip’e saldırıp burayı yakmıştır. Daha sonra rotasını kıyıya çevirip Hindistan’dan gelen değerli mallarla yüklü ticaret gemilerini zapt etmiş, Medine limanlarını ateşe verip Mekke’nin limanı Ragıp’ta, Cidde’ye giden bir hacı gemisini batırmıştır. Renaud’un amacının Peygamber Hz. Muhammed’in naaşını buradan götürmek olduğunu anlayan, tüm olan bitenden haberdar olan Selahaddin’in kardeşi Mısır Valisi Melik el-Adil, hemen duruma müdahale etmiş, Renaud’un korsanlarını ele geçirip esir aldıktan sonra Kahire’de bu esirlerin kellelerini almıştır. Selahaddin bu olayı öğrendiğinde adeta intikam için yemin etmiş, 1183’te tekrar Filistin’e girip, Renaud’un bulunduğu Kerak Kalesi önünde karargahını kurmuştur. Renaud’u yok etmeye adeta yemin eden Selahaddin’e karşı Renaud, Kudüs’ten yardım istemiştir, hızla yardıma koşan krallık ordusunun yaklaşması üzerine, o sene Selahaddin kuşatmayı kaldırıp, 1184 sonbaharında yeniden Kerak Kalesi üzerine yürüse de dayanıklı surları aşamadığı için ve yine krallık ordusunun yola çıktığı haberini aldığı için kuşatmayı tekrar kaldırmıştır.
1185 yılının Mart ayına baktığımızda Kudüs Kralı IV. Baudouin ölmüş yerine Trablus Kontu III. Raymond’un niyabetinde sekiz yaşındaki yeğeni V. Baudouin kral oldu. Bu durum Raymond’un ipleri ele geçirmesine neden olmuş, çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. O kış yağmurların yağmaması büyük bir kıtlığa neden olunca Raymond Müslümanlarla, Selaheddin ile dört yıllık bir anlaşma yaptı. Böylece hem yolunu gözlediği yeni haçlı ordusu gelene kadar hem zaman kazanacak hem de Müslümanlarla yapılacak ticaretten dolayı krallık rahat bir nefes alacaktı. Ne yazık ki beklenmeyen bir durum vuku buldu. Çocuk kral V. Baudouin 1186 Ağustos’unda ölünce saray partisi, Raymond ve taraftarlarını saraydan uzaklaştırma kararı aldı, krallık içinde artan bölünmeler iyiden iyiye kendini hissettirdiği sırada Raymond, gücüne güç katmak için Müslümanların Dımaşk ile Mısır arasında gidip gelen kervanlara saldırma kararı aldı ve 1186 Aralık ayında bu planını harekete geçirip kervanı koruyan askeri birliği imha etmenin yanı sıra kervanda bulunanları da esir alıp Kerak Kalesine hapsetti. Raymond esirlere “sizi kurtarması için Muhammed’inize yalvarın’’ diye hakaret etmeye başladı. Durumun vehametini işiten Selahaddin, öfkesinden yerinde duramamış, Raymond’u kendi elleriyle öldürmeye yemin etmiş ve saldırı hazırlıklarına başlamıştır.
Hıttin Savaşı ve Kudüs’ün Fethi
Kerak üzerine sefer yapmaya karar veren Selahaddin, ülkenin dört bir yanına ordu toplamak için haber salıp tüm askerleri cihada çağırmıştır. Planına göre kendisi Dımaşk üzerinden güneye doğru ilerleyecek, büyük oğlu Efdal’i kuzeyden gelecek olan birlikleri beklemek üzere geride bırakacaktı. Planını adım adım işlemeye başlayan Selahaddin, Raymond’a ait arazilere girip yağmada bulunmuş, Raymond ise Kerak Kalesi’nden dışarı çıkamamıştır. Mısır’dan gelen birlikler Selahaddin’in ordusuna katılırken, Halep, Musul ve Mardin’den gelen birlikler de Havran’da toplanmaktaydı. Efdal babasının emri üzerine 7000 kişilik Memlûk birliğini Akka’ya keşfe yollamıştır. Beklenmedik bir saldırıya uğrayan bu 7000 kişilik ordu nihayetinde zafer elde etmiş, bu durum Selahaddin’i daha cesaretlendirmiştir. Hemen Kerak’tan geri dönen Selahaddin, gönüllü ve yayalar hariç 12.000 atlıdan oluşan birliğiyle 1 Temmuz’da Ürdün Suyu’nu geçip 2 Temmuz’da Taberiye Gölü’nün sekiz kilometre batısında karargah kurmuştur. Bu durum karşısında büyük korku panik yaşayan Franklar tüm şövalye ve asilleri, kuvvetleriyle, desteğe çağırmışlardır. Toplanan kontlar, asiller ve Kral Guy, bir toplantı meclisi kurmuş, bir taraf saldırıyı desteklerken, Raymond ve adamları da savunmada kalmayı desteklemişlerdir. Havanın sıcak, kuraklığın hat safhada olması krallık ordusunu zor durumda bırakabilirdi. Başta akla yatkın gelse de alınan son karar Taberiye yönüne saldırı olmuştur. Tabii Frankların harekete geçtiğini duyan Selahaddin, uzun zamandır beklediği fırsatı yakaladığını düşünüp ordusunu kuzeye kaydırarak Hıttîn Ovası’na yerleştirmiştir. Taberiye’yi elde tutmak için yola çıkan Haçlılar ise 3 Temmuz 1187 öğleden sonra Hıttîn’in üst tarafında bulunan yaylalara gelmişlerdi, lakin Kral Guy’un ordusu susuzluktan bitap düşmüş, önlerindeki 30 metre yüksekliğindeki Hıttîn Boynuzları’nı (Tepeleri’ni) aşmak da orduda bir adım atacak güç bırakmamıştı. Kral Guy, son durum karşısında, o gece ordusunun dinlenmesine karar vermişti ki Kont Raymond, kralın yanına giderek bu işin krallık için son olacağını dile getirmiştir. Onun tavsiyesini dinleyen Guy, karargahı Lübnan’ın (Taberiye yakınlarında, Hıttîn’in güneybatısında bulunan bir yer) ötesinde, boynuzların yanında bulunan su kuyusunun yanına götürdü. Lakin bu su kuyusunun kuruduğunu görünce ölümün yakın olduğunu hissetmiş ve Tanrı’ya dua etmekten başka çaresinin kalmadığını anlamış. O gece ordusu adı geçen su kuyusunun yanı başında karargah kurmuş, bazı askerler su bulmak ümidiyle gece boyunca keşfe çıkmıştır, susuzluğun verdiği vahim durum şöyle dursun, su bulmak için giden askerler de Müslümanlar tarafından öldürülmüş, hatta susuzlukları artsın diye de ordu etrafındaki çalılıklar da yine müslümanlar tarafından ateşe verilmiştir. 4 Temmuz Cumartesi sabahı tüm Haçlı ordusu Müslümanlar tarafından tamamen kuşatılmıştır. İki taraf delicesine savaşa tutuşmuş ve savaşı sonuna kadar sürdürmüşlerdir. Savaşın sonunda yorgun ve susuz halde bulunan Haçlı piyadelerinin çoğu kılıçtan geçirilirken sağ olarak ele geçirilenler ise esir olarak alınmıştır. Orduda bulunan Kont Raymond ve bazı kontlar savaş meydanından kaçarken, kral ve şövalyeleri savaşa devam etmişlerdir. Kralın kırmızı çadırı tepenin üstünde kurulup buradan son bir gayret Müslümanlar üzerine saldırı başlatan Haçlılar, büyük mağlubiyete uğramış ve zafer Selahaddin’in ve ordusunun olmuştur.
Savaşa dair Selahaddin’in oğlu el-Melikü’l-Efdal şöyle der:
- Bu savaşta babamın tarafındaydım. Bu benim şahit olduğum ilk savaştı. Kralın yanındaki süvarilerle o tepede kalınca, karşılarındaki Müslümanlara öyle korkunç bir saldırıda bulundular ki, onları babamın yanına kadar sürdüler. Babama baktığımda yüzü mahzun, rengi kaçmıştı. Sonra sakalından tutup ilerledi ve “şeytan yalan söylemiştir’’ diye bağırdı; bunun üzerine Müslümanlar tekrar Haçlıların üzerine döndü ve tepeye doğru çıktılar. Haçlıların dönüp gittiğini ve Müslümanların da onları takip ettiğini görünce sevincimden “onları yendik’’ diye bağırdım. Bunun üzerine Haçlılar tıpkı birinci saldırı gibi ikinci bir saldırıda bulundular ve Müslümanları babamın yanına kadar sürdüler. Babam yine biraz önceki gibi yaptı. Müslümanlar onları tepeye kadar sürdüler. Ben yine “onları yendik’’ diye bağırdım. Bunun üzerine babam bana dönüp “Sus! O çadır yıkılmadıkça onları yenmiş olmayız’’ dedi. Babam benimle konuşurken birden o çadır da yıkıldı, bunun üzerine Sultan, atından inip Allah’a şükür secdesine kapandı ve sevincinden ağladı.

Hıttîn Zaferi’nden sonra Selahaddin, tek tek Haçlıların elindeki yerleri almak için mücadelerine devam etmiş zaferlerine zafer katmıştır. Önce Taberiye şehri sonra Akka, Celile ve Samaria… Ayrıca Selahaddin’in kardeşi el-Melikü’l-Adil de Mısır’dan harekete geçip Mecdelyaba’yı sonra da Kudüs’ün önemli liman şehri olan Yafa’yı da ele geçirirken, Selahaddin’in yeğeni Takiyüddin de Tibnîn Kalesi önünde birlikleriyle beklediği Selahaddin ile 19 Temmuz 1187’de saldırı başlatmış, beş gün süren kuşatma, yerini zafere bırakmıştır. Peşi sıra alınan yerler; Sayda, Beyrut, Remle, Ibelin, Beytüllahim, Halîl Kaleleri, Askalân, Gazze, Darûm, Natrûn, Bethgibelin ve Ludd gibi Templier (Haçlılar içindeki bir tarikat) kaleleri de bir bir ele geçirilmiştir. Şimdi sırada Kudüs vardır.
20 Eylül 1187’de Kudüs önüne gelen Selahaddin, ordugahını şehrin batı tarafına kurdu. Beş gün boyunca taarruzda bulunuldu, bir netice alınamayınca 25 Eylül Cuma günü hücum etmeye daha uygun gördüğü surların kuzey tarafında bulunan Dımaşk Kapısı ile kuzey köşesindeki kule surlarının önüne ordugahını taşıyıp taarruza buradan devam etti. Saldırılar sonuç vermeye, Haçlılar yenilmeye başladı, daha fazla tutunamayacaklarını anlayan Haçlılar teslim olmaya karar verdiler; lakin evvelinde Selahaddin ile konuşmaya gittiler. Kendilerine dokunmamaları karşılığında şehri teslim edeceklerini söyleyen Haçlılar’a, Selahaddin’in cevabı şöyle olmuştur: “Siz 491 (1098) yılında şehri işgal ettiğiniz zaman halka nasıl muamele ettiyseniz ben de size aynı şekilde davranacağım. Siz nasıl onları öldürüp esir aldıysanız ve kötü muamelede bulunduysanız ben de aynısını yapacağım’’ dedi. Bu cevap üzerine Sultan ile konuşmaya gelen Balian şöyle hitap etti: “Ey Sultan! İyi bil ki, biz bu şehirde Allah’tan başkasının bilmeyeceği kadar büyük bir kalabalığa sahibiz. Bu topluluk aman almak umuduyla savaşa ara verdi. Sen diğer şehirlerin halkına aman verdiğin gibi onlara da aman verirsin zannettiler. Onlar yaşamak istiyor, ölmek istemiyorlar, fakat eğer ölümden başka çare olmadığını görürsek, Allah’a yemin ederiz ki, çocuklarımızı ve karılarımızı öldürür, mallarımızı eşyalarımızı ateşe veririz. Size bu mallardan bir dinar veya bir dirhem olsun istifade ettirmeyiz. Ne bir erkek ne bir kadın esir alabilirsiniz. Tüm bunların yanı sıra elimizde bulunan tüm kutsal yerleri tahrip edeceğimiz gibi elimizdeki 5 bine varan Müslüman esirleri de öldürürüz. Kendimize bir tek hayvan dahi ayırmadan hepsini öldürür, sonra da hepimiz size karşı saldırıya geçer, canını ve kanını müdafaa etmek isteyen insanlar gibi savaşırız. O zaman da öldürülenlerin sayısınca adam öldürmedikçe ölmeyiz. Ya şerefimizle ölür ya da şerefli bir şekilde muzaffer oluruz.’’
Yukarıda geçen konuşma üzerine Selahaddin, adamlarıyla istişarede bulunup aman vermeyi, yani bağışlamayı kabul eder. Böylece Kudüs 2 Ekim 1187’de Müslümanlara teslim olur. 9 Ekim Cuma günü el-Aksâ Camii’nde büyük bir cemaatle namaz kılınmış, şükür duaları edilmiştir. Artık Kudüs 88 yıl sonra yeniden Müslümanların kontrolü altına girmiştir.
Evet sevgili okurlar, bu yazıda geçen konu, içinde yaşadığımız şu zamanlarda büyük ehemmiyet arz ettiğinden Kudüs meselesini daha detaylı aktarmak istedim. Dilerim okurken keyif almışsınızdır.
Güzide ULUKANOĞLU
KAYNAKÇA
- Demirkent, I. (1997). Haçlı Seferleri. Dünya Yayınevi.
- Gölgesiz, S. (2022). Kudüs Haçlı Krallığı Siyasi Tarihi. Türk Tarih Kurumu, 1099-118
- Kanat, (2010). Ortaçağ Türk Devletleri’nde Suç ve Ceza.
Editör: Zeynep Çınar, Teknik İnceleme: Halit Gökalp Küçük
Akademik İnceleme: RUBASAM Akademik Kurul



