RUBASAM

ÖNCE VATAN (11)

Atillla ÇILINGIR

Yukarıda anlattığım olayın tamamı gerçek olup; 16 Ağustos 1974 tarihinde Miamilya köyünün domuz mandıraları bölgesinde yaşanmıştır. O 187 esirin ne yapılacağının yanıtını bekleyen bölgenin komutanı Yarbay Burhan Kanıt, üst komutanlıktan almış olduğu emirde; esirlerin akıbetinin kendi inisiyatifine bırakıldığını öğrenince ne yapacağını şaşırmıştır! Bunca insanı nasıl muhafaza edecek, nasıl besleyecektir? Geri bölgeye göndermek istese; nasıl, hangi araç ile gönderecektir? Kaldı ki savaş bütün hızıyla, acımasızlığıyla devam etmektedir… Bu sırada Bölük Komutanları içerisinde oğlu gibi sevdiği Üsteğmen Atilla Çilingir yanına gelerek, tüm sorumluluğu üzerine aldığını, az önce esirleri Rum kesimine geçmeleri için serbest bıraktığını söyler. Yarbay Kanıt, sadece başını sallayarak bu inisiyatifi onayladığını belli eder. Büyük bir mesuliyet mutlu bir son ile noktalanmıştır… Evet, sevgili okur; Tam 43 yıl önce yaşadığım o çok özel günü hiç unutamadım. O gece topladığımız esirlerin yaşadığı tam bir dramdı… Kucaklarında bebekleri olan kadınlar, elleri bastonlu yaşlılar, korkulu gözlerle ne olduğunun farkında bile olmayan çocuklar, genç kızlar! Bir an kendi yakınlarım gözlerimin önüne geldi. Böyle bir durum karşısında ne yapılabilirdi ki? Bizler o yer ve zaman kesitinde; savaşta dahi, yaşanan onca vahşete rağmen insan olarak kalabilen ama özellikle Türk’ün o kendine has nitelikleriyle temayüz etmiş savaş meydanlarının Yiğit Mehmetçiğiyle birlikte bize yakışan neyse onu yaptık. Ve o gece; Kahraman Mehmetçiklerin aç, susuz kalmaları pahasına yiyeceklerini, içeceklerini o muhtaç insanlarla paylaşması hala dün gibi hafızamda yaşamaktadır. O gece bana tercümanlık eden Rum kızı Mariya’nın, yıllar sonra 1974 savaşlarında yaşanan bu gerçeği yazdığını; 1985 yılında Kıbrıs’a ikinci kez göreve geldiğimde öğrendim. (Mariya, Kıbrıs Rum kesiminde yayınlanan yerel basında yaşadığı bu olayı paylaşmış…) Kendisine ulaşmayı çok denedim ama olmadı! Çünkü ailece adadan ayrılmış, Yunanistan’a göç etmişti… Kıbrıs Savaşlarında yaşadığım o geceyi asla unutmadım. Mehmetçiğin komutanı olarak onlarla gurur duymamın yanı sıra; Türk Milletinin o kendine has insani niteliklerine de tanıklık etmiştim. Ancak savaşın diğer tarafında acıların en büyüğü yaşanıyordu! Çünkü aynı saatlerde E.O.K.A. Rum çeteleri, sırf Türk oldukları için insanlarımızı diri, diri toprağa gömerek katlediyordu… Aradaki fark bu kadar çarpıcıydı işte… Savaşta da olsak, bizden aman dileyene, yardım isteyene; koşulsuz olarak yardım elimizi uzatmak. O gece bize yakışanı yapmış, Türk Milletinin en büyük hasletini; âlicenaplığımızı göstermiştik… (Bizzat yaşadığım bu savaş anımda isimleri geçen; Kıbrıs’ta o acılı dönemde omuz omuza savaştığımız; ancak şimdi hayatta olmayan çok değerli Tabur Komutanım Yarbay Burhan Kanıt’ı, Bölük Başçavuşum, Banazlı Cafer Çınar’ı, hayatta olmayan cesur yürekli Mehmetçiklerimi şükran ve rahmet duyguları ile anıyorum. O gece orada, Rum’lara gösterdikleri insanlık fazileti ile büyük bir ders veren Mehmetçiklerimin komutanı olarak, onlarla gurur duyuyor, hepsini minnetle yâd ediyorum.) (Bk. Kaynakça-17) Yukarıda özetlemeye çalıştığım olay; Kıbrıs’ta 1974 savaşlarında bizzat yaşadığım bir gerçekti. İşte Türk olmak, Türk Milletinin, Türk Ulusunun bir parçası, bir ferdi olmak böyle bir şeydi. Ama her şeyden önemlisi, savaşın içinde yaşanan bu olayın her karesi: Türk’ün, Türk Milletinin tarih sayfalarına kazıdığı; o kendine has niteliklerinin öne çıktığı, insanlığa örnek olacak gerçeğin ta kendisiydi… Ya günümüz Türkiye’sinde Türk Milletinin o kendine has niteliklerinde değişen bir şeyler var mıdır? Bu sorunun yanıtı kocaman bir hayırdır. Çünkü ceddine Türk Milletine yaraşır, o kendine has nitelikleriyle yoğrulmuş vatan evlatlarımız, bugünde kendilerine verilen vatan görevini; gözünü budaktan sakınmadan yerine getirmekte, gerektiğinde vatan için hayatlarını seve, seve feda etmektedirler. Özellikle son dönemde P.K.K. terör örgütüne mensup alçakların, vatan topraklarımızdaki hain faaliyetlerini önlemek adına; hiç tereddüt etmeden hayatını bu aziz topraklar için feda eyleyen, kahraman evlatlarımızdan birisinin; Şehit Jandarma Komando Onbaşı Zekeriya Doğan’ın şahadetinden bir gece önce ‘vasiyetimdir’ diyerek, anacığına yazmış olduğu aşağıda tırnak içine almış olduğum dizeleri; Türk insanının ‘vatan sevdasına’ verilecek en çarpıcı örnektir: Bu satırları; tüm şehitlerimiz adına onları doğuran, koruyup kollayan, ne büyük güçlüklerle büyüten anacıklarına hitaben kaleme aldığım aşağıdaki mektubumu; 43 yıl önce ata yadigârı Kıbrıs adasında vatan ve vazife uğruna savaşan, Mehmetçiklerimizin kahramanlıklarına, şahadetlerine yakinen tanıklık eden, bir Gazi Komutan olarak; onlara ithaf etmek isterim. Hiç şüphesiz eli kınalı nice Koçyiğitlerimiz; aynı duygu yumaklarıyla yoğrulmuş cesur yüreklerini, güçlü bedenlerini vatanımız için seve, seve feda ettiler. 15 Temmuz 2016 tarihinde de, bu aziz vatan topraklarına bir karabulut gibi çökmek isteyen, o salya sümüklü hain meczubun yönettiği Fethullahçı Terör Örgütünün darbe teşebbüsünü de; aynı cesur yürekli vatan evlatlarımız önlememiş miydi?

Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/once-vatan-11-makale,51748.html

Önce Vatan Gazetesi

YAZARIN SON YAZILARI
Önce Vatan (22) - 26 Ağustos 2021
Önce Vatan (21) - 26 Ağustos 2021
Önce Vatan (20) - 26 Ağustos 2021
Önce Vatan (19) - 11 Ağustos 2021
Önce Vatan (18) - 11 Ağustos 2021
Önce Vatan (17) - 9 Ağustos 2021
Önce Vatan (16) - 9 Ağustos 2021
ÖNCE VATAN (15) - 30 Temmuz 2021
ÖNCE VATAN (14) - 30 Temmuz 2021
Önce Vatan (13) - 30 Temmuz 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ